• Murat Hüseyin inceoglu

Güney İtalya 4 Polignano a Mare & Lecce

Güncelleme tarihi: 5 Mar

     Puglia, İtalya'nın güney kısmında, tam çizmenin topuğuna denk gelen bir bölge. Ama biraz uzunca bir topuk hayal edin. Yukarıda Bari kentine kadar uzuyor. Muhteşem plajları, Kuzey İtalya'ya oranla çok daha lezzetli mutfağı ve doğal insanlarıyla tanınıyor. Sımsıcak bir İtalya gezisi, şahane lezzetler ve karakter sahibi şirin şehirler sizin de hayallerinizi süslüyorsa, Puglia tam size göre. Puglia bölgesinin başkenti Bari ve genelde Puglia rotaları Bari'den güneye doğru inerken gezilen köyler şeklinde oluşturuluyor.

     İtalya'nın en fakir bölgesi olarak bilinse de, bayağı hareketli. Özellikle yaz sezonunda bölgenin enfes yemekleri pek çok insanı kendisine çekiyor. İnsanları adeta geçmiş yüzyıldaki gibi sade ve huzurlu hayatlarına devam ediyor. Sanki büyükanneleri ve dedeleri gibi yaşıyorlar. Balıkçılık ve tarımın da çok yaygın olduğu Puglia'nın hem şarapları, hem zeytinleri çok meşhur. Tüm bölgede toplam 60 milyon zeytin ağacı varmış. Gezerken biraz Ege bölgesi, biraz da Malta havasını sık sık yaşayacaksınız. Her gittiğimiz yerde burası şuraya benziyor hissi olacak.



      Saat 13:00 ile 17:00 arasında burada ve neredeyse tüm Puglia bölgesinde siesta var yani tüm dükkanlar ve iş yerleri kapalı gezinizde buna çok dikkat etmelisiniz. Genellikle yolculukları ve yüzme molalarını bu saatlere getirmeniz çok yararlı olur diye düşünüyorum. Ama özellikle öğle yemeği planınız varsa mutlaka halledin yoksa yer bulmakta çok zorlanabilirsiniz.

      Napoli'den güneye planladık bu günü. Yol uzun olunca sadece iki önemli yeri gezmeyi planladım. Bize göre makul ve keyifli bir seçim oldu. Sizde bu şekilde düşünebilirsiniz.


      POLİGNANO A MARE

      Polignano A Mare denize dimdik yamaçların üzerine kurulmuş ufacık bir kasaba. Minik İtalyan tarzı dar sokaklar, her yerde deniz kokusu. Polignano a Mare ise gerçekten son derece çarpıcı unutulmaz bir sahil kasabası. Kasabaya girip normal sokaklarında ilerlerken önce “buraya da niye geldik diye” düşünebilirsiniz.



     Dar sokakları sıradan mimarisi ile öylesine bir İtalyan kasabası görünümünde gelebilir size. Ama kıyıya ulaştığımızda gördüğünüz manzara oldukça sıra dışı gelecek sizlere.



     Ancak U harfi şeklindeki koyun yüksek sert kayalıklarına üst üste yapılmış beyaz binalar, bunun tam ortasına sıkışmış bembeyaz bir kumsal ve turkuaz bir deniz. Denize girmek için müthiş bir istek duyacağınızı da sanıyorum. Güzel bir öğle yemeğinden sonra bir deniz molası da iyi gelir sanırım. Biz denize girdik plaj inanılmaz kalabalık olmasına karşın çok keyifliydi. Mutlaka denemenizi öneririm.



    Pek çok ünlü gelmiş geçmiş buradan. Bunlardan birisi olan Domenico Modugno (1928-1994) “Volare” şarkısı 8. San Remo festivalini kazandıktan sonra 1986 Eurovizyon birincisi olmuş ve 22 milyon kopya satmış. Sanatçı Polignanolu, babası belediye zabıtasıymış. Heykelini gururla her gün selamlıyorlar.



     Şehrin kapısından girer girmez hemen sağda müthiş bir kapılı bir ev var. Kontes Miani 90 yaşında ve hala o kapının arkasındaki şatosunda yaşıyor. Hiç çocuğu olmamış ve aileden tek kalan hanım ağa. Kontes Miani’nin bir lokantası var ki görmeye değer. Dünyanın sayılı enteresan lokantalarından. Ancak takım elbise ile girebiliyorsunuz, bir mağarada altınız sağınız solunuz her yanınız sudan oluşuyor. Manzara inanılmaz ancak sadece akşam yemeğinde rezervasyonlu hizmet veriyorlar. Fiks sayılabilecek bir menüleri var ve kişi başı 120 euro. Dolayısı ile biz yemek yemedik. Eğere kendinizi ben lezzet düşkünüyüm ve bu konuda sınır tanımam diye tanımlıyorsanız o zaman bu mekan tam size göre.



    Sonuç olarak burası güzel bir sahil kasabası umarım burayı seveceksiniz, yüzmek ve yemek yemek yolculuğun yükünü atmanıza yardımcı olacaktır. Hani görmeden geçerseniz çok şey kaçırdığınız yerler vardır ya Polignano a Mare'de işte öyle yerlerden birisi. Harika bir İtalyan deniz kasabası. Deniz ile tarihini harika bir birleşimi diyebilirim.



    Siz de Napoli'den geliyorsanız zaten 115 km yolunuz kaldı çoğu gitti, azı kaldı bir kestirirsiniz ver elini Lecce.


     LECCE

    Lecce, insanı ilk görüşte etkileyen, inanılmaz güzel bir şehir. Ama Türkiye’de pek bilinmiyor. Gerçi sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da pek bilinmiyor. Hatta İtalyanların bile Lecce’yi çok iyi tanıdıklarına emin değilim. Lecce, Ferzan Özpetek'in filmlerinden belki adını duyduğunuz bir şehir. Açıkçası ben bu kadar güzel tarihi dokusunu korumuş bir şehir beklemiyordum.



    Sarı taştan binaları, tarihi şehir merkezinin dönemeçli sokakları, restoranları, capcanlı hayatı ile bayıldım bu şehre. Zaten Lecce için “güneyin Floransa'sı” deniyor. Sarı kireç taşından yapılmış binalar ve daracık sokaklar, Lecce’nin alamet-i farikası…



     Lecce de Puglia’daki diğer şehirler gibi küçük bir şehir. Nüfusu 100 bin. 2000 yıllık tarihi var. Mimarisi barok ağırlıklı. Şehirdeki sanat eserlerinin çokluğundan dolayı Rönesans kenti diye biliniyor. Sarı taşlı binaları, dar sokakları ile bariz Malta havası var.



     Ferzan Özpetek’in 2010 yapımı Serseri Mayınlar filmini izleyip de içinde Lecce’ye gitme isteği uyanmayan bir kişi bile çıkmaz sanırım. Tabii Lecceliler’in Ferzan Özpetek sevgisini anlatmaya gerek bile yok. Filmlerinde Lecce’nin ve Salento yarımadasının güzelliklerini gösterdiği için şükranla bahsediyorlar hep kendisinden. Yönetmenin “Allacciate Le Cinture” yani “Kemerleri Bağlayın” adlı daha yeni bir filmi de var bu kentte çekilmiş.



      LECCE’DE GEZİLECEK, GÖRÜLECEK YERLER

    SANTA CROCE BAZİLİKASI –Barok tarzda bir kilise. Yapımı 1695’te tamamlanmış. Lecce’de Türk izlerinin en belirgin olduğu yer burası. Dış cephesindeki süslemelerde, 1571 yılında yapılan İnebahtı (Lepanto) Deniz Muhaberesi’nde Haçlı donanmaları tarafından esir alınan Osmanlı askerleri tarafından yapılmış.



     SANT’ORONZO MEYDANI – Şehrin ana meydanı burası. İstanbul’un Taksim Meydanı diyelim ama tabii tek farkla çevresi tarihi yapılarla dolu. Gencinden yaşlısına herkes burada. Meydanda dikkatinizi çekecek ilk şey ise meydana da adını veren Aziz Oronzo Sütunu.



     ANTİK ROMA AMFİ TİYATROSU – Şehrin göbeğinde, Sant’Oronzo Meydanı’nın hemen yanındaki bu antik amfitiyatro, 2. yüzyılda yapılmış. İlk yapıldığı zamanlarda 25.000 kişiymiş kapasitesi ama yarısından azı günümüze kadar kalmış. Hala konserler, gösteriler de düzenleniyor.



     LECCE KATEDRALİ – Duomo Meydanı’ndaki Lecce Katedrali, 1144 yılında yapılmış, 1230 yılında yeniden inşa edilmiş. 17. yüzyılda Giuseppe Zimbalo tarafından bir de çan kulesi eklenmiş.



     Böyle bir sürü yer adı yazdığıma bakmayın. Küçük bir tarihi merkezi var ve bizim evimizde merkezde. Gece sıcak geçince çıkacağız kente. Bu nedenle iyi hatıralarla hatırlayacaksınız burayı.

     Bir de unutmadan, Lecce kağıttan yapılan biblolarıyla ünlü. Lecce’nin tarihi sokaklarında dolaşırken, bu bibloların satıldığı dükkânlara mutlaka denk geleceksiniz. Dükkânların arka kısmındaki atölye kısmına girerek, kağıt bibloların nasıl yapıldığını izleyebilirsiniz.



      Bizim burada konakladığımız evimizin adı Casa de Artista yani artistler evi. Aslında tam olarak bir ev değil sanki bir yapının bir bölümüymüş ve sonrada eve çevrilmiş gibi. 80 metrekarelik ufak dokunuşlarla birbirinden ayrılmış bölümleri bulunan bir mekân. Ben oldukça şirin buldum ve kahvaltısı da oldukça iyiydi. Ev sahibi de oldukça ilgili. Konaklama için düşünebilirsiniz.



      Lecce özellikle gündüz vakti ısınan taşlar nedeniyle çok sıcak ve ıssız gelebilir ancak gece her yanda müzik sesleri yükselen çok hareketli bir kent. Floransa ile karşılaştırmak biraz haksızlık olur ancak çok güzel gezilip yemek dahil yarım gün geçirilecek bir yer.

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör