• Murat Hüseyin inceoglu

CORDOBA

"Ortaçağ bilim ve felsefenin merkezi"



Endülüs adı geçince insanların aklına genellikle El Hambra sarayı ve Cordoba gelir. İşte sizi bugün Cordoba'ya misafir edeceğim. Gezimiz sırasında kentin tarih boyunca değişimine göre birbirinden çok farklı bölümlerine yolculuk yapacağız.



Cordoba, Arapça büyük nehir anlamına gelen Guadaquivir nehirinin yatağına inşa edilmiş tarihi bir şehir. İspanya'nın Andalucia bölgesinin 200.000 kişilik merkez nüfusu ile fiziksel olarak küçük bir kenti. Fakat tarihi anlamda en önemli kentlerinden biri olması nedeniyle de oldukça turistik bir yer.



Romalılar tarafından kurulmuş olan bu şehir, o dönemlerde birkaç İspanyol şehrinden oluşan bir eyalete başkentlik yapmış. Romalılardan sonra bir süre Vizigotların elinde bulunan şehir, 716’da Müslüman Araplar tarafından ele geçirilmiş.



Araplar ise Kurtuba adını verdikleri bu şehri baş tacı etmişler. Şehir iki yüzyıl içinde öylesine gelişmiş ki; 900 yılına gelindiğinde Avrupa’nın en büyük şehri haline gelmiş. Onlarca yıl kültürel, politik ve ekonomik merkez olarak kalan şehre, “Mezquita” gibi mükemmel bir eser de inşa edilmiş. Kütüphanesi İskenderiye ile yarışacak kadar büyümüş. Okuma yazma oranı dünyada %5’i geçmez iken bu kentte %99’a ulaşmış.


Bugün oldukça turistik olan bu kentin tüm turistik ve kültürel önemi de Kurtuba olduğu zamanlara ait. Abrurrahman bin Muaviye burada tahta çıkınca var olan bir caminin yanına Ulu cami inşaatına başlamış. Sonrasında gelen tüm Emevi hükümdarlar da bazı eklemeler yapmış. Zamanla o kadar büyümüş ki hemen yanındaki sarayın bir kısmını yıkıp camiye yer açmaları gerekmiş. Zamanla sarayı şehrin dışına taşımışlar. Maalesef dillere destan güzellikteki Kurtuba sarayı Emevilerden sonra tamamen yağmalanmış.



Asıl adı Medinetül Zehra Sarayı olan ve bugün İspanya’da Medina Alzahara olarak bilinen bu devasa sarayda ciddi bir yenileme çalışmaları sürdürülmekte olsa da geriye sadece antik kent tadında bir yer kalmış.



El Hambra'dan daha görkemli ve gösterişli olduğu rivayet edilen sarayın günümüze ulaşmaması çok üzücü. Kentin düşüşüyle birlikte çok ciddi bir yağma ve yıkıma uğramış.



Tarihi kent modern Cordoba ile kuşatılmış durumda ancak kentin surları halen sağlam olması nedeniyle keskin bir sınırla bir birinden ayrılıyor. Modern otelinizde konaklayıp caddenin karşısına geçip surları geçinde tarihte 1000 yıl öncesine ışınlanmış gibi oluyorsunuz.



Ama Cordoba denince ilk akla gelecek yer pek tabii ki Kurtuba Ulu Camisi veya Mezquita olarak bilinen yapıdır. Hatta kişisel yorumumu ekleyecek olursam bu yapı olmasa Cordoba’ya gelen turist sayısı onda bire düşer. Çok kısa olarak size yapıdan bahsedeyim ama sözlerin kifayetsiz olduğu bir yer olduğunu da unutmamak gerek.



Yapı 20.000 kişinin aynı anda namaz kılmasına müsaade edecek bir şekilde inşa edilmiş. Ancak bu inşa edilme sürecinin de kentin yaşamı boyunca sürdüğünü belirtmek gerekir. Her sultan biraz ilave hapmış camiye.



Mezquita’nın eskiden giriş avlusunda hurma ağaçları bulunurmuş. İspanyollar bu ağaçları kesip yerlerine Portakal ağaçları dikmişler. İspanyolca narancia denilen portakalın yenmeyen ama hep meyve veren turunç gibi bir formuymuş bu ağaç. Türkçemizdeki narenciye kelimesinin kökenin buradan geldiğini belirteyim. Hoş portakal kelimesi de Portekiz'den geliyor zaten.




Sonradan İspanyollar aralara tekrar hurma ağacıda dikmişler ve tarih sentezi hurma ve portakal ile tamamlanmış olmuş. Ağaçların avluya da bir güzellik ve canlılık kattığını söylemeden geçemeyeceğim.




Bugün bile halen dünyanın büyük camileri arasında. Hıristiyanlar kenti ele geçirince caminin içine 2 tane kilise inşa etmişler. Ancak yapı o kadar büyük ki orijinal dokusunu korumuş. Dünyada cami mimarisi denince akla gelen pek çok tarz ve stilin ilk uygulandığı yer olmuş. Bu tarz dünyaya öyle yayılmış ki yuvarlak kemer neredeyse tüm camilere yayılmış.




Tabii bu yayılmada kentin o dönem için dünyanın çok önemli bir bilim, kültür merkezi olmasının ve çok sayıda insanın buraya çok sık seyahat etmesinin önemi de çok büyük.




Destek için kullandıkları 886 sütün, kemer sistemi ve bu işlevsel parçayı renklendirme tarzının dünyada bir eşi daha yok. İkinci kilise inşaatı için para veren İspanyol kralı para verdiği eserini görmek için ilk kez Mezquita’ya gelince yapının görkemi karşısında “Dünyanın incisi bu eser içerisine bu budalalığı yaptıran kişi olarak anılacak olmam ne acı” diye söylemiş.




Çok değişik perspektif ve ışık tekniği kullanarak resmedebileceğiniz insanda hayranlık uyandıran güzellikte bir mekan. Hani hep yazıla gelen klişe bir göz vardır "görmeden ölmeyin" diye. Bence bu sözün dünyada anlam bulduğu yerlerden birisi de Mezquita.



Yapıyla ilgili son sözüm o zamanki İslam mimarların dünyanın çevresini, yuvarlak olduğunu ve dünyanın güneş etrafında döndüğünü bilmelerine karşın, caminin kıblesinin 10 derece kadar yanlış hesaplanmış olmasının tuhaflığıdır.




Kentin Mezquita’dan sonraki göze çarpan yerlerini kendimce bir sıralamaya tabi tutarsak bence iki numara Ponte Romano olur. Roma zamanında yapılmış, Araplarca tamirat görmüş, İspanyollarca elden geçmiş yaklaşık iki bin yıllık bir köprü. Çok güzel manzaralar sergileyen devasa bir yapı. Köprünün karşı kıyısında güvenlik amacıyla yapılmış olan Calahara kulesinde bugün Endülüs müzesi var. Vaktiminiz olursa gezmenizi öneririm.





Bence kentte gezilecek yerler sıralamasında üç numara surlar ve Yahudi Mahallesi (Juderia). Bir genel bilgi vermek gerekirse Kentin Kurtuba olduğu zamanlardan kalma eski duvarlardan içeriye girince ilk girilen kısım kentin dünya tarihinde tavan yaptığı yıllarda yoğun Yahudi yerleşiminin olduğu kesim. Dar sokaklar, beyaza boyalı evler, duvarlardaki çiçekler ve çiçekli bahçeleri ile çok güzel.




Hazır söz genel bilgiden açılmışken size Kurtuba’da yaşamış iki önemli kişiden daha bahsetmeden geçemeyeceğim.



Bunlardan ilki ünlü felsefeciİbni Rüşt” Avrupa’da Averroes olarak bilinir. Kelam, fıkıh, edebiyat, tıp okudu, astronomi alanında çalışan büyük bir âlimdi. Kuran’ı bağnazca yorumlayanların suçlamaları sonucu gözden düşünce kitapları toplatılıp yakıldı ve kendisi de Fas’a sürüldü, orada öldü. İbni Rüşd, çağının, Aristoteles’i en iyi bilen filozofuydu. Onun mantık kuramını bütünüyle benimsedi ve İslam dininin ilkeleriyle bağdaştırmaya çalıştı. İmanı akıldan üstün tutan, aklın yanılıp imanın yanılmayacağını savunan Gazzali’ye karşı çıkarak akıl ve mantığın, doğru düşünme, yanlıştan kurtulma, gerçek bilgiye ulaşma konusunda tek geçerli araç olduğunu savundu. Ona göre felsefe bir bilimdir ve bu nedenle de yalnızca gerçeğe ve bilinene dayanmalıdır.



Düşünceleri hem İslam hem de Batı dünyasında büyük ilgi gördü. Yapıtları Latinceye çevrilerek Avrupa’da uzun yıllar okundu. Bununla birlikte hem bağnaz Müslümanlar hem de Papalık tarafından hoş karşılanmayan görüşleri zaman zaman yasaklandı.



İbni Rüşd’den üç yüz yıl sonra yaşamış Hollandalı Herman von Riswik’in, onun düşüncelerini savunduğu için yakılması (1512) ilginçtir. Ibn-i Rüşd'ün (890) Coğrafya adlı eserinde "Bilginler arasında yeryüzünün bir küre şeklinde olduğu konusunda ittifak vardır" diye yazmıştır. Dünyanın ilk kadın hakları savunucularından birisidir. İmam Gazali’den iki yüz yıl sonra yaşamış ve bazı görüşlerine karşı fikirler geliştirmiştir.



Bugün bile ikisinin İslam ve yaşama dair fikirleri savaşmaktadır. Ve pek çok kişi İbni Rüşd felsefesinin İslam dünyasında hâkim fikir olmamasının Müslüman ülkelerin geri kalmışlığının temeli olduğunu düşünmekteyim. Bu konuda yüzlerce sayfa yazı okudum, kafam çatlayana kadar derin felsefi tartışmaları inceledim. Edindiğim fikirleri burada sizlerle paylaşabilirim ama o zaman gezi yazısı olmaktan çıkar edebiyat tartışmasına dönüşür burası için bu kadar yeter. Resimde kentin girişindeki heykelini gösteriyor. Siz kaç Hıristiyan ülkede bir Müslüman alimin heykelini dördünüz diye sorup devam edeyim.




Maimonides, İbn Rüşt’ün öğretilerinden etkilenmiş, mantıkla inancın uyumlu birlikteliğini savunmuş dönemin önemli Endülüslü Yahudi felsefecilerinden birisiymiş. Bilim dünyasında Öbür Musa olarak tanınırmış. Her iki felsefecide Kurtuba’nın derin bilgi ve düşünce ortamı içerisinde yetişmiş. Bu nedenle Cordoba’da her ikisinin de heykeli mevcut.




Müslümanların ve Yahudilerin ev hayatının mahremiyeti nedeniyle avlu kültürü yerleşmiş Cordoba’ya. Evlerin ön değil iç bahçeleri var, her yıl mayıs ayında ziyarete açılırmış bu avlular. Şehir Hıristiyanların eline düşünce Hıristiyan krallar Müslümanlara verdikleri sözü 5 yıl tutmuş ve bir baskı uygulamamışlar.



Ancak Yahudiler derhal sürülmüş buralardan. Osmanlı’nın onları kabul etmesiyle seferad kültürü ortaya çıkmış. Şimdilerde Yahudiler yer yer yine gelmiş buralara ama eski görkemli mahalleleri kalmış yadigâr.



Bu mahallerde calle des flores denilen kısa ama çok ünlü çiçek sokağına da bir göz atmadan olmaz. Aslında buraya tam bir sokak bile demek mümkün değil. dar bir aralık. Ancak Mezquita'nın kulesini karşıdan gören çiçeklere bezeli bir açısı zar. Bu bakımdan biraz üne kavuşmuş minik bir sokak.



Bence dört numara Plaça de Correros bu isim size bir şey ifade etmeyebilir. Ancak Madrid’i görmüş olanlarınız Plaza Real'in küçük bir türevini görebilirler. Her İspanyol kentinde bu şekilde dikdörtgen planlı bir meydan illaki var.





Beş numara ise Plaça de Potro küçük ama çok sevimli bir meydan. Ama tarihsel önemi daha çok Cervantes’in çocukluk yıllarını geçirdiği ve öykülerinde çok sıklıkla tanımladığı bir yer. Bu noktada kısa bir Cervantes hatırlatması yapmak uygun olur sanırım.



Miguel de Cervantes (1547 —1616), İspanyol romancı, şair ve oyun yazarıdır. II. Selim Kıbrıs'ı ele geçirince (1570) Papa V. Pius Osmanlılara karşı birlik çağrısında bulundu. Çağrıya yalnızca İspanya ve Venedik karşılık verdi. Cervantes Roma'daki İspanyol birliğine katıldı. 7 Ekim 1571'de Osmanlı donanmasıyla Lepanto (İnebahtı) Körfezinde yapılan İnebahtı Deniz Savaşı'na katılan Cervantes, iki kez göğsünden yaralandı, bir top güllesiyle sol elini kaybetti. Daha sonra Osmanlılar tarafından tutsak edilen Cervantes, 1575-1580 yılları arasında Cezayir'de esir olarak yaşamıştır.




Osmanlı esaretinde bulunduğu süre zarfında 4 kez kaçma teşebbüsünde bulunduğu tahmin edilmektedir. Hiç birinde başarı kazanamamasına rağmen bu teşebbüsler sonucunda ceza da almamıştır. Ancak orada da dolandırıcılıkla itham edilip hapse atılmıştır. Burada yazmaya daha sıkı sarılmıştır.1580 yılında biten ve Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan Kılıç Ali Paşa camisinin yapımında da esir işçi olarak bir süre çalışmıştır.



Yaşamının sonlarına doğru ünlü eseri Don Quijote (Don Kişot)'u hapishanede kaleme almıştır ve bu eseri sayesinde tüm dünyada tanınmıştır. Eserde yazarın kendi hayatıyla alay ettiği ve kahramanla aralarında çokça benzerlikler olduğu görülür. Don Kişot dünyanın en çok okunan eserlerinden biridir ve 38 dile çevrilmiştir. Bu eser hâlâ dünyanın en bilinen romanları arasındadır.



Filozofik bir düşünce tarzı olan Cervantes’in çok meşhur pek çok sözü bulunmaktaymış. Bunlardan sizin için bazılarını buraya taşıdım:

  • Evliliğin sessiz ve sakin sürmesi için ya koca sağır ya da kadın dilsiz olmalı.

  • Zamanın unutturamayacağı anı, ölümün dindiremeyeceği acı yoktur.

  • Arkadaş uğrunda ölmek kolay, fakat uğrunda ölünecek arkadaşı bulmak zordur.

  • Namuslu adam erken evlenir, akıllı adam hiç evlenmez.

  • Dürüst bir kadının güzelliği ateşe benzer: Yaklaşmayana hiç bir zararı dokunmaz.

  • Eldeki serçe, uçan turnadan iyidir.

  • Kuru pantolon ile balık tutulmaz.

  • Bir kapı kapanırken, öteki açılır.

  • At, sahibine göre kişner.

Umarım bu uzun genel bilgiden sizi sıkmamışımdır ama belirttiğim gibi bu gezi rehberinin ağırlıklı olarak yer tarifleri ile değil yer, zaman ve kişilere yönelik bilgilendirme notlarını içermesinin daha iyi olacağını düşündüm.


Burada son bir yerden daha bahsetmek gerekir ki burası da Placa de Tendilas. Tarihi kentin dışında İspanyol Cordaba'sının ana meydanı sayılır. Burasının kötü bir ünü var tarihte iki kez çok büyük miktarda kitap yakılmasına tanıklık etmiş bir yer.



“Dönemin en zengin kütüphanelerinden birini barındıran bir şehir Cordoba. 1 milyon cilt el yazması olduğu söylenen kütüphanenin kitapları burada yakılmış. Kim yakmış derseniz, Müslümanlar yakmış. İktidarı elinde bulunduranlar Gazali, İbn-i Rüşd’ün kitapları dahil meydanda toplayıp yakmış. Müslümanlar, Müslümanların kitaplarını yakıyor. Kalan az sayıdaki kitabı, tek bir Arapça harf kalmayacak şekilde Hıristiyanlar yakıyor. Şu an bu kitaplardan sadece 5-6 tane kalmış.” Tarihte bağnazlık her dinde ve her kültürde aynı. Ancak İngiliz üniversitelerinde ki bir çalışmaya göre bu kitapların yakılması dünya bilimini rönesansa kadar 200 yıl geriye götürmüş diye belirtilmiş.



Kenti gezerken sık sık göreceğiniz bir resim dikkatinizi çekecek. Bu resim Romero De Torres'e ait, Cordoba’lı meşhur bir ressam, soldaki “La Chiquita piconera”burada “Mona Lisa” kadar meşhurmuş.




Birazda yemeklerden bahsedeyim Merluza balığı bu yörenin özel yemeklerindenmiş, çok kişi mezgitte benzetmiş. Patates, biber, soğan, sarımsaktan oluşan bir köy yemeği “Ajo Colorado” ise Cordoba'nın en ünlü yemeğiymiş. "Gazpacho" da domates ağırlıklı soğuk içilen en meşhur çorbası. Bu tatlardan çorbayı denedim bol domatesli soğuk ancak lezzetli diyebilirim. Ancak çorbayı sıcak sevenlerdenseniz biraz hayal kırıklığı olabilir.



Cordoba’da bir günlük gezi için çok güzel bir yer ancak gece kalmaya çok değmez, ikinci gün sıkıcılaşır. Biz günübirlik Sevilla'dan bir ziyaret yaptık buraya arzu ederseniz bu şekilde bir plan yapabilirsiniz.



Sonuç olarak Endülüs'ün ünlü bilim ve felsefe merkezi "Kurtuba"ziyaretinizi bekliyor. Eğer programınıza alır vakit ayırırsanız. Pişman olmayacaksınız.



2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör