• Murat Hüseyin inceoglu

JAPONYA’YA GİRİŞ KILAVUZU 日本

     Japonya gezisine hazırlanırken yandan heyecandan ölüyorum, bir yandan da merak içerisindeyim. Bazen bu gezme, yeni yerler görme, öğrenme, tatma işlerini çok abartıyormuşum gibime geliyor. Çünkü bu sonu gelmeyen bir yolculuk dünyada yüzlerce ülke, binlerce şehir var.



     Dünyanın büyüsüne kapılmış birisi olarak geziye hazırlanırken sizin için şunu baştan yazmak isterim. En tuhafı Japonya, burası için okuduklarımdan ve izlediklerimden hayranlık, şaşkınlık, imrenme, nefret etme, öfkelenme, garipseme gibi çok farklı duyguları bir arada yaşadım ve yaşamaktayım. Bu yazının tamamı bittiği zaman sizde bu hislere ortak olacak mısınız tam kestiremiyorum ancak dönünce benzer duygular içerisinde olacağınıza emin gibiyim. Neyse kafanıza takmayın hep beraber şaşıralım, sloganımız "Burası Japonya".



     Japonya 130 milyon nüfusu oldukça kalabalık bir ülke ve yüz ölçümü 377.000km2 ile bizim ülkemizin neredeyse yarısı alana sahip. Yani yarısı kadar alanda iki katı kadar insan diyeceksiniz ancak öyle değil. Hepinizin bildiği gibi Japonya bir adalar ülkesi ve kıta levhalarının kesiştiği yerde okyanustan yüksekmiş. Bu nedenle çok sivri dağları var ve bu dağlar okyanus iklimi nedeniyle çok ormanlarla kaplı. Bu nedenle nüfusun %90'ı yüz ölçümünün %20'sine yayılmış durumda. Bu durumda kısa bir hesaplama ile 75.000 km2 kadar yani iki İsviçre kadar bir alanda 115 milyon insan yaşıyor diyebiliriz. Yani Japonya'da bir yerden bahsedersek ortamdaki insan sayısının üç hali var. Kalabalık, çok kalabalık, çok daha kalabalık.

     Kişi başına düşen gelir 50.000 doların biraz altında ve 130 milyon kişiyi de hesaplarsanız milli gelir bakımından 6 trilyon doları kabaca fark edersiniz. Yani Japonya dünyanın üçüncü büyük ekonomisi ve çok zengin bir ülke. Siz de bu gezinizde bu zenginliği iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Ancak İsviçre, Hollanda ve hatta ABD gibi bir zenginlik yok burada. Burada tamamen bambaşka bir tarz var ne demiştik? Burası Japonya.



     Kısa Bir Japon Tarihi

     Gezide gördüklerinizi anlamanız ve kafanızda daha iyi yerlerine oturtmanız için yaklaşık üç sayfada özetlediğim tarih bölümünü okumanızı öneririm. Yerler, kentler, kişiler, tapınaklar tamamen derlenip toplanacak.

     Buzul çağları boyunca M.Ö. 10 bin yılına kadar, deniz suyunun büyük bir bölümü kutup çevresinde donduğundan deniz düzeyi çok alçalmıştı, kıta sahanlığındaki Japon adaları kuzeyden, batıdan ve güneyden Asya kıtasına bağlı olduğu düşünülüyor. Bu çağlara ait yer katmanlarında mamut ve fil fosilleri bulunmuş. Japonların ilk atalarının da böylece Asya’dan ve karadan gelmiş oldukları düşünülmekteymiş. Asya'dan değişik kavimlerden sürekli göç almış bu adalar. Konuştuğu dil Japonca Ural Altay dil grubundan. Yani bizim dilimizle akraba bir dil konuşuyorlar. Ancak akrabalık sadece cümle kurma biçimi bakımından yoksa kelime benzerliği on beşi geçmez. Neyse lafı karıştırmayalım dil kökeni bize göçlerin öncelikle orta Asya kökenli olduğunu işaret ediyor. Ancak Kore ve Çin'den de çok fazla göz almış ve yüz benzerliklerini buna bağlayabiliriz. Ada olması bakımından da çok yalıtılmış bir türleri ve tarihleri var.



      538 yılına doğru Budizm’in Kore’den adalara gelişi genelde Japonya’nın tarih döneminin başlangıcı olarak kabul edilirmiş. Ancak bu geliş bir miktar tuhaf olmuş. Japonya'da yaygın biçimde kullanılan yazı karakteri yokmuş ve Kore yazısı da burada pek anlaşılabilir değilmiş. Bu nedenle öncelikle Budizm'in görsek öğeleri ve sanatsal kısmı gelmiş. O sıralarda Şinto dinine inanan Japon kültürü içeriği Şinto dini olan ancak görsel figürleri Budist tarzda karma bir gelişim göstermiş. Yaklaşık yüz yıl sonra Budizm tüm öğeleri ile anlaşılabilir olmuş ancak bu bilgiler de karmaşık dini motiflerin üzerine eklenmiş. Bu nedenle Şintoizm ile Budizm karması bir din çıkmış ortaya. Günümüzde Japonlar çok tanrılı Şintoist olarak doğarlar, sevinirler, evlenirler ve yaşarlarmış. Ancak dertleri ve sıkıntıları olduğunda, cenazelerde ve felsefede Budist oluverirlermiş. Uzun sözün kısası Japon Şinto doğar ve yaşar, Budist düşünür ve ölür diyebiliriz.


    Nara dönemi: 710 yılında devlet, başkenti Çin başkentinden modellenen Nara'ya taşınmış Doğal bir düşman olamaması nedeniyle surlarla çevrilmeden kare planda gelişmiş. Kıtlık ve depremler sonrası gezinizde Nara’da göreceğiniz Todai-ji tapınağı bu dönemde inşa edilmiş. Nara döneminde Japonya nüfusun gerilemesinden muzdarip olmuş ve bu durum başkentin uğursuz gelmesine bağlanmış. 794 yılında bir kehanet başkentin o zaman ki adı Heian'na taşınırsa uğursuzluğun biteceğini söylemiş. Ve 794 yılında yani 80 yıl sonra başkent taşınmış ve kentin adı dünyanın başkenti yani "Kyo-To" olarak değiştirilmiş.

     Kyoto dönemi: Kehanet doğru çıkmış ve Kyoto ülkeye uğurlu gelmiş. Sıkıntılar gerilemiş. Kent 794-1868 yılları arasında ülkenin başkenti olmuş ve bin yılı aşkın süre başkent olarak kalmış. Bugün tarih ve geleneksel Japon kültürü arasanız bakacağınız yer Kyoto'dur. Kyoto bugün bile "huzurun başkenti" olarak anılıyor.

    Edo dönemi: Edo kenti başkent olunca ülkede Shogun ve samuray devri başlamış. Shogunluk yıllarında 200 yıl Japonya tamamen dışa kapanmış. Ülkeden kimse çıkarılmamış ve girişler kapatılmış. İki yüz yıllık tam bir izolasyon ile Japon kültürü iyice farklılaşmış dünyadan.

    Meiji dönemi: Amerikan savaş gemileri izole Japonların kapısına dayanıp zorla açıklık politikasına zorlamış ülkeyi. İmparator açıklıktan başka çare olmadığını görmüş. Ancak Shogunlar buna direnmiş ve imparator Meiji ile savaşa tutuşmuşlar. 1868'da Kyoto'da Nijo kalesinde Şogun yönetimine son vermiş. 3 Eylül 1868 tarihinde Edo’nun adını Kyoto'nun doğusu yani "To-kyo" olarak değiştirmiş ve kenti başkent yapmış. Bundan sonra hızla dışa açılan Japonya hızla sanayileşmiş ve değişmiş. Bu dönem bugün "Meiji restorasyon dönemi" olarak adlandırılırmış. Kurucu İmparator Meiji ülkenin kaderini tümden değiştirmiş.

Savaş ve yıkım dönemi: ikinci dünya savaşı öncesi ülkenin emperyal hayallere kapılması ve sonu hüsran ve yıkım olan bir dönemi kapsar ki çoğunuzun malumu konumunda.

Yeniden diriliş dönemi'ni burada yazmayacağım, bu dönemin sonuçlarını tüm iyi, garip ve kötü yönleriyle tatil boyunca yaşayacak, tadacak ve göreceksiniz.



      Japonlar, "saf ırk" denilebilecek yapıdalar. Sarışın, yeşil gözlü ya da uzun boylu bir Japon görmeniz neredeyse imkansız hepsi sanki aynı fabrikanın ürünleri gibi. Boy ortalamaları 1.60-.1.65 civarında. Yapılar ve ürünler de buna göre tasarlanmış. Yataklar, lavabolar, koltuk aralıkları gibi detaylar hep kısa boylulara göre tasarlanmış. Kel ve şişman bir Japon görmemiz de pek mümkün değil.

     Japonya çok değişik bir ülke ve Japonlar değişik insanlar örneğin kentlerini planlarken dağlık alanlara inşaat yapmıyorlar, nedeni ise deprem falan değil: eski inanışlarına göre dağlarda sadece tanrılar ve atalarının ruhları oturabilirmiş. Bu nedenle dağlarda bina yapılmasına izin verilmiyor, yüksek inşaat zaten deprem kuşağı nedeniyle çok kısıtlı yerler dışında yasak. Bu durumda insanlar birbirine çok yakın ve küçük evlerden yasamak zorunda kalıyorlar. Ancak böyle yaşamalarının sebebi yer yokluğu değil inanışlar ve devlet politikasıymış. Sonuç olarak kent dışında küçük yerleşimlerde göreceğiniz garip ve sıkışık yerleşim modelinin temeli bu inanışlar zinciri.

    Modern Japon toplumunu anlamak için her şeyden önce üç kavramı bilmeniz gerekiyor;wa, kata ve manga.



   Wa

    Wa, kişinin çevresinin ruhsal, fiziksel ve sosyal durumundan ve geleneklerinin farkında olup uyması demek. Japonlar kişisel düşüncelerini bir kenara bırakıp toplum tarafından kabul edilecek dolayısıyla "wa" yı sağlayacak fikirlere yöneliyorlar. Kişinin bireysel düşünerek ve bunu ifade ederek toplumda yasama şansı yok. Amerikan düşünce sisteminin taban tabana zıttı yani. Birisi daha önceden üzerinde konuşulmamış yeni bir konuda çıkıp fikrini söyleyemiyor, çünkü gerçek pozisyonunu söylemesi ayıp.

      Söylemek yerine ortak bir fikrin gelişmesini -tatemae- bekliyor, bir konuda karar vermek için Japonların çok uzun bir sureye ihtiyacı olması bundan dolayıymış. En tepedekiler bile tek başlarına karar almak istemiyorlarmış, bekliyorlar ki üzerinde anlaşılan bir karar çıksın. Böyle olunca her işte süreç uzuyor. Bu wa'nın kötü yanı, iyi yanları da çok: sokaklar her zaman güvenli, hırsızlık yok gibi, bağıran çağıran taşkınlık yapan kimse yok, çok fakir ve toplum dışı büyük bir kesim yok. Japonlar "Wa" ya ulaşmak için bireyi feda etmişler.



   Kata

    Kata, şekil, takip edilen yol, form demekmiş. Savunma, dövüş sporlarıyla tanışık olanlar hemen "kata" yı hatırlayacaklardır. Yapılması gereken davranış ve kurallar zinciri gibi özetlenebilir. Japonlar, kata uygulamasını üretimde yaptıklarında iyi sonuçlar elde etmekteler: sürdüğünüz Japon arabalarının bozulmaması ya da "illa da Sony marka alalım, bozulmuyor, kaliteli oluyor" demenizi kata'ya borçlusunuz. Hikikomori Wa'yı sağlayamamış veya Kata kurallarını yerine getirememiş kişinin ailesine getirdiği utanç nedeniyle intihar ederek kendini ve ailesini onurlandırma davranışıdır. Bir Türk olarak bana Mars kadar uzak olan bu fikirleri hiç anlayabileceğimi sanmıyorum. Ancak toplumdaki suçsuzluk ve ileri derecede saygı ortamının böyle sağlandığını gözden kaçırmamak lazım. Yinede planlı intihar kurumunun bana oldukça uzak bir kavram olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

   Manga'dan ise diğer Japonya yazılarında bahsedeceğim bu bakımdan burada es geçeceğim.



     Kısa kısa oradan buradan söz açmaya devam edersek Japonya'da binalarda katlar birden başlıyormuş, yani bizdeki "giriş katı" ya da "sıfırıncı kat" mantığı orada yok. Giriş katı eşittir birinci kat. Asansörlerde de durum böyle. Bizde 1'e bastığınızda girişin bir üstüne ulaşırken, Japonya'da 1 tuşu sizi giriş katına ulaştırıyor.

      Sokaklarda sigara içmek tüm ülkede yasak. Yerde izmarit görmeniz neredeyse imkansız. Sigara içmek isteyenler, belli noktalarda, yol kenarlarında, parklarda vs. inşa edilmiş ve etrafı camlarla, yer yer duvarlarla örülmüş sigara içme bölmelerinde bu ihtiyaçlarını gideriyorlar. Hatta sigara içilmesi için bazı noktalarda “smoking bus” adı verilen otobüsler var. Sokakta sigara içme yasağının aksine iç mekanlarda, yani kaffelerde, otellerde bazı odalarda, restoranlarda sigara serbest. Yahu bu Japonya çok tuhaf bir ülke burada şaşkınlığın dibine vurabilirsiniz.



     Japonya'da trafik bizdekinin aksine sağdan akıyor. Araçlarda direksiyonlar da sağ tarafta. Yaya trafiği de aynı şekilde sağdan akıyor. Kaldırımlar, yürüyüş yolları dahi şeritlere bölünmüş durumda olduğunu göreceksiniz. Merdivenlerde dahi hangi taraftan inmeniz (ya da çıkmanız) gerektiğini gösteren ok işaretleri var. Şimdi size bir altın kural öğreteceğim ve bunu gezi boyunca aklınızdan çıkarmayın. Slogan basit “Japon Soldan Gider”. Kalabalıkta ve geçişlerde sadece buna dikkat edin. Sadece soldan gideceksiniz, sağdan gitme duygunuzu Türkiye’de bırakın.



     Japonlar, tam bir tüketim toplumu. Adım başı mağaza, adım başı çarşı, alışveriş merkezi... 10 katlı binaların, 30 katlı gökdelenlerin tepesinde de, yerin 3 kat altında da mağazalar var ve üstelik hepsi açılışından kapanışına tıka basa dolu. Ne ararsanız var. Dünyanın hiçbir yerinde kolayca göremeyeceğiniz, ne işe yaradığını bile anlamadığınız yüzlerce çeşit ürün sizleri bekliyor olacak diyebilirim.

     Şehrin en ücra köşesinde de, en lüks bölgesinde de bir ürünün fiyatı genellikle hep aynı olduğunu belirtebilirim. Bu bakımdan içiniz rahat olabilir, fiyat araştırması gibi bir şey yapmanıza gerek yok. Genelleme yaparak söylemem gerekirse, beğendiğiniz, hoşunuza giden bir ürünü ilk gördüğünüz yerden alabilirsiniz. Ve fiyat için pazarlık yapma fikri bir penguene ağaç sormak gibi gelirmiş. Neden indirim yapayım ki bu ürünün en makul fiyatı zaten üzerindeki diye düşünürmüş.



      Japonya'da özellikle Tokyo'da hayat istasyonlar çevresinde geçiyor. Aslında neredeyse her metro istasyonunu bir alışveriş merkezi ya da çarşı olarak düşünmek lazım Tokyo'da. Günde 2-3 milyon kişinin geçtiği devasa alışveriş merkezlerine dönüşmüş çok katlı istasyonlar bunlar. Amerikalılar bu istasyonlar için "city in the city" değimini bulmuşlar. Özelikle Shinjuku, Shibuya, Ikebukuro ve Tokyo gibi merkezi yerlerde her mekân akşamları tıka basa dolu olurmuş. Ancak çok kalabalık görünce kaçıp uzaklaşmak isterseniz kaçtığınız yerin de kalabalık olacağı fikrine alışmanız gerekecek.

    Dünyanın en pahalı ülkelerinden birinde bulunmamız nedeniyle bu tür hazır gıdalar ve fast food tarzı ayak üstü atıştırmalıklardan çokça denemeye hazırlayın kendinizi. Bir restoranda oturup yemek yemenin kişi başı fiyatının çok pahalı olacağını da bilerek belki sadece bir en çok iki kez bunu deneyeceğimizi bilin. Konu yemek alıp taşımak olunca herkesin bir sırt çantası olası gerektiğini unutmamak gerek.Yemek detayı için Osaka yazısına göz atmanızı öneririm. Orada yemekler hakkında detaylı bilgi vermeye çalıştım.



    Tokyo ile ilgili kısa kısa devam edersek burada dolaşırken dört şey elinizden hiç düşmeyecek. Birincisi kameranız ki bunun için cep telefonu da kullanabilirsiniz, ikincisi fotoğraf makineniz, üçüncüsü haritanız, dördüncüsü ise çöpünüz olacak, çünkü Tokyo'da otel ve market girişleri dışında çöp tenekesi yok. Bu fikir hepinize garip gelecek ama atabilecek bir yer bulana kadar çöpünüzü de taşımanız gerekecek.


     "TOKYO'YA GiRiŞ"

     Japonya sadece bilet alıp gidilebilecek bir ülke değil. Ülkeye sadece turistik amaçlarla gelmiş yabancılara verilen ve sadece Japonya dışında satılan Japan Rail Pass biletinizi Türkiye’den almalısınız. Bu kart ile yüm JR trenlerine serbest biniş hakkı kazanıyor. Ancak dikkat etmelisiniz başka tren şirketleri de var. Son bir noktada shinkansen adı verilen çok hızlı Japon trenlerinde nonstop olan nozomi türüne bilet alamazsınız. Hikari tpi biletlere bakmanızı öneririm.



   Oraya varınca Jr ofislerinde Japan Rail Pass Kart'ı haline çevirip bir aktivasyon tarihi işletmeniz gerekiyor. Bu işlem tüm istasyonlardan yapılmıyor buna dikkat edin ve ileri tarih için başlangıç yapabilirsiniz. JRP kartı Tokyo metrosunda geçmemesi nedeniyle kentten ayrıldığınız tarihi başlangız seçmenizi öneririm.



    Tüm gezi boyunca kullanacağımız taşınabilir wifi cihazı kiralamanızı öneririm. Böylelikle hem telefon paketi almanız gerekmeyecek. Hem de tüm gezi boyunca internet erişiminiz olacaküstelik sadece bir kişinin yurt dışı internet paketi fiyatına.

     Bir de yoğunluktan söz etmek gerekir sanırım. İstanbul 2450 kişi/km2 bir yoğunluğa sahip bir kentken Tokyo 6500 kişi/km2 ile üç kat yoğunluğa sahip. Yani kalabalık, daha kalabalık, çok daha kalabalık.



     Japonya'da oteller konusuna da bir miktar bu noktada değinmek uygun olacak sanırım. Az önce de değindiğim Japonya nüfus yoğunluğu çok yüksek bir ülke. Bu nedenle her yer sıkışık planda gelişmiş. Ülke genelinde otel odaları genelde çok küçük, yaklaşık odalara (14m2) sahip. Baktığım yüzlerce tesis içerisinde 20m2 odası olanlar ancak onda biri. Odalarınız çok küçük olacak. Kısaca odada küçük banyo ve yatak dışında çok fazla bir alan beklemeyin. Ancak Japonlar çok temiz insanlar olması nedeniyle tüm oteller çok temiz. Beklentinizi küçük odalara hazır tutun.

     Böylelikle tarihten, ulaşıma, otelden kültüre ve alışverişe kadar uzanan Japon farklılıklarını içeren giriş kılavuzunu tamamlamış oldum. Umarım beğenmişsinizdir ve içindeki bilgiler sizin için yararlı olmuştur.

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör