top of page
  • Murat Hüseyin inceoglu

Heidelberg "Tarih ve romantizm"

Bugün sizlerle beraber Almanya'nın savaşta hiç bombalanmamış bir kentine yolculuk yapacağız. Bu yolculuk bize ortaçağdan beri Alman mimarisini tanımak ve şehircilik anlayışlarını görmek fırsatı da sunacak. Ama daha ziyade çok gezilesi çok güzel ve pek de bilinmemiş bir güzelliğin belki sizler tarafından fark edilmesini de sağlayacak. Bence Almanya'nın en romantik ve gördüğüm kısmının en ruhu olan kenti Heidelberg. Yolculuğa hazırsanız kahvenizi koyun, arkanıza yaslanın, perdenizi ve zihninizi açık hale getirin, telefonunuzu uçuş moduna alın ve başlayın.


Bir inci gibi güzel 180.000 nüfuslu bir kent burası. Güzelliğin ve sadeliğin çok farklı boyutlarını daha arabanızdan inmeden kent merkezine yaklaşınca hissediyorsunuz. Kentin büyüklüğü klasik Alman zihniyetinin ürünü. Herşeyin bulunabileceği kadar büyük, kolay yaşanacak kadar küçük. Bence de çok ideal bir büyüklükte.

Neckar nehri kıyısına dar sayılabilecek bir vadide yapılmaya başlanmış. Yüzyıllar içerisinde vadinin dışına doğru da bir yapılaşma olmuş. Sanayi tesisleri genelde bu bölümde yoğun. Eğer kente gezmeye gelmek isterseniz vadi çerisinde kalacaksınız. Araba ile gelecek olursanız P8 veya P6 otoparklarını hedefleyin ki yukarıda görgüğünüz güzel köprüye 1 kilometre uzakta ve tam da gezilecek yerlere yakın mesafede olabilesiniz.


Bilmediğiniz bir kente yeni geldiğiniz ve yeraltı otoparkından dışarı çıktınız; karşınızda böyle bir manzara görmeyi beklemezsiniz sanıyorum. Kentleşmenin en güzel örneklerinden biri burası. Şehrin oldukça merkezi bir yerindesiniz ve yemyeşil kalmış 800 yıllık bir kente bakıyorsunuz. Bir an için bu nehir kıyısında yürüyüşe çıktığınızı düşünün.



Kişisel olarak ilk izlenimimi söyleyeyim adeta tarihi bir film seti gibi. Nehrin bir tarafının tamamen yeşil bırakılması ve geçen yüzyıllar boyunca bunun korunmuş olması çok alışılmadık bir durum.


Dilerseniz "Yansımalar ve Renkler" konuşsun. Size huzuru ve romantizmi bıraksın. Nehirden gözünü alabilirseniz yavaş yavaş kente doğru ilerleyelim.

Nehre dik bir şekilde bir kaç ara sokak ilerlerseniz ona paralel olan ana cadde yani Hauptstrase'ye varacaksınız. Bir mil uzunluğundaki yürüyüş caddesi bu uzunluğu ile Almanya'nın en uzun yürüyüş caddesi.


Cadde alçak katlı yapılarla çevrili. Minik şirin kafe ve dükkanlar ile dolu. Huzur veren bir sakinliği var. Böyle olunca ülkenin en uzunu veya en büyüğü gibi tanımlamalar çok garip kaçıyor burada. Sadelik ve huzur ön planda.

Kent çok genç bir nüfus barındırıyor. Hal böyle olunca ana cadde kafe, restoran ve pasta fırınları ile dolu. Yemeseniz bile size görsel bir şölen sunuyor tabi yememeyi başarabilirseniz.


Çok uzun bir ana cadde olunca onlarca sokak buraya bağlanıyor. Her ara sokak bir pencere gibi. Sizi bu aralıkta ayrı bir manzara veya enstantane bekliyor. Biraz bakına bakına ilerleyelim isterseniz.


Bu resmi ana caddeyi daha iyi tanımlamak için seçtim. Bazen kısmi genişlemeler de olsa genelde dar bir cadde bazen böyle kalabalık bazen sakin ama hani hava sıcak olsa tam sayfiye yeri havasında bir mekan.


Her bir kaç binada bir kimi dar kimi geniş aralar var. Kimi kafelerle dolu kimisi sakin ancak çok hoş ve huzur verici. Orjinallik korunmuş durumda.

Bu sokak park yerinden gelirken geçtiğimiz yan yollardan birisi. Evler, duvarlar, binalar herşey orjinal.


Sokak üzerinde bir anaokulu tabelası bana hayli başarılı geldi. İki boyutlu çocuk resminin elinde üç boyutlu kova ve kürek çok yaratıcı bir alegüri olmuş.


Ana meydan ve kiliseye doğru ilerledikçe biraz daha kalabalık artıyor. Nedeni burası bir öğrenci kenti ve üniversite de bu tarafta.


Resimde gördüğünüz kilise ana kilise değil. Çok kilise görmüş birisi olarak ben içerisine girmiyorum artık. Siz ilginiz varsa araştırın öyle gezersiniz.


Resimde gördükleriniz şişe değil, şemsiye. Farklı ve orjinal tasarımı çok hoşuma gittiği için buraya koydum. Çok yaratıcı buldum doğrusu.


Artık caddenin bu noktasından itibaren sağa doğru dönen tüm caddeler üniversiteye çıkıyor. Bu nedenle yollarda öğrenci ve kafe görmeye başlıyorsunuz. Arnavut kaldırımlı yollar çok alımlı doğrusu.


Rottenburg ob der Tauber yazımı okuyanlar belki hatırlayacaklardır Kathe Wohlfahrt burada da dükkan açmış. Nürnberg ve Münih'te de dükkanlarını görmüştüm. Sanırım oldukça beğenilen bir mağaza.

Bilmeyenler için yazmış olayım bu dükkan R.o.d.Tauber orjinli bir ailenin işlettiği noel mağazası. Tamamı el işi yapılmış akla gelmez sayıda yılbaşı malzemesi satan bir dükkan. Alışveriş yapmasanız da bir müze gezisi gibi düşünüp içini bir kez olsun gezmenizi öneririm.


Noel veya yılbaşı dükkanı deyince sadece geyik veya çam ağacı gelmesin aklınıza çılgın figürler, hoş objeler bulabileceğiniz bir dükkan.


Bu kadar övgüden sonra fiyatların çok da minimalist olmadığını belirtmek gerekir sanıyorum. Bir de küçük çocuklarla geziyorsanız yanınızdan ayırmayın kırılıp dökülebilecek çok obje var uyarmış olayım.


Yol üzeri kafe, bira mekanları, pastane ne ararsanız çeşit çeşit var aç gelmenizde sakınca yok. Ayrıca ne yeriz diye düşünmeyin, hangisinde yeriz diye bakarsınız.


Üniversitenin olduğu sokaklardan birine dönünce z kuşağı sizi karşılıyor.


Bir çok binası var üniversitenin. Kuruluşu 1386 ile tarihleniyor. Düşünsenize neredeyse Osmanlı imparatorluğu kadar eski bir okuldan bahsediyoruz. Öğrenci sayısı da 28.000 gibi oldukça büyük bir rakam. Zaten kentin bir kesiminde öğrenci fazlalığı hemen dikkatinizi çekiyor.


Güzel çıkmamış ama resimdeki kütüphane camlarından yansıyan kitapların görüntüsü çok hoş.


Bu üç resmi internetten bulup koydum. Biz kapalı olduğu için gezemedik, ancak siz madur olmayın fikriniz olsun istedim. Burası bir öğrenci hapishanesi.


Burası çok eski bir okul olduğu için böyle bir hakkı varmış. Kendi bünyesinde uygunsuz davranışları olan insanları buraya koyabiliyorlarmış. Aslında içinde hücre falan yok bir binanın tamamı hapishane. Öğrencilerde içeride boş durmamışlar tüm duvarları resim ve yazılarla doldurmuşlar. Adeta hiç boş duvar kalmamış diyebilirim.


Günümüz bakış açısıyla hapishane fikri korkunç gelse de o zaman bazı öğrenciler bir şeylerden uzaklaşmak için buraya girmeye çalışırlarmış. Çok farklı bir mekan burayı atlamamanızı öneririm.


Aynı sokağın resmini koyduğumu düşünmeyin bu korunmuş romantik kentte birbirinden güzel pek çok sokak ve bir o kadar da kafe var.


Bunlardan birisi " Kafe Romantika ". Kent gibi tarihi bir yer, eski eşyalar ile dekore edilmiş sempatik çalışanları olan sıcak bir mekan.


Soğuk havada sıcak bir mola dinlenme ve tazelenme için de iyi oluyor doğrusu.


Mekanın sahibinin canayakın köpeği ile samimiyet kurmak da zor değil. Gözünüze bakıp çağırmanızı bekliyor. Yanınıza gelip sırtını size dayayıp samimiyet gösteriyor hemen.

Yola devam edelim malum cadde uzayıp gitmekte.


Caddeler yeşillikle bitiyor. İnanılmaz yeşilliklerle çevrili bir kent ve zaten kenti ormanın içine kurmuşlar hissine kapılıyorsunuz.


Burası kumda Türk kahvesi satan bir mekan. Aslında fikir çok cesaret edip yaparsan. Otantik diye müşterileri de vardı doğrusu.


Otantik deyince kent değişik, şirin objeler satan mağazalarla dolu. Öğrenci etkisi mi yoksa bu buralarda tutulan bir olay mı bilmiyorum.


Ancak çok sempatik ev eşyası ve obje görmek te hoş bir sürpriz oldu.


Gözün gördüğünü yansıtamamış bir perspektif çalışması.


Cadde uzun dükkan çok bir dört ila beş saatinizi mutlaka ayırın bu kente.


Bu kentin köprüsünün kapısı; güvenlik ve giren çıkanı denetlemek her çağda önemli olmuş sanırım. Eski zamanlarda tek köprü varmış nehrin üzerinde.


Yeni köprülerde var ama burayı sakın atlamayın: Çok güzel bir panaroması var.


Köprüye gelince kentin hemen yukarısındaki Heidelberg sarayını görüyorsunuz. Burası Fransız işgaline kadar çok görkemli bir yermiş ancak Fransızlar burayı yağmalayıp yakmış. Bu nedenle çok az bir kısmı sağlam kalmış. Bahçesinden kent manzarası için yukarı çıkanları çok okudum ama biz çıkmadık. Ama aşağıdan kente kattığı görüntü çok güzel.


Nehrin ve kentin çevresi yeşilliklerle dolu. İnsana keyif veren, huzur veren bir yer burası. Gözünüz yeşile dalıp gidiyor, dinlendiriyor insanı.


Biraz Prag biraz da Würtzburg havası var bu kentte. Romantik ve sevimli.


Sonbahar sarısı, orman yeşiline karışıp sarayın silüeti ile sarmalanınca manzara çok çekici bir hal alabiliyor.


Sizi bilmem ama bende imrenme ve biraz da kıskanma hissi bırakacak kadar güzel bir dokusu var kentin. Alman kentleri mekanik bilinir ama burası fikirlerinizi tümden değiştirebilecek bir potansiyele sahip.


Köprünün korunmuş olması kentin bombalanmamış olmasına da bağlı tabii ama iyiki de öyle olmuş diyor insan.


Pastane ürünleri de iç gıcıklayıcı bir çekicilikle kentin güzel silüetine eşlik ediyor.


Bu içki buraya özel bir likör türüymüş. Likör deyince aklınıza hafif içki geliyorsa üzerindeki 66 sayısının alkol yüzdesi olduğunu söyleyeyim. Hani eski tabirle köpek öldüren türden sertlikte bu likörü cesaret ve hevesiniz varsa deneyin.


Sevdiklerinize mi yoksa sevmediklerinize mi gönderirsiniz bilemiyorum ama bu kıllı kart postallar da buraya özgüymüş.


Bu da kente özgü bir tatlı. Adını bir türlü hatırlayamadım dükkanlarda göreceksiniz. Ancak hemen uyarayım Taubere özgü schineballen de var burada ama o değil. İçinde tuzlu fıstık ezmesi ve çikolatalı katları olan bir tatlı. Tatlı tuzlu karışık şeyleri seviyorsanız tam size göre. Yok eğer sevmiyorsanız boşuna midenizi zorlamayın.


Cadde her daim canlı ve gözünüzü oyalıyor. Köpek gezdiren kişiler burada da karşımıza çıkıyor. Kendi köpeğini yürümeye çıkaramamak bana tuhaf geliyor.


Bu da bir alkol dükkanı, vitrindeki motorsiklet ile dekor yapmış. Çok hoş geldi bize.


Kasım sarısı kentin romantizmine bir başka dokunuş olmuş sanki.


Ana meydan noel çarşıları ile dolu. Ama öyle büyük bir meydan beklemeyin küçük ama sempatik bir yer.


Ağaç süslü binalar ile daha bir süslü olmuş.


Burası da 400 yıllık bir otel ve restoran biz içine girmedik ama turist gezdiren bir rehber pek bir anlattı burayı. Aç olursanız girip bir bakın.


Meydandan saray bir kale edası ile yukarıda görünüyor. Yağmalanıp yakılmasa pek güzelmiş galiba. Çünkü bu haliyle bile pek alımlı.


Ana meydanda kentin bir maketi de var. Adamların kentleri hiç değişmeyince maketinde bir anlamı oluyor. Bizde yılda bir yeni maket yapman gerekli olurdu yoksa.


Sanıyorum bir yanına araba park edilmiş tek sokak buydu. Kentin eski merkezi neredeyse tamamen araçtan arındırılmış, bu da hoşluk duygusunu arttırıyor.


Biz caddeye ortasından çıktığımız için hızlı adımlarla öbür tarafını da görmek istediğimiz için adımlıyoruz geriye doğru. Serpiştiren biraz yağmur daha mı alımlı yapmış sokağı ne?


Havanın kararmaya başlaması dükkanların ışıltısını çıkarıyor ortaya. Ağaçların sarısı dükkanların sarısına karışıyor.


Caddenin ters tarafında kafe az, bildik mağazalar çok.


Ancak tarihi doku korunmış ve tabela kirliliğine izin verilmemiş. Artık her yazımda dikkatinizi çekiyorum. Bizim ülke olarak bu tabela terörüne bir dur dememiz lazım.


Artık yavaşça toparlamak gerekirse alımlı ve güzel ana caddesi ile Heidelberg, ziyareti hakeden çok güzel bir kent.


Frankfurt'a gelirseniz sadece 80 kilometre uzaklıktaki bu üniversite şehrine araba veya tren ile kolayca ulaşabilirsiniz.


Çok değişik kafe ve yemek seçenekleri sunan hoşça vakit geçirme garantili bir yer burası.


Harika bir silüeti var sanki kartpostal gibi.


Tasarım ürünler satan sempatik mağazalar için bile bir ziyaret edilebilir.


Hele Kasım Aralık ayları size ışıklı bir görsel de sunacaktır.



Sarayı ve korunmuş dokusu ile Heidelberg sizler için kaçırılmayacak bir günlük gezi vadediyor.


Sadece bu silüet için bile kente gidilir. Sarının ve yeşilin kenti Heidelberg romantizmi sizleri bekler. Biz çok sevdik bu kenti; hoş dokusu, canlı ve hareketli bir o kadar da sempatik. Umarım siz de seversiniz.

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page