• Murat Hüseyin inceoglu

NÜRNBERG "Dürer'in kenti"

     Bavyera eyaletinin ikinci büyük ve Alman imparatorlarına ev sahipliği yapmış bir kenti Nürnberg. İlk bakışta hoş Bayyera dokusu ile beni hemen etkilediğini belirtmeliyim. Burası sadece ben değil pek çok Alman imparatorunun da en sevdiği kentmiş. Alman Führeri Hitler'in de en sevdiği kent olması nedeniyle Alman ordusunun ve silah üretiminin merkezi olmuş.



Bu sebeple şehir savaş yıllarında (1943-1945 arasında) değişik bombalamalara maruz kalmış; 2 Ocak 1945 tarihinde, orta çağdan kalan şehir merkezi İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri ve ABD Ordusu Hava Kuvvetleri tarafından bombalanmış ve şehrin yaklaşık yüzde doksanı yok olmuş. Tahribatın büyüklüğüne rağmen eski şehir merkezi savaştan sonra yeniden inşa edilmiş. Özellikle orta çağ ve daha yakın çağ eski tarihli binaların kentteki eski konumlarına uygun biçimde inşası sonucunda kent merkezinin savaş öncesi görünümü yeniden oluşturulmuş. Ancak surların dışındaki bölüm için aynı şeyleri yazmak ne yazık ki mümkün değil. Yinede siz eski kent merkezinde gezerken tarihi ve korunmuş bir kent izlenimi edineceksiniz.



Kent, Bavyera’da bulunan Frankonya etnik bölgesinin en büyük şehri konumunda. Münihliler kendini nasıl Bavyera’nın en güçlüsü olarak görüyorsa, Nürnbergliler de en Alman olarak tanımlıyorlar. Kendilerini Bavyeralıdan çok Frankonya’lı olarak niteliyorlar. Frankonya’da konuşulan Almanca diğer bölgelerden biraz farklı fonetikte ve bu nedenle ‘Frankisch’ olarak adlandırılıyor. Bölge daha çok bira ve şarap çeşitleri ile öne çıkıyor. Bölgenin başkenti Nürnberg ise çağının dahi sanatçılarından Albrecht Dürer sayesinde sanatla da bir hayli ön planda. Nürnberg, son yıllarda Almanya'nın en iyisi olduğu söylenen yılbaşı pazarları ile ünlü. Aslında Almanya soğuğu gözünüzü korkutmazsa (ki korkutsa iyi olur) Noel rotası olarak ta değerlendirilebilir. Bizimki bir son bahar gezisi olarak denk geldi. Bakalım sonbahar hali gözünüze nasıl görünecek.



Gezme kısmına gelecek olursak aşağı şehrin pek de büyük olmadığını yaklaşık 3 kilometrelik bir yürüyüşün yeterli olacağını saptayarak başlayayım. Bu girişten sonra kentin gezilecek kısımlarını bizim gezeceğimiz sıra ile özetlemeye çalışayım.



Nürnberg Altstadt

Avrupa’nın neredeyse her şehrinde tarihi surların içinde kalan bir eski şehir merkezi var. Nürnberg’in eski şehir merkezi bunun çok güzel bir örneği çünkü içinden geçen nehri, köprüleri, kiliseleri ve çarşıları ile öne çıkan her şey bu surların içerisinde küçük sayılabilecek bir alanda duruyor. Aşağı yukarı bir baklava dilimi şeklinde olan surlarla çevrili alanın ortasından geçen nehirle ikiye bölünüyor. Kuzeyde kalan kesim Sebald, güneyde kalan kesim Lorenz isimlerini taşıyor. Böylelikle bu bölgelerde bulunan katedrallerin isimlerinin de St. Lorenz ve St Sebald oluşları da bir anlam kazanır diye düşünüyorum.



Bu açıdan bakacak olursak aşağıda okuyacaklarınızın hepsi surların içerisinde ve yakın yerleşimli. Peki sondan başlayacak olursak surların dışında bir şey yok mu? Nazilerin Alman ordusunu toplayıp gösteri yaptıkları Kolezyum benzeri bir yapı var, tam göl kıyısına konumlanmış. Savaşta tamamen yıkılmış şimdi sadece iskelet halinde duruyor.



Pek güzel restore edilmiş klasik Alman tarzını koruyan bir istasyon binası ve Opara binası var ki bunlarda hemen surlara komşu konumda. Hitler operaya çok meraklıymış ve kente geldikçe operanın yanındaki otelde hep aynı odada konaklar ve operada kendisi için ayrılmış yerde opera izlermiş. Günümüzde oteldeki odası spekülasyon olmaması için kullanım dışıymış.

Bundan başka ne var derseniz büyükçe ve modern bir Alman kenti var diye özetleyebilirim.

Handwerkof

Burası şehrin zanaatkarlar sokağı diye tanımlanabilir. Hemen ana istasyonun karşısına düşen surların içerisinde minik bir avlu içerisinde yer alıyor. Ufak tefek elişi dükkanlarıyla dolu minik bir alan. Kış zamanı aşırı soğuklarda kapalı olduğu yazılmış. Diğer zamanlarda giderseniz güzelce gezip, hoş vakit geçirilebilecek yerel elişi deri, metal eşyaların bulunabileceği bir mekan.



Turistik olmasına karşın insanı hiç rahatsız etmeyen minik ve şirin bir havası var. Sanki bir ortaçağ kalesinin çarşısında gez,yor gibi hissettiriyor insana.



Nürnberg’de alışveriş akla gelince için aslında kendisi çok düz olmadığı için zaman zaman cadde algınızı zorlayacak olan Königstrasse şehrin ana alışveriş caddesini oluşturuyor. Hauptmarkt’ın yakınındaki Kaiserstrasse de bu konuda sayılabilecek diğer alternatif olabilir. Ancak burada daha çok mağazalar var eğer el işi arıyorsanız Handwerkof belki daha iyi bir seçenek olabilir.



Nürnberg’in Köprüleri

Nürnberg’in yaklaşık 1000 yıllık bir tarihi var ve şehir Avrupa'nın pekçok şehri gibi nehir kenarına kurulmuş. Pegnitz Nehri üzerinde hoş manzaralar sunan köprüler kente değişik bir hava katıyor şüphesiz. Ancak nehrin öyle pek Tuna nehri havasında bir yer olmadığını bilmeniz gerekir. Özellikle günbatımlarında şehir çok güzel bir kızıl-sarı renge bürünüyor ve bu köprülerden şehri izlerken çok keyif alıyorsunuz.



Nürnberg köprülerini şöyle bir sıralayacak olursak: Musembrücke bence klasik manzarası ile en öne çıkanı. Herhangi bir internet görselinden Nürnberg şehrine baktığınızda en sık rastlayacağınız yerlerden biri. Bu manzaranın başrolü, Hospital of the Holy Spirit’e ait. Şehrin hastane eksikliğini gidermek amacıyla, Nürnberg’in varlıklı patriklerinden Konrad Gross’un desteğiyle 1332-1339 yılları arasında yapılan Holy Spirit Hastanesinin Museumsbrücke köprüsünden görüntüsü gerçekten hoş ve etkileyici.



Ona hemen yakın konumda olan ve farklı bir perspektif sunan diğer bir köprü ise Fleischbrücke. Tabii ahşap ve bir orta çağ köprüsünü andıran Hettensteg köprüsü de oldukça hoş ve atlanmaması gerekir.



Trödelmarkt meydanı şehrin artık pek de turistik olmayan bir yeri, ancak tamamen ahşap olan Henkersteg Köprüsü’nden de geçip buraya varmak güzel bir deneyim olabilir.



Hauptmarkt

Eski kentin ana meydanı ve doğal olarak en canlı bölümü Hauptmarkt. Bu bölüm orta çağ ve Gotik mimarisinin yoğun olduğu bir bölge. Bu meydanın en önemli aktivitesi Kasım ayı sonu itibariyle Avrupa’nın en iyilerinden biri kabul edilen yılbaşı pazarı.



Diğer zamanlarda kenarlarında kafelerin yer aldığı canlı hareketli bir mekan. Hauptmarkt’ta şehrin ünlü Gotik kilisesi Our Lady minik ama naif yapısı ile hemen dikkat çekiyor; 700 yıllık bu yapı Frankonya’nın ilk kilisesi olma özelliği taşıyor. Minik ama hoş görünümüyle meydana bir renk kattığı gerçek ama benim kilise eşiğim çok yükseldiğinden mi tam bilemiyorum çok sıra dışı olmayan yapılar beni heyecanlandırmıyor. Kilisenin dış cephesinde ise klasik orta Avrupa tarzı ilginç bir saat kulesi Mannleinlaufen adlı bir hareketli saat yer alıyor. Gün ortasında başlayan kısa şov eski çağlarda çok fantastik bir şey olsada modern çağın Y ve Z kuşağı için çok basit kaçacağı da bir gerçek.



Our Lady Kilisesi’nin hemen yanı başındaki konumuyla 19 metre uzunluğundaki Beautiful Fountain adlı çeşme meydanın en ilgi çekici ve renkli yapısını oluşturuyor. Kilise ile aynı dönemde yapılan çeşmenin üzerindeki figürler Roma İmparatorluğu’nu simgeliyor. Çeşmenin parmaklıkları üzerinde dikkatlice bakacak olursanız sarı renkli bir halka göreceksiniz. (dikkatli bakın çünkü çok küçük) İnanışa göre bu halkaya tam tur yaptırırsanız bir dileğiniz gerçek olurmuş. İnanmak veya inanmamak size kalmış denemesi bedava. Çeşmenin hemen arkasındaki bina ise belediye binası olan Rathaus.



Buranın hemen altındaki Zum Spiessgesellen Nürnberg’in yerel lezzetleri için çok önerilen bir mekan. Çok yakındaki Fembo House; günümüzde şehrin 900 yıllık tarihini ve kültürünü anlatan bir müze olarak ziyaretçilerini ağırlıyor belirtmeden geçmemiş olayım.

Historischer Kunstbunker

2. Dünya Savaşı’nın başladığı sıralarda savaştan bazı sanat eserlerinin kaçırılması amacıyla Nürnberg şehrinde toplanan pek çok değerli koleksiyonu yer altında planı yapılmış. Yüzeyin 24 metre altına yapılan sanat deposu, savaş yıllarının en değerli eserlerinin saklandığı bir tür höyük görevi görmüş. Bombalara direnen ve bu sayede Dürer'in resimleri, çeşme figürleri gibi bek çok eseri koruyan yer günümüzde de bir müze konumunda. Biraz Kapadokya yer altı şehirlerini andırır bir havası var. Kapalı alan fobiniz yoksa ve zamansal sıkıntınız yoksa mutlaka uğrayın. Sanata sahip çıkmanın bir başka boyutuna tanıklık edeceksiniz.

Toy Museum

Nürnberg Almanya'nın sanayi merkeziyken, oyuncak sanayisi de burada gelişmiş. Bir zamanlar dünyanın en gözde oyuncakları bu kentte yapılırmış.



Zamanla bu unvan biraz eksilse de halen pek çok oyuncak firması halen faal durumda. 1970'li yıllarda koleksiyonun toplanması ise Lydia ve Paul Bayer’in yıllar içerisinde topladıkları 12 bin oyuncak olmuş. Her geçen yıl yenileri eklenenlerle beraber bir oyuncak tarihi müzesi çıkmış ortaya. Oyuncak tarihi bir nevi kültür devrimi tarihi bu bakımdan bu kıymetli müzeyi ziyaret etmenizi öneririm.



Bu müze aynı zamanda İstanbul oyuncak müzesinin de ilham kaynağı olmuş olduğunu belirteyim.



Nürnberg Kalesi

Nürnberg Kalesi’ni de gezerseniz bir turist olarak tüm görevlerinizi yerine getirmiş oluyorsunuz. Neyse ki Nürnberg Kalesi’ne çıkış oldukça kolay ve zahmetsiz. Eski şehir bölgesinden 15 dakika yürüyerek ulaşmak mümkün.



Yukarı doğru yürüyerek Nürnberg Kalesi’ne ulaşabilirsiniz. Çok da uzun olmayan yokuştan yukarı doğru çıktıkça Nürnberg’in renkli evlerine de kuşbakışı bakma şansınız oluyor. Manzara terası ücretsiz ama kalenin içi ücretli burada seçim size kalmış.



Albert Dürer’in Evi ve Tiergartnertor meydanı

Rönesans’ın Almanya’daki en büyük temsilcisi kabul edilen Albrecht Dürer, Nürnberg’de doğmuş ve büyümüş. Nürnberg’de 19 yıl boyunca yaşadığı ev de şu an müzeye dönüştürülmüş durumda. Bu kente yolunuz düşecekse mutlaka Albert Dürer hakkında biraz okumalısınız. Bunu bu evi ziyaret edip etmemenize bağlı olarak ta belirtmiyorum. Biraz Leonardo da Vinci birazda Gaudi'yi çağrıştırır bir sanatçı ile tanışacaksınız.



Kısaca bir kişilik özeti yapacak olursak; zamanının ilerisinde yaşayan Albrecht Dürer, insanları en çok şaşırtanlardan biri. Günümüzde yaşasaydı, hala çok ilginç ve etkileyici bir sanatçı kabul edilirdi. Rönosans dönemi sanatçıları dini veya toplum kesitlerinden resimler yaparken o hiç görmediği bir gergedanın tasvirlerden yola çıkarak gravürünü yapmıştı.



Alman ressam Dürer, henüz 13 yaşındayken oto portresini yaptı. Bu resmi internetten bir görmelisiniz bence son derece başarılı. Daha sonra bu oto portre çizimlerine devaam etti. Günümüzde saptanmış dört oto portresi var. Biraz değişik olacak ama selfi çekimlerinin yaratıcısı olarak bile düşünebiliriz kendisini.


Ailesi bir Macaristan göçmeniydi ve oldukça ekonomik olarak kötü durumdaydılar. Dürer ve kardeşi sanat ile ilgilenmek istiyordu ancak ailenin böyle bir imkanı yoktu. Kardeşi ve Dürer aralarında kura çektiler. Kat-ybeden kardeş madende çalışmaya Dürer ise bir ressamın yanına çırak olarak çalışmaya başladı. Yıllar geçti Dürer artık ünlü bir ressam olunca kardeşine artık senin çalışmana gerek yok ben resimlerimi satarım sen sanat okursun dediğinde kardeşi benim madende yıpranmış ellerim artık resim yapamaz dedi. Kardeşinin resim yapamayacak olmasına çok üzülen Dürer kendisinin resim yapması için çok çalışan o elleri meşhur etmeye karar verdi. Kardeşinin pek çok kez ellerinin resmini çizdi ancak ünlü "Eller" portresi insanı sarsacak güzellikte.


Dürer o çağın olmazsa olmaz sayılan dini içerikli resimleriyle resme başlasa da, asıl ününü gravürleri, ahşap baskıları ve özellikle suluboya ve karakaleme olan ilgisiyle kazanmış. Hatta gergedan ve tavşan resimleri bile, Meryem resimlerinden daha popüler. Gençlikte yaptığı portresi ise tam bir şaheser. Beline kadar uzun dalgalı saçları günümüz çılgın gençlerine benziyor. Kaslı görünümlü vücudu, bal rengi gözler ve saçları ile fiziksel görünüm olarak ta çağının sanatçılarından farklı bir tarz gösteriyor.




Dürer, sanatından para kazanmak ve daha çok resim yapmak istedi. Bunun için farkı baskı teknikleri deneyip, fiyatı düşürdü ve bu uğurda Avrupa’da pek çok şehir gezerek resimlerini pazarlamaktan çekinmedi. Başardı da, Dürer’in resimleri sadece kiliselerde ve asillerin evinde değil, orta sınıftan resmi seven insanların duvarlarını da süsledi. Hal böyle olunca taklit edildi. Adının baş harfleri olan A ve D’yi logo olarak kullandı. Tarihte ilk ticari marka diyebiliriz. Ama bu logo da kolayca taklit ediliyordu. 1512’de Roma imparatoru I.Maximillian yeteneğini fark edip onu koruması altına aldı. Bu ilişkiden faydalanan Dürer, imparatorun emri ile resimlerine imtiyaz hakkı aldı yani ilk telif. Anlayacağınız, Dürer resim yapmaktan kafasını kaldırıp bir kitap yazmaya koyulsaydı, muhtemelen pazarlamanın kitabını yazabilecekti.



Dürer, 57 yaşında doğduğu şehir Nürnberg’de öldü. Ölümünden sonra Dürer pek çok sanatçı gibi daha da kıymete bindi. Hatta Naziler onu Macar göçmeni olmasına karşın en saf Alman ressam ilan edip, bağırlarına bastılar, dergilerinde yayınladılar, ne hoş değil mi?

Yaşadığı ev şu anda müze konumunda. Evi belli bir yere kadar gezebiliyorsunuz fakat sonrasında müze kısmı için ücret ödemeniz gerekiyor. Ancak Dürer’in en ünlü eserlerinin ‘Germanisches Nationalmuseum’ yani Ulusal Müze’de olduğunu burada belirteyim. Kişisel eşyaları görmek ilginizi çekerse evi daha çok resimleri ilginizi çekerse ulusal müzeyi ya da her ikisini de gezin seçim sizin.



Son bir paragraf da evin bulunduğu meydanla ilgili. Değişik yazılarda değişik isimlere rastlasam da adını meydanda bulunan kuleden alan Tiergartnertor meydanı ilgi çekici Bavyera tarzı evlerle bezeli, kulesi ile farklı hoş bir yer. Meydanda Dürer'in tavşan resmine ithaf edilen bir tavşan heykeli de var. Bu meydana mutlaka gelin. Eğer enerjiniz düşükse Nürnberg kalesine çıkmayın, bu meydana gelin ilgiye değer bir yer.



Weisgerbergasse

Nürnberg’in en fotojenik sokaklarından birisi olmasının yanında aynı zamanda Nürnberg’in oldukça güzel barlarının ve restoranlarının olduğu bir sokak. Bu arada aklınıza İstiklal gibi uzun bir yer gelmesin, hepi topu belki 150 metrelik kısa bir sokak ama aradığınız her şey var.



Suluboya paletinden çıkmış gibi duran evlerin yan yana dizili olduğu sokakları fotoğraflamayı seviyorsanız, buraya mutlaka ama mutlaka uğramalısınız. Çok fotojenik, sempatik, hep hatırlanası bir yer. Yazının başından beri yazıp durduğum Bavyera tarzının en güzel örneği diyebilirim. Cadde de pek çok kaffe ve restoran var. Yaz ayında geldiyseniz dışarıda oturup etrafı izlemek çok keyifli olacaktır.



Alman Ulusal Müzesi

Almanca konuşulan ülkeleri içeren büyük bir tarihi koleksiyonu içeriyor. Aynı zamanda dünyanın en önemli müzelerinden biri olarak görülüyor. Almanya'nın en büyük müzesi hatta o kadar çok büyük ki eserlerin sadece bir kısmını sergiliye biliyorlar. Diğer kısmını zamanla değiştirip yenilikler yapıyorlarmış. Müzede Dürer, Rembrandt ve Cranach gibi değerli sanatçıların eserlerini, resim ve heykel koleksiyonlarını incelemeniz mümkün. Eğer bu tür büyük müzeler ilginizi çekerse bir yarım gün ayırmanızı öneririm.



Müzeye gitmeseniz de önünde bir yarışma neticesinde düzenlenmiş İnsan Hakları Yolu bölümünü görmenizi öneririm. Nazilerin bu kentte yargılanmalarından alınan ilham ile bir takım sütunların üzerine insan hakları evrensel beyannamesi dünyanın pek çok dilinde yazılmış. Aralarında Türkçe de var tabii ki. Görsel olarak farklı bir çalışma.



Bu caddenin hemen yakınında surların dışında da kentin dev opera binası tüm görkemi ile orada duruyor. Binanın hemen sağında ki bina Hitler'in kente geldiğinde konakladığı binaymış. Kentte bulunduğu günler sık sık operaya geçip müzik dinlermiş.



Böylelikle sanırım tamam oldu. Tüm hatları ile Nürnberg gezilecek yerler rehberi hazırladım. Klasik Alman tarzını iyi yansıtan vakit ayırmaya değer bir kent Nürnberg. Ben sevdim umarım siz de seversiniz.



Kente yolunuz düşerse meşhur Alman masal yolunun en güzel örneklerinden biri olan Rothenburg ob der Tauber hemen bir saatlik mesafede. Hakikaten masalsı bir güzelliğe sahip bir yer. Burası ile ilgili bir yazı hazırladım ilginizi çekerse bir göz atmanızı öneririm.








0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör