• Murat Hüseyin inceoglu

36 Saatte STOCKHOLM "Kuzeyli ve asil"

Güncelleme tarihi: 24 Eki 2019

      Stockholm, İsveç’in batı kıyısında, Malaren Gölü’nün Baltık Denizi’ne döküldüğü yerde bulunan bir başkent. 14 ada üzerinde kurulu olan ve kent sınırları içerisindeki toprakların % 40’ını park ve yeşil alanların oluşturduğu, Kuzey’in Venedik’i, Avrupa’nın öne çıkan en güzel başkentlerinden biri. Aslında tam hakkı iki gün ama bizim bir buçuk günlük bir planımız vardı. Eğer hızlı olursanız bu süre yeterli olacaktır. Ancak müzelerin hepsini dolaşmak isterseniz dört gün ayırmanız yeterli olacaktır.



      İsveç ile ilgili ilk başta akla gelen ve en çok kafa kurcalayan sorunlardan birisi çok aşırı pahalı oluşu. Bu pahalılığın söylentilere göre su ile ilgili kısmı yanlış olsa da genel olarak itiraz edemeyeceğim. En azından diğer Avrupa şehirlerine kıyasla. Ama Oslo’nun yanında bir tık, İzlanda’nın yanında iki, iki buçuk tık daha ucuz olduğunu belirtmek gerekir.



    Stockholm’ü gezerken işleri biraz daha kolaylaştırabilmek adına, adalardan oluşan bu şehri bölgelerine göre ayırıp anlatma kararı aldım. Bu şekilde hangi gün nereyi gezeceğinize dair kafanızda daha net bir plan da oluşturabilirsiniz.


Gamla Stan (Old Town, orta mahalle)

    Burası da bir ada ancak bu ada kentin merkezini oluşturuyor. Zaten Stockholm, İsveç dilinde “çok ada” anlamına geliyor. Şehir 14 adanın üzerine kurulmuş ve adalar birbirine köprülerle bağlanmış. Burası şehrin en turistik, en merkezi eski şehir bölgesi. Gamla Stan ve buranın parçası sayılabilecek daha küçük Riddarholmen adası, başlangıç noktanız olabilir. Güne makul bir saatte buradan başlamanız uygun olacaktır.



     Buranın daha pahalı olabileceği gerçeğini gözardı etmeden hediyelik çeşitliliği açısından en zengin yer olduğunu belirtmem lazım.


Eski kentte ilginç bir çop kutusu

     Bu bölgede Riddarholmen Church ve Stockholm katedrali olmak üzere iki adet büyük kilise var. Görüntüleri çok hoş ancak giriş ücretli.


     Peki bu eski kentte ne yapsak diye düşünecek olursanız. Eski kentin Arnavut kaldırımı kaplı sokaklarında dolaşırken hediyelik veya çok nadirde olsa yerel el yapımı ürünler satan dükkânlara denk gelebilirsiniz. Eski kentin çok şirin görünen daracık tarihi sokaklarına bakabilirsiniz. Eski kente girince turist kalabalıklarını izleyecek olursanız sizi alışveriş dükkanlarının yoğun olduğu Vasterlanggatan ve Österlanggatan Caddelerine götürecektir. Burası özellikle yaz ayı olması sebebiyle turist kalabalığına şahit olmanızın en garanti olduğu yerlerden. Ancak insanı çok da bunaltan bir kalabalık gözlemlemedim.



     Yerleşimin merkezi olarak kabul edilen ve kentteki en eski meydan konumundaki küçük Stortorget Meydanı, rengârenk yapıları aracılığıyla fotoğraf ve selfie çekmekten hoşlanan insanların ilgi odağı durumunda. Aslında çok büyük bir meydan değil. Ancak eğik çatılı Hollanda tarzı binaları ile oldukça sempatik. Meşhur Nobel müzesi de bu meydanda yer alıyor.





    Meydan civarında havanız iyi olursa Chokladkoppen adındaki çok övülen ünlü kafede oturun ancak anlatılagelen çok iyi sıcak çikolata için sanırım yanlış ülkedesiniz. Budapeşte'de Gerbaut halen içtiğim en iyi sıcak çikolata mekanı.



    Royal Palace Avrupa’daki en büyük saraylardan biri; tam 600 odası var ancak saray gezmek bence Stockholm'de yapmanızı önereceğim önde gelen faaliyetlerden değil. Kanallarla kaplı bu yemyeşil kentin suyla ve yeşille yoğrulmuş manzaralarında vakit geçirmek bana bir sarayın klasik görüntüsünden daha cazip geldi.

     Şirin silueti, ilginç dükkânları ve dar sokakları ile iki veya üç saatte gezebilirsiniz bu eski  ada kenti. Eminim gördükleriniz hoşunuza gidecek.



       Södermalm (aşağı mahalle)

    Södermalm'in Stockholm’un en hippi karakterlerinin ve özgün giyinmeye meraklı insanlarının toplandığı bölgelerinden olduğu belirtilmiş. Konum olarak Gamla Stan’ın hemen aşağısında kalıyor. Burada bol bol kafe, bar ve harika kahve dükkânları var. Özetle Gamla Stan, Stockholm’ün tarihinden izler taşırken, Södermalm de daha ağırlıklı kafe ve bar bölgesi olarak nitelendirilebilir. Ancak bizim orada bulunduğumuz süre içerisinde yazılarda sürekli bahsedilmiş olan çılgın giyimli insanlara yoğunluklu olarak rastlamadık.




      Götgatan: Gerçekten çok talihsiz isme sahip olan bu güzel cadde, Södermalm’ın en merkezi noktası olarak nitelendirilebilir. Özellikle Slussen metro durağına yakın olan bölümünde kafeler oldukça yoğun. Bir akşam yürüyüşü sonucu bu sokakta dolaşmanızı Saluhall adı verilen çeşitli türden yeme olanaklarını barındıran mekanı bir dolaşmanızı öneririm.


     Fotografiska: Kişisel fikrime göre Stockholm’deki en iyi düzenlenmiş müzelerden biri olan Fotografiska, adından da tahmin edilebileceği üzere bir fotoğraf müzesi. Swedish Museum of Photography adıyla da duyabileceğiniz bu müze fotoğraf sergileri bakımından sürekli yenilenen bir yapıya sahip. Dolayısı ile gittiğiniz tarihte sizin denk geleceğiniz sergi başkalarınınkinden farklı olacak. Bence kesinlikle en az 2 saat zaman ayrılarak gezilmeyi hak ediyor. Aslında başlangıçta yeğenimin merakı yüzünden programa almıştım ama kısa bir inceleme sonrasında kalbimi fena halde çalmayı başardı. Müzeye ayırdığınız zaman haricinde buranın çok güzel manzaralı bir kafesi de var. Modern ve klasik tarzın çok güzel yorumlandığı oldukça güzel bir kent manzarası sunan etkileyici bir yer. Mutlaka denemezi öneririm.

    Kahve demişken kahve seviyorsanız İsveç sizin için tam bir kahve cenneti. İsveçliler dünyada kahve tüketiminde ilk 5’te yer alıyor. (En çok kahve tüketen ülke Ukrayna bu arada) İsveç’in en meşhur aktivitesi Fika. Bizim nasıl beş çayımız var ise onların da Fika’sı var. Kısaca size fikayı anlatayım. Günde en az yarım saat ve yine en az iki defa olmak üzere hemen her İsveç şirketinde verilen kahve molası. Bunu insanlar arasında bir etkileşim fırsatı olarak görüyor ve düzenli olarak yapıyorlar.


Resmi site resimi

       Stockholm Belediye Binası (The City Hall, Batı mahalle)

    Başkentten bahsedince belediye binasından bahsetmemek olmaz. Kings Holmen adasında yani Gamla Stan'a komşu bir adada yer alıyor. Büyük tuğla kulesinde İsveç’in ulusal sembolü Three Crowns’un sembolü bulunan büyük tuğla kulesi ile hemen dikkat çekiyor. Nobel ödül töreni de bu binada yapılıyor...



     Yapının kulesi 110 SEK ücreti veren ve 365 basamaklı merdiveni çıkan kahramanları eşsiz manzarası ile karşılıyor. Eğer kuleye çıkmak istemezseniz buradan çekilmiş manzaraların olduğu pek çok resim, tepsi, magnet bulmanız mümkün.


     Östermalm (doğu mahalle)

    Burasıda Stockholm’ün  en zengin yerleşimlerinden. Genelde restoran ve kafelerle dolu. Geceleri pek parlak ve afilli. Kordon boyu manzaraları ile gerçekten etkileyici bir mahalle.



Djugarden adasına geldiyseniz ki bu kente geldiyseniz mutalka gelirsiniz. Kordon boyuna bakmayı unutmayın derim. Bu mahallede adından bahsedilmesi gereken bir yer de Saluhall denilen ilgi çekici bir pazar yeri.

Soğuk memleketlerde kapalı pazarlar hem alışveriş hem de yemek için çok yaygın kullanılıyorlar. Orta Avrupa’nın aksine buradakiler çok temiz ve alımlı. Eğer bir kültür ve yeme deneyimi isterseniz ya buraya ya da Södermalm'e bir göz atın derim.



      Swedish History Museum

    Tabi ki İsveç'e gelince Vikingler ve İsveç’in geçmişi ile ilgili bir şeyler görmeyi ve öğrenmeyi bekliyor olmanız normal. Bu ihtiyacınızı gidermek için bu ücretsiz ve güzel hazırlanmış müzede bir şansınızı deneyebilirsiniz. Burası 2 saat kadar zaman ayrılabilecek güzel tasarlanmış bir müze.



      Norrmalm (kuzey mahalle)

     Stockholm’un en büyük bölgelerinden biri olan Norrmalm’ı Gamla Stan adasının kuzey kısmında bulunan şehrin merkezi olarak kabul edilebiliriz. Bu bölgenin genelde otellerin bulunduğu kuzey kısmını ise daha az gezilebilecek alana sahip, evlerin olduğu bir yaşam alanı şeklinde düşünebilirsiniz. Adanın güney kesiminde ana istasyon olduğu için çevresi her daim canlı. Bu bölgede benim yazmak istediğim tek bir yer var:




      Stockholm Public Library

      İçeri girdiğiniz anda inceden bir Hogwarts hissi uyandıran güzeller güzeli Stockholm Halk Kütüphanesi, içeride fazla vakit geçirmeye vaktiniz olmasa bile kesinlikle görmeye değer.



Güzel tasarlamış hoş boyanmış metro istasyonlarından hiç bahsetmezsek bu kent için haksızlık olur. Öyle bahsedildiği kadar büyüleyici bulmasam da doğal kaya görünümlü tavanlar ve biraz Gaudi tarzı boyamalarla metro gibi sıkıcı yerleri biraz hareketlendirmeyi başarmışlar.




     Djurgarden

    Farklı bir ada olmasına rağmen Östermalm bölgesi içine dahil edilen Djurgarden, yemyeşil özellikle turistlerle dolup taşan mavi yeşil manzaraların ağırlıkta olduğu bir ada. Hava güzel olduğu zaman kentlilerin de kendini attığı bu adada şehrin en popüler turistik bölgelerinden bazıları da bulunuyor. En önemli iki tanesini aşağıda yazacağım. Ancak adaya ulaşım konusunda bir açıklama yapayım. Kentin ulaşım işlerini yapan SL şirketinden günlük veya bir kaç günlük kart alırsanız buradaki tüm toplu ulaşım araçlarına binebiliyorsunuz. Bunun içerisinde SL kodlu gemilerde var. Slussen durağından gemi ile bu adaya kolayca ulaşmanız mümkün.



     Skansen Açık Hava Müzesi

    Dünyanın en eski açık hava müzesi (1891) olarak nitelendirilen Skansen, yazın gitmenin daha mantıklı olabileceği bir bölge. Köy havası yaratılmaya çalışılmış bu yerde minik bir hayvanat bahçesi de var. Kendinizi İsveç’in bir köyüne gelmiş gibi hissettirecek bir atmosferin korunmuş olması da insanı burada saatlerini geçirmeye itebilir. Müze daha çok endüstriyel dönem öncesi İsveç kırsalındaki gündelik yaşama odaklanmış. Atmosferin olabildiğince gerçekçi görünmesi için 150 çiftlik ve konut, ülkenin çeşitli yerlerinden buraya taşınmış.



     Vasa Müzesi

   Müzeye adını veren geminin hikâyesi oldukça ilginç ve bazı yönlerden Titanik'i hatırlatmakta. Şöyle ki İsveçliler çevre ülkelere korku salmak üzere dünyada eşi olmayan büyüklük ve güçte bir gemi yapmaya girişirler ve yaparlar da. Vasa adı verilen bu gemi 1627 yılında 445 kişilik mürettebatı ve 64 silahı taşıyacak kapasitesiyle o zamana kadar yapılan gemiler arasındaki en gelişmiş, en ihtişamlı ve en çok özelliğe sahip olanıdır. Fakat kralında baskısıyla planlanandan erken suya indirilen gemi görkemli bir törenle kıyıdan ayrıldıktan 15 dakika sonra batar. Herkes bu utanç verici durumu unutmak ve hafızalardan silmek ister ta ki battıktan tam 333 yıl sonra yani 1960 yılında su yüzüne çıkarılana dek. Şimdi dev bir çatı altında bir müze içerisinde sergilenmekte. Özet olarak müzeye kapıdan girdiğiniz anda, ilk bir 5-10 saniye içinde vay canına deyip biraz hareketsiz kalmanıza sebep olabilecek ihtişamda olan dev bir gemi müzesi. Ancak adam başı 120 kron ücreti var.



     Eğer kentte güzel bir akşam yemeği düşünecek olursanız Dwine adında Türklerin işlettiği çok güzel ve dünya mutfağından yemekler bulabileceğiniz restoranı kesinlikle öneririm.



     Son bir paragrafla tamamlayacak olursak. İsveç'in başkenti Stockholm güzel ve zengin yüzü ile iki gün keyifle gezilebilecek bir yer. Biraz pahalı olmasına karşın güzelliği ve bakımlı oluşu ile öne çıkan asil bir kuzey başkenti. Eğer yolunuzu bu kente düşürmeyi planlarsanız size karşılık olarak güzel manzaralar sunacaktır.



0 yorum