top of page
  • Yazarın fotoğrafıMurat Hüseyin inceoglu

Zanzibar "Afrika Rüyası"

Bugün sizleri şöyle sıcak ve egzotik yerlere misafir edeceğim. Zanzibar hem Afrika kıtasında olması hem de anakaradan ayrı bir ada olması nedeniyle kıtanın gözde destinasyonlarından. Yemyeşil deniz ve egzotik Afrika manzaraların bunda etkisi olsa da sıtma gibi anakarada çok yaygın olan hastalıkların burada çok nadir görülmesininde bir etkisi var tabi.

Zihninde hem Afrika'yı görmek isteyen ancak şu veya bu şekilde bazı çekinceler yaşayan insanlar için çok çekici. Ancak hakkında yazı yazması da bir o kadar zor bir yer çünkü çok güzel olmasının yanında, çok fakir, çok kaotik, çok tursitik gibi bir çok özelliği bünyesinde toplamış bir yer.

Gitmek için en ideal dönem kasım-ocak arası zira bu dönemde yağmurlar az oluyor. Kış mevsiminde resimdeki gibi bir sıcak kaçamak arıyorsanız burası radarınıza girmesi gereken yerlerden. Ancak iyisiyle kötüsüyle pek çok bilinmesi gereken detay var. Bu tropik gezi yazısında adanın dehlizlerinde dolaşacak ve bu detaylara değineceğiz.

Türklerden vize istemeyen bir ülke Tanzanya kapıda 50 dolar karşılığında vize alabiliyorsunuz. Bu ülkenin ana gelir kaynaklarından bir tanesi bu vize ücretleri bu nedenle her ülke vatandaşı girerken ödeme yapıyor. Ancak hususi (yeşil) pasaport sahipleri bu ücreti ödemiyorlar.

Uçuşla ilgili bilinmesi gereken detaylardan birisi de Türk Hava Yolları ile gidiyorsanız bir uçuşun direk, diğer uçuşun Darüsselam aktarmalı olduğu. Yani önce Tanzanya'ya gidebilirsiniz bunu bilet alırken kontol edin.

Adaya gelmek için en ideal zaman bizdeki kış mevsimi.

Hangi dahi planlamacının eseri birmiyorum ama uçağımız gece saat 03:00'te adaya iniyor. Afrika'da bir ada için çok uygun bir iniş saati olmadığını fark etmek te güç değil sanıyorum.

Komik detaylardan biri de para birimlerinde küçük banknotlar olması. İnişte 300 euro para bozdurdum üstteki fotoğrafta gördüğünüz desteden 3 deste verdiler. Cüzdana koyamıyorsun, cebine koysan sığmıyor. Yüzeriz gezeriz deyip şortla geldiğiniz bir tatilde üç deste para ile kalakalıyor olmak değişik bir anıydı doğrusu.

Makul bir sıralama ile gezilecek yerleri ve bu sırada sizleri bekleyenleri yazmaya çalışacağım. Resimdeki gibi albenili kırmızı ağaçlar, tropikal ormanlar içinde tek katlı teneke çatılı binalar genel dokuyu oluşturuyor.

İlk durak olarak sizi Jozani ormanına götürmek istiyorum. Trafik levhasında maymun çıkabilir diye görmek sizin için ne kadar alışıldık bir şey bilmiyorum ama maymunlar zaman zaman yoldan geçebiliyorlarmış diye hız sınırı koymuşlar.

Jozani milli parkı yağmur ormanlarının içerisinde yemyeşil bir yer. Kapıda bir görevliye ücreti ödeyip bir de form doldurup giriyorsunuz. İçeride elinizdeki o yazı ile bir kulubeye gidip iki sayfa daha form doldurduktan sonra elinizdeki üç sayfa yazı ile ormanı gezmeye hazırsınız. Bir rehber eşliğinde yola çıkıyorsunuz. Tek başınıza ormanda ilerlemenize izin vermiyorlar. Zaten ormanda tek başınıza gezmeye kalkarsanız garanti kaybolursunuz çünkü hakikaten kocaman bir ormandasınız.

Kırmızı sırtlı Colombus maymunları adaya özgü bir cins. Son derece hareketli ve sempatikler. Anladığım kadarıyla görmek için biraz şanslı olmak gerekiyor herkes her gittiğinde görememiş bense oldukça şanslıydım bu konuda.

Rehberin bizi götürdüğü alanda 20 kadar maymun çevremizde oyun oynayıp koşuşturuyordu. Bizimle çok ilgilendiklerini söyleyemeceğim. Yine de gelirken,küpe gibi maymunların ilgisini çekecek aksesuarlar taşımamanızı öneririm.

Maymunlar çok fotojenik aynı zamanda sevimli. Kırmızı maymunların yanında gri maymunlardan da bolca var. Çeşit çeşit maymunlar görmek güzel bir deneyim.

Sürekli boğuşma halindeler. Ancak bir kare bakışma pozu yakalayabilidim. Ancak bu da bana hatıra olarak kaldı. Bu arada telefonu elimden alacaklar kaygısı da olmalı değil tabi.

Maymunlar ormanda serbesçe dolaştıkları için rehberler maymunları ormanın içinde gezerek arıyorlar. Ormanın dokusu her yerde birbirinden farklılıklar gösteriyor hatta zaman zaman karşınıza çok güzel otantik evler de çıkıyor.

Ormanın içinde pekçok patika var eğer rehberinizdan ayrılırsanız kaybolmanız işten bile değil ancak yerdeki sarı yapraklar ve doğanın yemyeşil dokusu insana gelen harika kokularla beraber çok ciddi bir rahatlama sağlıyor tam anlamıyla kendinizi yağmur ormanının güzelliğine bırakıyorsunuz.

Resimde gördüğünüz sol anahtarına benziyen tırtıl yaklaşık 40 santim uzunluğunda onu yakından çekince gerçek boyutu tam anlaşılmıyor. Ormanda, filmlerde gördüğümüz dev böcekler çokça bulunduğundan kesinlikle burada gece uyumak istemezdim.

Rehber beklediğimden çok bilgili; ormandan gelen harika kokular eşliğinde pek çok ağaç ve bitki türü hakkında ne işe yaradıkları, ne gibi kullanım alanları olduğuna dair çok ilginç detaylar öğrenirken keyifli 1 saat geçiriyorsunuz.

Orman gezisinin tamamlanması ile beraber arabalara binip yolun karşı tarafına geçiyorsunuz. Bu kez mangrov ormanlarına ulaşıyorsunuz ki orada ağaçtan yapılmış bir patika üzerinde hem ormanı inceleme hem de çok güzel fotoğraflar çekme şansınız oluyor.

Ekvatora yaklaştığınızda gelgit inanılmaz boyutlara ulaşıyor , deniz kıyı çizgisinin yaklaşık 1 km kadar içeriye girip çıktığına defalarca şahit oldum. Üstteki fotoğrafta deniz yaklaşık 500 metre çekilmiş durumda. Adeta burası bir dereymiş gibi görünüyor ancak 6-7 saat sonra bu ağaçlar yarısına kadar suya gömülü hale gelecekler.

Mangrov ağaçları tropikal ormanlarda çok önemli çünkü bu ağacın kökleri birbirlerine yeraltından bağlanarak çok sıkı örgütlenmiş bir organizasyonu yaratıyorlar. Böylece pekçok hayvan ve canlı türü için bir yaşam ortamı oluyor. Öte yandan bitkilerin çok değerli ağaçların gövdesine tutunması ve gövdelerine aldıkları minerallerin toprağa geri dönmesi ile beraber adanın toprağının bereketlenmesini sağlıyorlar. Mangrov ağaçları olmayan adalar zaman içinde verimsizleşip yaşama uygun olmayan hale geliyorlar. Kısaca Mangrov demek hayat demek.

İlk günün yorgunlugunu attıktan sonra sabah muhteşem bir manzaraya uyanıyorsunuz. Gerçekten insanda bıraktığı his inanılmaz hava sıcak çok güzel bir esinti var. Mis gibi bir baharat ve bitki kokusu var. Yemyeşil hatta masmavi gözalabildiğince bir deniz ,son derece güzel bir ortam.

Otelimizin adı Warere Beach; Nungwi kasabasının(Zanzibar adasının)kuzey ucunda yer alıyor. Adanın kuzey ucu gelgitlerdan daha az etkilenen, denizin daha iyi olduğu bu nedenle turistik bir bölge. Tercihen bu bölgede konaklamanızı öneririm. Aşağıda çok memnun kaldığımız otelle ilgili birkaç resim koyacağım.

Yaklaşık 25 Odalık minik bir otel o yüzden hiçbir şey için mücadele etmeniz gerekmiyor. Her şey sizin için layığıyla ayarlanmış, personel çok sıcak. Zaten yemyeşil doğa masmavi deniz de sizi çağırıyor yani sadece dinlenmek kalıyor diyebilirim.

Bahçesinde Afrika’ya özgü çok renkli ağaçlar var adayı gezerken tam anlamıyla hayran oldum. Sizi hayran bırakankırmızının tonlarında ağaçlar gördüm. Afrika’da beni en çok etkileyen şeylerden birisi de bu oldu.

Sizi duruma yavaş yavaş hazırlayacağım ama önce size oteldeki büyülü ve güzel dünyayla tanıştırayım; kahvaltıda masmavi denize bakarken tropikal meyveler eşliğinde gerçek meyve suyunuzu alabiliyorsunuz.Henüz Zanzibarın gerçek dünyasından uzak bu yapay dünyanın tadını çıkarmaya bakın.

Afrika’da hemen dikkatinizi çekecek bir başka noktaysa renkler. Renk kullanmayı çok seviyorlar gerek kıyafetlerinde gerek eşyalarında oldukça renkli, canlı dokular oluşturmaktan hoşlanıyorlar.

İşte geldik esas beyin yakan bölüme; bu grafik otelin panosu’nda asılı her ayın bir günü için denizin ne kadar geri gidip ne kadar ileri gideceğini gösteren ve bunun saat kaçta gerçekleştireceğini gösteren gel git grafiği. Resmi dikkatlice inceleyen herkes denizin yaklaşık 4 metre derinlik oluşturacak şekilde gelgit yapacağını hemen fark edecektir. Buda kıyı kenar çizgisinin yaklaşık 1 km ileri geri oynaması demek bunun şimdi de inanılmaz göründüğünü biliyorum ama Zanzibar’daki denizde bunu yaşamaya hazırlıklı olun . Zaten denize girme saatlerinizi bu takvime göre ayarlamalısınız.

Konakladığımız otelin merdivenlerinden sabah yedi civarında çekilmiş bir resim: olağanüstü turkuaz renkli bir deniz sizi coşkuyla çağırıyor.

Arkadaşlarınız paltolar içinde kışı yaşarken kendinizi tropikal sıcak sulara bırakmak harika bir duygu.

Yaklaşık 5 saat sonra aynı deniz yaklaşık 1 km uzaga gidiyor , içinde balıklar, mercanlar, pekçok deniz canlılarıyla dolu olağanüstü güzellikte bir gel git havuzu bırakıyor. Eğer açık denizde yüzmek istiyorsanız yaklaşık bir saatlik yürüyüşe hazırlıklı olmanız gerekiyor,resiflerin sınırına biz ulaşamadık, gerçekten inanılmaz.

İnanılmaz güzellikte ki mercanlar dev deniz kabukları hiç görmediğiniz renkteki denizyıldızları anemon balıkları çekilmiş deniz kıyısında sizleri bekliyor ve siz dizboyu sularda yürüyerek geziyorsunuz. .

Gel git kesinlikle bir sorun değil denizin çekildiği veya yükseldiği her iki durumunda çok belirgin başka avantajlari var. Deniz yükseldiğinde çok rahat yüzebiliyorsunuz deniz çekildiğinde de sanki bir deniz müzesi nde yürüme şansı buluyorsunuz ancak bir yürüyüş ayakkabısı ayağınızı koruyacak bir "deniz ayakkabısı" hayat kurtarıcı olabilir

Sizi Afrika’nın gerçek dünyasına çıkarmadan önce sizleri cennetin görüntüsü ile başbaşa bırakıyorum. Bu resme bir süre bakın gözlerinizi dinlendirin ve sonra beraber gerçek Afrika’ya çıkalım.

Şimdi sizi otelinizin tropikal cennetinden çıkarıp kısa bir kasaba turu attırıcam. Karşılaştığınız görüntüler gerçekten inanılmaz; kasabada kesinlikle asfalt bir yol yok hatta olan toprak yüzeye yol demek bile zor. Halk basit evlerde yaşıyorlar,çocuklar tamamen toprakta oynuyorlar. Karşılaştığımız pek az çocuğun ayağında ayakkabı vardı.

Sosyal statü farkının travmasından çarpılmayın diye size Afrika’nın gerçek yüzünü yavaş yavaş göstereceğim bu resimde gördüğünüz çocuklar İslami okullardan çıkmış yürüyerek eve gidiyorlar. Zaten Zanzibar’da İslami olmayan okul çok az sayıda.İslami okullarda çocuklar kendilerince iyi bir dini eğitim alıyorlar, başkada bir eğitim almıyorlar Hayatları kesinlikle çok az seçenek arasında geçiyor.

Gördüğünüz pekçok ulaşım aracı kamyon kasası minibüs kasası ve bunun modifiye edilmiş şekillerinden oluşuyor buraya bir takım banklar konursa ticari dolmuş oluyor konmamış olursa bunun gibi sivil kamyon oluyor.

Ulaşımda yürümek ve bisikletlere en pratik en yaygın kullanılan nakliye biçimi. Fotoğraftaki bisikletçi abi mahalle mahalle gezerek elindeki eşyaları satıp hayatını kazanmaya çalışıyor. Bu arada adanın oldukça büyük olduğunu bir ucundan bir ucuna yaklaşık 100 km mesafe olduğunu bilmenizi isterim.

Nungwi’nin merkezi oldukça turistik burada pekçok otel var irili ufaklı ve bunların müşterileri ve ceplerindeki dövizler adının temel geçim kaynağı diyebilirim. Adada ortalama bir insan bir yılda 100 $ kadar para kazanabiliyorken sizin onlara verebileceğiniz dövizler onların hayatlarının için çok anlamlı bir fark yaratıyor. Bu nedenle size satılan her şey gerçekten onlar için çok ama çok pahalı. "Siz orada adeta onlar için yürüyen bir bankamatiksınız" bu nedenle size pek çok insan bir şey satmaya çalışıyor.

Renkli kumaşlar renkli objeler Afrika’ya dair pekçok şey çok ilgi çekici.Bazen yazdıklarımdan olumsuz bir hisse kapılmanızı istemem ancak satıcılar bazen insanları bezdirici şekilde takip ediyorlar peşinizi bırakmıyorlar ve sonuna kadar sizinle pazarlık yapıyorlar. Bu adada her şey için pazarlık yapmak gerekiyor. Siz beğenerek aldığınız şeyin yerlilere göre pahalı olduğunu bileceksiniz size göre makul bir fiyatlı ise alacaksınız. Yerlilerle aynı paraya alma diye bir olayınız yok siz beyaz adamsınız siz orada para harcayan olacaksınız. Tüm bunlara karşın adanın ülkemizden pahalı olmadığını da bilmenizi isterim.

Adanın güler yüzlü sıcak kanlı çocukları size muhteşem gülücükler renkli kıyafetler ve unutulmaz anılar bırakacaklar.

Ve Zanzibar size eşsiz mavi denizine gözünüzün görebileceği belki de en güzel denizlerden birini gözlerinizin önüne serecek inanın sadece bu görüntü için bile Zanzibara gidilir. Adanın iyi ve kötü yanları birbirine paradoks oluştursa da bu durum gezi rotanızı eşsiz kılan bir avantaja dönüşüyor. Bazı anlarda inanılmaz güzelliklere maruz kalıp bazı anlarda dünyanın ne kadar farklı ve kötü olabildiğini görüyorsunuz, içinizde değişik hisler bıraksa da Afrika’da olmak çok farklı.

Sizi başkente doğru yola çıkarmadan önce kaldığımız otelin içerisinde kullanılmış bir dekoratif aydınlatmayı göstermek istiyorum bizim Osmanlı’daki Fes gibi olan kafalarına takılan bir tür şapkanın içerisine lamba yerleştirilerek yapılmış bir aydınlatma gerçekten çok orjinal bir tasarım resimden de anlayacağınız gibi burada insanlar kıyafetleri gibi değişik renklerde başlık takmaktan çok hoşlanıyorlar. Kısacası bu ülkenin insanları renkli giyinmeyi çok seviyorlar.

Bugün sıcak ve yorucu bir gün olacak biraz da kalabalık bu nedenle isterseniz sizi şöyle bir deniz kıyısına havuza doğru serinlemeye gidelim, çiçeklerle süslü olan havlularımızdan alın rahatlamaya hazır olun.

Tropikal meyvelerden oluşan bir kahvaltı sonrasında karşınızda şöyle bir manzara; isterseniz biraz kitap okuyun isterseniz biraz kendinizi sıcak sulara bırakın , size kalmış.

Şundan kesinlikle eminim ki adadan ayrıldığınızda denizin bu cazip yeşili asla aklınızdan çıkmayacak. Ülkemizde de çok güzel denizler olduğu bir gerçek ancak asla bu renkte yeşil ve beyaz sular görmediğinizi iddia edebilirim.

Nungwi kasabasından başkent Stonetown'a yaklaşık 1 saat araba yolculuğundan sonra varıyorsunuz. Yol üzerinde pekçok küçük yerleşim yeri pekçok bahçe ve ormanlık alandan geçiyorsunuz. Zaman zaman karşınıza çıkan ineklerin hörgücünün olduğunu hemen fark etmişsinizdir. Bizim ülkemizde yetişen inek ırkları ekvator ikliminde yaşayamıyorlar ,sıtma onları öldürüyor. Buradaki inek ırkı ise sıkmaya dirençli. Daha az et ve süt verimi olan fakat sağ kalma ihtimalleri çok daha kuvvetli bir ırk.

Daha önce söz etmiştim burada toplu taşıma araçları genellikle kamyonetlerden oluşuyor üzerine ahşaptan oturma yerleri yapılmış.Gördüğünüz bu dolmuşta arkada ayakta giden ve bir yandan telefonla konuşan arkadaşsa dolmuş şoförü ya da muavini değil bir yolcu. Havadar bir yolculuk yapmayı tercih etmiş ya da içeride yer bulamamış.

Zaman zaman yolun nerede başladığı nerede bittiği tam olarak anlamak zorlaşıyor çünkü yolda bir çizgi yok .Zaten sizde en çok 50 km hızla gidebiliyorsunuz.Yol üzerinde pekçok yaya, çocuk ,motosikletli/bisikletli insanla karşılaşıyorsunuz burası Afrika hızlı gitmek veya güvenli araç kullanmak diye bir şey burada yok. Siz hızlıda gitseniz yavaşta gitseniz polis sizi durdurup arada rüşvet isityor biz de bir haftada 30 ar dolar rüşvet verdik.

Stonecity adanın başkenti buraya gelmeden deniz veya karayolu dan adaya gelmek hemen hemen imkansız gibi. Ada nüfusunun çoğunluğu burada yaşıyor genellikle alçak binalardan oluşan çok kalabalık bir yer ama girişinde sizi çok büyük bir ağaç karşılıyor emin olun resim ağacın ne kadar büyük olduğunu tam olarak anlatmıyor.

Kaos burası için söylenebilecek en doğru kelime. Birçok sokak pazarlar ve çarşılarla dolu. Gezi yazılarında okuyacağınız anlatıla gelen bir pazar var ama bu pazarın net bir sınırı başlangıcı ve bitişi yok. Şanslı iseniz aracınızı park edebilirseniz gezebileceğiniz bu büyük pazarda dolaşırken deri renginizden dolayı turist olduğunuz yaklaşık 1 km’den belli oluyor bu nedenle pek çok insan sizi takip edip size bir şeyler satmak veya bir yerlere götürmek(bahşiş alabilmek amacıyla) istiyorlar burada kendi başınıza serbestçe dolaşmanız neredeyse imkansız.

Ama gördüklerinizin ilginçliği aldığınız kokular ve duyduklarınız hayli değişik bir dünyada olduğunuzu buraya gelmekle ne iyi ettiğinizi size tekrar tekrar hatırlatıyor. Hiç görmediğiniz renkte takılar , bitkiler, bakliyat,sebzeler ve meyveler var.

Arzu ederseniz bu festlerden de bir tane alarak ülkeden ayrılmanız mümkün ancak sanıyorum uçağa binerken bunu takarsanız dikkatli bakışlara maruz kalabilirsiniz.

Bu güzel coğrafyanın pek çok iyi yanı da var elbette;adada pek çok çocuk var son derece sıcak kanlı ve samimiler. Ayakları çıplak gözlerinin içi gülen çevrenizde pek çok çocuk bulmanız mümkün. Siz onlarla konuşmak istediğinizde veya resim çektirmek istediğinizde çevrenize toplanıyorlar onlara verebileceğiniz bir kalem,çikolata,gofret onları son derece mutlu ediyor,

Birbirine benziyen onlarca sokak var ne yazık ki temizlik konusunda çok başarılı değiller. Görebildiğimiz kadarıyla önemli sayıda konutta su ve kanalizasyon olmadığı kesin. (Burada feci demek istemediğim için yumuşatarak yazıyorum). Evler oldukça eski bazı sokaklar ıssız bazı sokaklar kalabalık bakımsızlık her yerde ancak kültür farklılığı insanın çok hoşuna gidiyor doğrusu.

Caddelerin kıyısında ki bunlara cadde demek ne kadar doğru bilmiyorum pek çok insan ve çocuk oturuyor sanıyorum evlerin içinde oturmak çok konforlu değil siz geçerken beyaz ten renginiz ile tüm dikkatleri üstümüze çekiyorsunuz bir yıldız olmayı hayal ediyor çok tanınmış birisi olmanı nasıl olacağını düşünüyorsanız Zanzibara gidip bir miktar yürümeniz yeterli bence.

Tropikal meyveler her yerde fiyatları sizin için çok ucuz olmasa da kesinlikle ülkemizden çok daha ucuz olduğunu söylemeliyim lezzetleri ise harika resimde sarı muzların yanında kırmızımsılar da var. Kırmızı kabuklu muzlar oldukça kalın ve oldukça tatlıda Aromaları harika oraya uğrarsanız mutlaka denemenizi öneririm. Muz bunlarsa bizim yediklerimiz ne acaba:)

Yıkık dökük evlerin belki de en dikkat çekici olan yanları kapılar, Bazı kapılar yenilenmiş bazı kapıları eski orjinal haliyle duruyor. Denilene göre bunlar hayvanlardan korunmak için bu şekilde yapılmış. Bana daha çok süs ve gösteriş için yapılmış gibi gelsede çok eski evlerin çok eski sokakların çok süslü kapıları Stonetown'ın özgün dokusu.

Daha önce arkadaşlarım bize bilgi verdiği için yanımızda pekçok kalem götürmüştük orada karşımıza çıkan çocuklara kalemler dağıttık sevinçle mutluluklarını size anlatamam.

Sokaklarda Kaos’un ve renklerin her türlü var bazenle güzel bazen garip bazen çok kötü kokular bazen çok sıkıcı kalabalıklar bazen çok ilginç objeler hiç görmediğiniz ürünler her türlü var gerçekten Afrika’nın bir kentinde olduğunuzu anlıyorsunuz.

Eğer bir an bile unutsanız dar sokaklarda ki fakirlik evlerin izbeliği size Afrika’da olduğunuzu tekrar hatırlatıyor.

Ama kapılar hayli ilginç 150 kadar kapı olduğu söylendi bu kentte bu şekilde korunmuş biz kaçını gördük bunların bilmiyorum. Ancak kapıların üstünde sanıyorum eski inanışa göre kötü ruhların gelmesini engellemek için bazı kurutulmuş bitkiler asılmış. Buna benzer şeyleri başka ülkelerde de görmüştüm insanların alışkanlıkları ve inanışlar ne tuhaf.

Bu önünde durdugumuz ev rivayete göre Fredy Mercury’nin evi. Ancak bunun böyle olmadığı bu evin sahte bir ev olduğunu iddia eden pekçok yazıda var ancak kendisinin adalı olduğu ve buranın bir vatandaşı olduğu kesin. Ev müzeye çevrilmiş içinde ona ait eşyalar olduğu söyleniyor bizim ilginizi çekmedi doğrusu biz daha çok müziği ile ilgileniyoruz.

Buradan bahsetmek çok önemli hatta bahsetmeden geçmemek lazım dükkanın ismini de içine alacak şekilde bir resim çekmeye çalıştım. Fredy Mercury'nin evinin tam karşısında. Diyebilirim ki adada Avrupai tarzda güvenilir biraz pahalı ancak kaliteli ürün bulabileceğiniz tek hediyelik dükkanı burası. Giriş kapısında güvenlik görevlisi olmasından da bunu anlayabilirsiniz fiyatlar astronomik değil eğer şöyle kaliteli nitelikli bir şey almak istiyorsanız buradan alabilirsiniz. Ama ahşap objeler alacaksanız adam her yerinde böyle şeyler satılıyor buradan daha çok baharat kahve ve buna benzer şeyler alabilirsiniz orijinalliği konusunda daha rahat olabilirsiniz.

Resimde gördüğünüz bir balık pazarı suda görünen tekneler gibi gördüğünüzün farkındayım ancak bu adada her şey tuhaf işliyor balıkçılar kıya yaklaşıyor fakat karaya çıkmıyorlar. İnsanlar ellerinde kovalarla su ya giriyorlar orada balıkçılarla pazarlık edip balıklarını alıp geri çıkıyorlar inanın balıkçılar neden kıyıya çıkmıyor insanlar niye suya giriyor tam olarak adlandırabilirmiş değilim ama bu adada işler böyle yürüyor.

Başkentin kaotik dokusunda bir gün kalmak bize yetti. Eğer adada bir gece kalkmayacaksanız başkentte kalmamanızı öneririm çünkü bu kaotik kenti gerçekten bir gündüz görmek yeterli otelinize dönüp yalıtılmış dünyanıza kendinizi yeşil denizin kollarına bırakmak inanın size çok iyi gelecek.

Söylemesi ayıp yatağınızda sizin için hazırlamışlar çiçeklerle süslemişler resimdeki cibinlik hemen dikkatinizi çekmiştir. Artık Afrika’dasınız adada her ne kadar ana karadan uzak olması bakımından sıtma bulunmasa da yine de böcek sineklere karşı size cibinlik bir yatak veriyorlar. Doğrusu orada kaldığımız süre içersinde hiçbir sinek ve böcekdan rahatsızlık duymadık bu daha çok sanki turistler için egzotik bir hava kalkması için yapılmış gibi. Benim Türkiye’de oturdum Karadeniz’de buranın iki katı sinek var.

Denizin rengi ve suyun sıcaklığı konusunda çok bir şey söylememe gerek yok sanıyorum. Aylardan aralık Türkiye’de kış ben gördüğünü suda oturuyorum daha ne denirki.

Denizin çekilmesi ile beraberle lagün içerisinde hapsolmuş su adeta havuz gibi. İçine giriyorsunuz 100 metrelerce yürüdüğünüz halde çok büyük bir derine ulaşmayan içinde pekçok canlı mercan barındıran bembeyaz kumlarla olan yemyeşil bir denizde karşılaşıyorsunuz.

Denizin çekilmesi ile beraber deniz kabukları ve yenilebilir deniz canlıları toplamaya gelen pek çok insan hemen denizin üzerinde bitiveriyor. Ellerinde kovalarla deniz kabukları deniz yıldız gibi şeyleri topluyorlar ve bu günde iki kez tekrarlanıyor.

Şimdi birkaç cümle de bizim kaldığımız kasabadan bahsetmek istiyorum. Kasabanın genel dokusu resimde gördüğünüz gibi tek katlı tenekeden tavanı dökülen binalar, toprak yollar ve yerel satıcılarla dolu. Yollarda ki çukur derinlik büyüklük ve sayı olarak anlatılır gibi değil, bazen araba yarısına kadar çukura giriyor. Ama zaten her yer biri birine çok yakın birazcık ralli havasında kısa bir yolculuk yaptığınızda bir yerden bir yere varıyorsunuz.

Resimde gördüğünüz tropikal meyvelerin tanesini 1 $’a almanız mümkün fiyat onlar için pahalı sizin için çok pahalı değil ancak lezzetleri gerçekten güzel.

Eğer çanta renkte kıyafet ahşap obje almak isterseniz sayısız sayıda dükkan var çeşitler birbirinin tıpatıp aynısı da ancak fiyatlar konusunda birbirlerinden etkilendikleri de bir gerçek ancak ne kadar küçük ve kıyıda kalmış bir dükkana giderseniz size daha pazarlığa açık olup daha da hediye veriyorlar.

Resimde gördüğünüz çocuklar tuvalet sırası bekliyor. Başlarında imam kılıklı bir adam bunları ikişer üçer tuvaletlere sokup ondan sonra toplu halde bir yere götürüyor okul mu kreş mi ne olduğunu tam anlam veremedim. Ancak bütün çocuklar bizimle çok ilgilendiler.

Başkentin kalabalık ve karmaşık gündüzün dan sonra kumsalda bir akşam yemeği yakılmış ateş kumsal bize harika geldi doğrusu. Akşamları şerbet gibi bir hava var burada. Geceleri sahilde inanılmaz bir gece yaşamanız mümkün.

Aslında denize sıfır sayılabilecek bir yerde oturuyoruz ama bu saatlerde gel gitte beraber deniz çekilince o arkada görünen bütün tekneler karaya oturmuş durumda ancak ortam ve ambians mükemmel.

Bu yemeğin adı Spicy ball tam olarak neden yapıyorlar bilmiyorum ama çok değişik baharatlar ve acı içeriyor üstünde bir miktar yoğurt var çok lezzetli bir şeyde doğrusu.

Buda tatlı patates cipsi tuzlu kızartmışlar tatlı tuzlu karışık ilginç bir tadı olmuş.

Saatin ilerlemesi ile deniz daha da çekiliyor deniz altındaki kayalıklar açığa çıkıyor birkaç saat sonra burada 2 metreden daha derin bir deniz olacağına inanmak gerçekten güç değil mi ?

Ada ile ilgili söylenebilecek ilginç şeylerden bir tanesi de gördüğünüz her düzlük ve boşluk alanda bir takım genç bir çocukların organize bir biçimde futbol oynadıkları. Ama bu bizim mahalle arasında top oynamak gibi değil başlarında antrenör pekçok futbol topu top oynuyorlar.

Bu durumun tek izahı içinde bulundukları fakir düzenden tek kurtuluşlarını futbolcu olarak dünyanın bir yerine transfer olmalarına bağlı olduğunu anlamış olmaları gibi görünüyor. Ya futbolcu olacaklar ya da adada kalacaklar aldıkları eğitimle dünyanın başka bir yerinde iş bulma şansları yok.

Adada izah olmayan şeylerden bir tanesi de insanların tamamen çöplerin içinde oturması. Kapıların önlerinde oturuyorlar çevirileri çöplerle dolu bu çöpleri toplayıp da kenara kaldıralım burayı temizleyelim gibi bir dertleri yok bu adanın hemen hemen her yerinde tekrar tekrar karşılaştığınız bir manzara inanın bize çok tuhaf geldi.

Ama bu tüm bu tuhaflıkların karşısında çocuklar bir harika ve çok cana yakınlar. Çektirdiğimiz resimler bu size bir ömür boyu çok güzel hatıralar olarak kalabilir.

Çocukların aşağı yukarı çok uzun bir süredir hiç banyo yapmadıklarını söyleyebilirim. Zaten evler ve akan su olduğunu da zannetmiyorum tüm evlerin önünde bir de onlar var tüm bunlar çocukların yüzündeki gülücüklerin azalmasında hiçbir tesiri olmamış.

Resim çektirirken Nalan'ın gözlüğünü olan bir küçük kız görüyorsunuz. Gözlüğü ters bir biçimde gözüne takıyor çünkü hayatı boyunca hiç güneş gözlüğü takmamış nasıl takıldığını bilmiyor. Yanındaki çocuklar da denemek istediler tek tek hepsine verdik hepsi ilk çocuğun taktığı gibi ters taktı.

Ve oje görmemiş çocukların oje ile imtahanı tırnakların neden renkli olduğunu bakarak anlamaya çalışıyor.

Tabi ben de bu arada boş durmuyorum bir hayalimi daha gerçekleştirmek için adada 3-4 tane bulunan havuzlardan birine giriyorum. "Baraka" adında bir yer burası burada su kaplumbağaları ile beraber yüzmeniz mümkün küçük gölet sayılabilecek yerlerin içinde onlarca kaplumbağa ve balık var onlarla suya girmek gerçekten çok farklı bir deneyim di.

Kaplumbağalar ayağımızın dibinde suda her yerdeler ve oldukça da büyükler aslında sizinle hiç bir işleri yok. Sizin dilinize toplaşmalarının tek sebebi siz suya girerken orada görevlerin dizin yakınlarınıza yosun atmaları. Yosunları yemek için geliyorlar sizde böylelikle daha değişik bir ortam yakalamış oluyorsunuz.

Bu resimi ayağımla beraber çektim ki kaplumbağanın büyüklüğü daha da belli olsun diye. Eğer hayvanlardan korkmuyorsanız ada’ya geldiğinizde hararetle yapmanızı önereceğim şeylerden bir tanesi de bu.

Az önce bahsetmiştim su bidonları her yerde adada bir su şebekesi yok tanker gibi bir şey geliyor bir de onlara su dolduruyor herkeze evinde suyu bu şekilde kullanıyor.

Ve bu Tankerler sanıyorum akşama doğru geliyor siz sabah giderken yol kenarlarında hiç bidon yokken. Akşam otelinize dönerken her yerde bidonlar görüyorsunuz. Bu yüzyılda evde Çeşme bulunmaması, sağlıklı akan bir içme suyunun olmaması, banyo imkanının olmaması çok düşündürücü doğrusu.

Ülkenin muzları gerçekten çok geri ne kadar büyük olduğunu daha iyi anlayabilmemiz için avucumuzda bir resmini çektik. Lezzetleri de bizimkilere göre oldukça dolgun yani ülke meyve bakımdan gerçekten tropikal bir cennet.

Bazı konuları kopuk kopuk veya dağınık anlattığımı biliyorum ama inanın bana bu adada derli toplu bir anlam bütünlüğü içinde anlatılamayacak pek çok konu var. Bir kaç resimde de size adanın çok değişik ağaçlarından bahsedeceğim. Bu ağaçtan Sicilya’da da gördüm. "Ficus magnoloides" adında bir ağaç oldukça istilacı bir tür, dalınlarıdan çıkan uzantılar yerlere ulaşıyor ve yeniden gövdeye dönüşüyor. Böylelikle ağacın onlarca gövdesi ve çok büyük bir boyutu oluyor.

Bu ağaçta madagaskarın meşhur "Baobab ağacı" oradakiler kadar heybetli değil ancak gerçekten çok alımlı ve çok farklı.

Çok büyük ağaçların yanında çok kısa gövdesi çok kalın ağaçlar da var.

Söz edilmesi gereken bir diğer nokta da tekneler arada hemen hemen herkesin bir teknesi var ve balıkçılık ona geçim kaynağı.

Adanın kuzey batı ucunda "Kendwa" denilen bir yerleşim yeri var bir akşam vakti buraya gitmenizi hararetle öneririm burada gün batımı bir başka güzel.

Gecenin yaklaşmasıyla beraber çok farklı bir bir ambiyans sizi bekliyor inanılmaz keyifli bir plaj.

Bu kısımda gel git daha az e sınırlı oluyormuş çünkü deniz daha derinmiş. Fakat ben bu kısımda kalmanızı çok önermem gel giti en hararetli haliyle görmek kolayca her yerde görebileceğiniz bir şey değil. Ancak bir gün batımı fotoğrafı çektirmek için mutlaka buraya uğramayı unutmayın.

Ancak gün batımında buradaki denizin huzuru güneşin renkleri ve sudakiki tekneler sizi sizden alacak.

Ve günün son ışıklarını yaptığı oyunlar zaman zaman bulutları bazı hayvanlara benzettiğiniz gibi burada da ağaçları bazı hayvanlara benzetmenize sebep olacak.

Yeni bir sabahı plajda beraber karşılıyoruz, bugün sizlerle beraber adanın değişik yerlerine yolculuk yapacağız. Ancak sıradanlaşan sabahları yeşil denize girmek sizin için biraz sinir bozucu da olsa bizim için her sabah ritüellerinden birisi.

Bu sırada mutlaka sizin yanınıza bazı yerler gelecek "hakuna matata" diyerek sizinle tanışacak ve size bir şeyler satmaya çalışacak bu duruma alışmamız lazım bu yerli arkadaşımla çektirdiğim fotoğraf benim ömür boyu albümünde saklayabilecekim güzellikte oldu.

Yerel kıyafetlerle inanılmaz fotoğraflar çekmeniz harika anılar biriktirmeniz mümkün ama hepsi bu kadar mı hayır değil şimdi sizleri bambaşka bir yolculuğa davet ediyorum.

Beraber hapishane adası ya da yerlerin İngilizce kullanması nedeniyle "prison island" götüreceğiz. Anlatılanlara göre adada kölelik hiçbir zaman olmamış, gerçi ben farklı duyumlar da okudum ancak onların anlattıkları öyle. Anakaradaki köleler bu adaya getirilir buradan gemilerle başka yerlere gönderilirmiş. Bu adanın sultanın başarısı sebebiyle hiçbir zaman kölelik anakaradaki gibi Zanzibar adasına gelmemiş denilmekte. Biz de başkent yolculuğumuz sırasında bir tekne turu için bağlantı yaptık ve bugün bunu gerçekleştirmek üzere buraya geldik.

Gitmeyi planladığınızda da Zanzibar'a çok yakın olan bu adaya çok kısa sürede yolculukla buraya varmanız mümkün. Ancak denizin çekilmiş veya yükselmiş olmasına göre bazı saatlerde gidilemiyor. Bu nedenle daha önceden konuşmamız ve saat konusunda bağlantı sağlamanız çok önemli.

Adanın pek çok ziyaretçisi olduğunu hemen yaklaşınca anlıyorsunuz pek çok sayıda tekne sizi indirdikleri iskelede hemen yanında bekliyorlar ayağınızın suya deymesi ile ılık ve berrak sular sizi karşılamış oluyor. İçinizde mühhiş bir suya girme isteği buluyorsunuz.

Diyeceksiniz ki bir hapishane adasında ne işiniz var bunu birazdan daha detaylı anlatacağım. Ancak burada hala tam olarak anlamadım bazı olaylar dönüyor. Adaya inince sizden iki tane bilet almamızı istiyorlar bunlardan bir tanesi ile adanın sağ tarafında bulunan hapishane bölümünü geziyorsunuz.

Diğeriylede öbür bölümü geziyorsunuz neden ikisine ayrı ayrı para veriyorsunuz veya sadece birini alamıyorsunuz onu tam anlamış değiliz. Hapishan şu anda hoş çok büyük ağaçları bulunan, denize sıfır bir hapishane konumunda. Eminim zamanında burayıda konaklayanlar hiç keyifli bulmasalar da şu an restore etseniz çok güzel bir otel yapılabilecek kadar güzel bir konumda.

Ama neticede yine de hapishane sıkıcı duvarlar ve küçük odalardan oluşuyor.

Buda adaya ait kapılardan bir tanesi oldukça güzel oldukları belirtmeliyim.

Çok değişik tropikal meyveler var bunların her birinden tek tek bahsettiler ama şu anda ne oldukları aklımda değil.