• Murat Hüseyin inceoglu

Edirne "Trakya'nın incisi"

Güncelleme tarihi: 7 Kas

Edirne, ülkemizin batı sınırında olması nedeniyle haritadaki yeri hep bilinen bir ilimizdir. Gurbetçileri Edirne'den giriş yapması, soğuk havanın Trakyadan giriş yapması hep gündem olagelmiştir. Fırsatlar da el verince bir Trakya gezisi yapmak iyi bir tercih oldu.

Sizleri resimlerle Edirne'de dolaştırmak, objektife takılanlarla, anılar ve izlenimlerle dolu bir yolculuğa çıkarmak istiyorum.


Yaklaşık 200.000 kişilik bir kent Edirne. Aslında orta küçük ölçekli sayılabilir. Ancak alçak kat yapısı nedeniyle daha küçük izlenimi veriyor. Selimiye Camii de tüm heybeti ile kentin her yerinden görülüyor.


Sınır kapısı, nehri, köprüsü, üniversitesi, camisiyle hayli gezilecek nokta barındırıyor. Turistik ve tarihi noktalarını korumak konusunda geçer not aldı benden. Sizlere dilim döndükçe kendimce ilgiye değer bu noktaları anlatmaya çalışacağım.


Biz konaklamamızda Alan Suites denen bu oteli seçtik. Bence ülkemizde fiyat performans oranı bu kadar iyi olan az tesis vardır. Öncelikle net bir yıldızı var mı bilemeyeceğim. Hem otel hem de Edirne'de öğrencilerin de konaklaması için tasarlanmış. Bir havuz veya spa tesisi yok ancak mükemmel temizlikte bir yer, koridorlarda sürekli temizlik yapılıyor. Çok başarılı ve çeşidi bol bir kahvaltısı var. Buna karşılık oldukça ekonomik. Eğer amacınız kenti gezmekse kesinlikle öneririm, tam paranızın karşılığı olur.


Odalarının içinde minik bir mutfak da düşünülmüş ancak mutfak eşyası yok. Çalışma masası da sanırım öğrenciler için konmuş.


Anlatmaya Selimiye'den değilde kentin ana alışveriş caddesinden başlayacağım. Kentin kalbi burada atıyor. Adı Saraçlar caddesi; pek çok turistik nokta da bu caddenin çok yakınında bulunuyor.


Çevresinin iki katlı binalar ile çevrilmiş olması ve güzel taş kaplı yürüyüş yolu hoş ve gezilesi bir ortam yaratıyor. Pek çok hediyelik, kurabiye ve kahve dükkanı da barındırması nedeniyle hoşça vakit geçirtiyor.


Eski ahşap binaların bir kısmı korunmuş ve halen faal bu durum benim çok hoşuma gitti doğrusu. Kendi tarihimizi yok etme hızımızdan bir nebze de olsa kurtulmuş burası.



Ancak söylenebilecek iyi şeylerin de bir limiti var tabii. Eski yeni sentezi derken kastedilen şeyin bu görüntü olmadığını düşünüyorum. Ayrıca dış cephelerdeki tabelaların dokuya verdiği zarar da cabası oluyor.

Kentin dokusuna çok önemli katkıları olan Mimar Sinan unutulmamış. Saraçlar caddesinde bir heykel ile yerini almış. Güzel bir heykelcilik örneği olmuş yapanları tebrik ediyorum.


Üstteki resimde heykelin arkasında görülen yapı tarihi Ali Paşa çarşısı. Turistik içerikli obje ve hediyeliklerin ağırlıklı satıldığı bir yer. Ancak burada bir noktayı açmak gerekiyor.

Edirne'ye üç tür turist geliyor. Birincisi bizim gibi haydi Edirne'yi gezelim diyerek buraya gelenler ki bunlar çok küçük bir kesimi olurturuyor.

İkincisi transit turistler yani gurbetçilerimizin ülkemize giriş-çıkış yapmaları şeklinde.

Üçüncüsü de malesef paramızın değerinin çok azalması neticesinde komşu Yunanistan ve Bulgaristan'dan alışverişe gelenler. Bu nedenle satılan ürünlerde kıyafet alışverişi oldukça yüksek.


Yine de oldukça geniş yelpazede alışveriş imkanı var. Hemen enseyi karartmayın bir şey bulamayız diye. Renk renk sabunlar ülkemizin alışveriş seçenekleri arasında olmazsa olmazı.


Ancak bizim favorimiz "bitkisel" keçi sütlü olan oldu. Bitkisel keçi nasıl bir şey bilmesek de sabun gayet güzel. Eşek sütü sabun da bizim tarafımızdan denendi ve başarılı bulundu.


Aynalı süpürgelerin de Edirne kültüründe bir yeri var. Bu nedenle belki de alınabilecek en karakteristik süs eşyası diyebilirim.


Tarihi kentin sokaklarında tarihi dokuya uygun limonatacı amca beni çocukluğuma götürdü. Okul önlerinde içtiğim günleri anımsadım.


Muhteşem Yüzyıl dizisi sayesinde ülkemizde tanınmış olan Rüstem Paşa kervansarayı ve bedesteni halen çarşının bir parçasını oluşturuyor.


Kervansarayın girişindeki avizenin metal işçiliği ve görkemli görüntüsü harika.


Saraçlar caddesini bitirip, Rüstem paşa kervansarayını geçince Roma Edirne'sinin agorasına ulaşıyorsunuz. İşte Selimiye Cami de bu alanın hemen kıyısında. Sağımız Roma, solumuz Osmanlı, güneşte bize bulutların arasından nazire yapıyor.


Agoranın arkasında bulunan yapı Edirne belediye binası. O zamanın maddi sıkıntıları nedeniyle Edirne halkının topladığı para ile 1867 yılında yapılmış. Binayı yaptıranın Edirne halkı olması nedeniyle halen belediyenin bu binada hizmet veriyor olması çok hoşuma gitti doğrusu. Tabi ki yeni hizmet binaları da yapılmış ama eski ve tarihi olan da korunmuş.


Eski yeni sentezi Edirne'nin klasiği zaten. Nereye dönsen minare görmek mümkün.


Ama bunların en heybetlisi Koca Sinan'ın eseri Selimiye bir tepe üzerinde tüm görkemi ile şehre hakim bir noktada duruyor.


Ülkemizdeki en görkemli camiyi aslında çok da dindar olmayan " Sarı Selim'in" yapmış olması da pek manidar ancak yapan da hakını vermiş doğrusu.


Merakınız varsa biraz okumanızı ve video izlemenizi öneririm öğrendikçe şaşkınlığınız artacak. Aydınlatmada kullanılan kandillerin çinileri karartmaması için hava akım düzeninin ayarlanıp islerin is odası denilen gizli bir odada toplanmasından minaralerin çok özenle seçilmiş konumlarına kadar bir çok mimari sır ve teknik barındıryor Selimiye. Maalesef içerisinde restorasyon olması nedeniyle bir kaç kare resim çekebildim. Bunlardan birini de yazının bitiş bölümüne koydum.


Selimiye'nin hemen altında Selimiye Arastası var; burası da Ali Paşa çarşısının bir benzeri konumunda. Hiç şüphesiz ki kavala kurabiyesi ve badem ezmesi kentin öne çıkanları arasında. Bir çok marka var üretim yapan.


Bizde yiyici bir aile olarak pek çoğunu denedik. Keçecizade ve Arslanzade markaları oldukça güzel ve birbirlerine yakın lezzetteler.


Kavala kurabiyesi favori kurabiyelerimden olmuştur her zaman. Eğer tereyağı sevmiyorsanız tereyağsız olanın da lezzeti fena değil.


Yukarıda resmi olan arkadaşın da adı kallavi, yoğun fıstık ve tereyağı içeriği olan lezzetli bir kurabiye türü. Enerji bombası şeklinde olduğundan sanıyorum tekli paketler halinde satılıyor.


Burmalı minareli camii de Selimiye'nin karşısında ona nazire yapar konumda.


Tüm camiler birbirine yakın konumda yerleşmiş. Eski agora Selimiye'nin bahçesi olmuş Meriç'in doğusundaki her şey onun çevresinde yerleşmiş.


Tarihi kent merkezi eski ve yeni binaların sentezi gibi. Resimdeki yer bir taksi durağı, şoför edebiyatı diye bir tür varsa bu duvar da bu çalışma örnekleriyle dolu.


Değişik renklerdeki kapılar tarih kokan sokakları süslüyor.


Gece çökünce kent merkezindeki sokaklara gezgin müzik sanatçıları çıkıyor. Mekanların önüne sandalye atıp çalıp söylüyorlar. Dükkan dükkan gezip müzik yapıldığına bir burada şahit oldum doğrusu.


Edirne denilince tava ciğer akla geliyor; her yer ciğerci ve pek çok marka oluşturmuşlar. Tabi ki hepsini denemedik ama denediklerimizin hepsi güzeldi. İnce doğranmış, unlanmış ciğer kızartması acı biber sosu ve kızartılmış biber kurusu ile pek lezzetli doğrusu. Niyazi usta ve Aydın ustayı rahatlıkla önerebilirim.


Aydın ciğercide bir de aynı usül tavuk yapıyorlar. Ben lezzetli buldum isterseniz onu da deneyebilirsiniz.


Meriç nehri kentin hemen yanından geçiyor ve bir nefes alma alanı oluşturuyor. Tarihi taş köprüleriyle çok güzel bir alan. Esliden burası Türkiye Yunanistan sınırıymış. Lozan antlaşmasından sonra Karaağaç istasyonuna kadar olan bir alan bize geri katılmış.



Belki bu resimde dikkatinizi çekmeyebilir ama nehir balık dolu. Bu da kirlilik olmadığını gösteriyor. Su kenarında olmak her zaman huzur vermiştir bana.


Hemen köprü başında Emirgan denilen bir mekan var; Edine'ye gelirseniz bir çayını için.


Gelelim Karaağaç bölümüne; burası bir köy veya kasaba büyüklüğünde bir yer. Eskiden Edirne tren istasyonu buradaymış. Balkan savaşları sonucu istasyon bizden çıkmış, sonradan Lozan'la bizim topraklarımıza katılmış.


Sadece istasyon değil Karaağaç kasabası da bize kalmış. İyi ki de kalmış. Şirin tek katlı evlerle dolu çok güzel bir yer burası. Pek çok kafe var. Bir ziyareti hakediyor doğrusu.


Resimde gördüğünüz yapı Karaağaç tren stasyonu ve şu anda Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar bölümünün binası olarak kullanılıyor.

İstasyon hizmet binaları çok güzel korunmuş ve restore edilmiş. İnsana feraklık veren bir bahçesi var.

Bu anıt Lozan antlaşmasının anısına dikilmiş. Heykelin üç sütunu var en büyük olanı Anadolu, ikincisi Trakya'yı üçüncü ise Karaağaç'ı sembolize ediyor.



Artık istasyon buradan taşınmış ama bir kara tren sembolik olarak burada bırakılmış.


Edirne'ye gelirseniz Karaağaç'a mutlaka vakit ayırın; Meriç kıyısı, kasabası, eski istasyon binası, treni gerçekten görülesi.


Mekanlar çok şirin, minyatür boyutlu ortamlar çok bakımlı.


Karaağaç kalbinizi çalacak pek çok detay barındırıyor.


Eh madem nehrin karşısına geçtik eski Osmanlı sarayının bulunduğu "saray içine" geçelim. Pek güreş merakım yoktur ancak burasıda bizim kültür hazinemizin bir parçası. Yukarıda heykeli olan arkadaşlar birden çok kez Kırkpınar ağası olan kişiler. Parayı verenin heykeli dikilir kuralı işlemiş ve heykelleri dikilmiş.


Ancak burada durum farklı; üç kereden fazla güreşte baş pehlivan olanların heykelleri de hemen yan tarafta duruyor.


Güreş sahası bir stadyum gibi böyle hayal etmemiştim doğrusu.


Gözlemlerime göre zeytinyağı çimlere zarar vermiyor anlaşılan. Bir sezonda o kadar yağlanmalarına karşın pek keyifli duruyorlar.


Kentte en çok dikkat çeken noktalardan birisi de Beyazıd külliyesi ve sağlık müzesi.



Adından da anlayabileceğiniz üzere burası bir külliye cami ve değişik yapılardan oluşan bir kompleks şeklinde yapılmış.


Ön kapısından girince bir avlu karşılıyor insanı. Burası tipik Osmanlı tarzı şeklinde inşa edilmiş bir yapı.


Süslemeler daha çok Emevi camii olan Cordoba Mezqutasını andırır tarzda. Ancak boyalar yenice elden geçmiş sanırım çok alımlı.


Burada bizi günün sürprizi bekliyordu. Arkadaşın adı Yusuf; temizlik işlerine o bakıyormuş. Bizde caminin çok temiz olmasından etkilenmiştik zati.


Biraz utangaçtı ama elindeki fırçayla boyundan büyük işlere kalkışmış gibi görünmüyordu doğrusu. İkinci sürpriz ise az sonra bizi içeride bekliyordu.


Sürpize geçmeden caminin iç boyamaları çok güzel. İnsana huzur veren bir ortamı var. İşlemeler ve oranlar hayranlık uyandırıcı.


Ne yana baksan bir detay ve bir güzellik var.


Davut yıldızı şeklinde tavan aydınlatması orjinal mi yoksa sonradan mı koyulmuş bilmiyorum. Bu arada kafama kaldırdığım gözlükler ve kendi kafamı da resme katmasaydım iyiymiş. Ön kamera çekimlerine biraz daha çalışmak lazım.


Yusuf'u kapıda bırakıp içeri girince bir sürü çocuk camide top oynuyordu. Hem de öyle neşeliydiler ki şaşırırsınız.


Nasıl girmişler diye düşünürken cami imamı göründü ve elindeki poşetten tüm çocuklara çikolata dağıttı. Öyle sevecen biriydi ki sanırım oradaki tüm çocukların cami ve din sevgisi biraz daha artmıştır. Bu tür örneklerin çok daha artmasını diliyorum.


Külliyenin eskiden tıp eğitimi verilen kısmı şimdi sağlık müzesi olarak faaliyet gösteriyor.


Çok sayıdaki odada tıp eğitiminin değişik aşamaları canlandırılmış.


Görsellik ve hazırlanış olarak çok başarılı.


Her bir figür bir amaç için oraya konulmuş ve gayet iyi canlandırılmış.


Bel fıtığı olanlar tarihi yöntemlerle tedavi olmak isterlerse bu alet halen hizmete açık. Ancak bana biraz ağrılı olurmuş gibi geldi.


İlaç hazırlama bölünümde duvardaki renk ve boyutları farklı kaşıklar.


Hemen buraya yakın konumda Sultan Ahmet'in av köşkü var, çay bahçesi olarak kullanılıyor. Büyük bir köşk beklentiniz varsa resme bir daha bakın.


Bu arkadaş da Edirne gezimizin son düzlüğünde bizimle beraber gezdi. Azmetti biz nereye gidersek oraya gitti. En son kendisini otoparkta bıraktık.


Bu resim Selimiye'nin içinden; sırf bu görkemli yapının aurası bile Edirne'ye gitmek için bir sebeptir.

Ama tarihe tanıklık etmek.


Korunabilmiş nadir kültür varlıklarını görmek.


Edirne ciğerini yemek de yanında bu gezinin ödülü olabilir.


Belli mi olur belki kara tren gecikmez, geliverir.

Edirne'yi gözüm, dilim döndükçe kendi yorumumla özetlemeye çalıştım. Umarım seversiniz. Edirne sizleri bekler hadi gidin gari.

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör