top of page
  • Murat Hüseyin inceoglu

Saraybosna Bölüm:1 "Balkanların kültür başkenti"

Güncelleme tarihi: 29 Ara 2019

     Kader sizi Saraybosna'ya çıkardıysa ufak miktarda gezmek, eski Osmanlı kentlerinden bir kesit görmek, boğazınız düğümlenene kadar hüzünlenmek ve tıka basa yemek için bir şansınız var demektir. Avrupa'da sıra dışı bir gezi rotası burası bunu sadece ben belirtmiyorum pek çok gezi dergisinde en iyi gezi rotaları içerisinde hep ilk onda gösterilmiş.

Saraybosna’nın tarihteki önemli yeri, barındırdığı dinsel çeşitlilikten gelmekte. Müslüman, Katolik, Ortodoks ve Musevi inançları yüzyıllarca bu şehirde birlikte var olmuşlar. Saraybosna sokakları sayısız kilise, sinagog ve camiye kucak açmış. Bu yönüyle Saraybosna Balkanların en önemli kültürel şehirlerinden biri olarak bilinir ve ‘Avrupa’nın Kudüs’ü’, ‘Küçük Kudüs’ gibi unvanlara layık görülmüş.


    Ülkenin adı olan Bosna Hersek köken olarak slavca bir kelime. Bosna nehir demek, hercek ise bey yani 1300'lü yıllarda bu bölgede hakim olan yerel yöneticinin kendisine takındığı bir lakap aslında.


   Sarajevo olan şehrin bu ismi “Saray Ova” kelimesinden geliyor. Osmanlı İmparatorluğu, toprağına toprak katıp genişler ve büyürken, yemyeşil ağaçlarla kaplı sıradağların arasında alçakta kalan bu merkez “Saray Bahçesi”ne benzetilerek “Saray Ova” denmiş. Zamanla Saray Ova, “Sarajevo”ya dönüşmüş. Şimdilerde Türkiye'deki popüler olan adı Saraybosna ise Bosna Hersek ile Sarajevo'nun evliliğinden türemiş. Hemen belirtmekte fayda var Türkçenin derin izler bıraktığı bu topraklarda halen pek çok Türkçe kökenli kelime var. Ancak yazılışlarda bazı farklılıklar göze çarpıyor. Örneğin j harfini y diye okuyun yani Sarajevo- Sarayevo. Kelime içinde dz varsa c demek, İlidza- ılıca, meşhur Baščaršija ise başçarşı demek. Burekdžinica ise börekçi gibi özetlenebilir.



    İki bölüm halinde yazdığım yazılarda başlıca gezilecek yerleri harmanladım. Yemek yerleri ve mekanlar içinde bir yazı hazırladım. Bu üç yazı ile kenti tamamen çözmüş olacaksınız. Kent merkezindeki yerler çok yakın, Tünel ve Vrelo Bosna ise biraz uzakta siz buna göre plan yaparsınız. Şimdi başlayalım nokta nokta Saraybosna sokaklarını arşınlamaya.

Saraybosna’yı ikiye bölen Milijacka nehri (miliyaska okunuyor) boyunca kuzeyden güneye bir kilometre yürüyüş yapacağız. Kent Avusturya Macaristan imparatorluğu idaresi altına girdikten sonra nehir kıyısına Avusturya tarzı binalar dikilmiş. Bu nedenle bu kesim orta Avrupa kentlerini andırır tarzda. Gösterişli bir güzel sanatlar binası hemen dikkatinizi çekecek.



   Köprüler ve binalarla süslü görüntülere tepelerden buram buram Anadolu kokan manzaralar eşlik edecek. Bu köprülerden bir tanesi belki tarihte üzerinde yaşananlar nedeniyle öne çıkacak.



    Adı Latin köprüsü, Osmanlı zamanında yabancıların yaşadığı mahalleye açılması nedeniyle bu ismi almış. 28 Haziran 1914 yılında Franz Ferdinand eşi Sophie’yle birlikte Saraybosna’ya geldi. Franz Ferdinand’ın aracı beraberindeki konvoyla birlikte Miljacka nehrinin yanında bulunan yoldan ilerledikleri sırada üzerlerine bir el bombası atıldı. Onlarca kişi yaralansa da suikast başarılı olmadı. Konvoy hız kesmeden yoluna devam edip idare binasına vardı. Bu sırada bombayı atan suikastçı yakalanmıştı. Görüşmeler tamamlandıktan sonra araçlar geldikleri yöne doğru tekrar yola koyuldu. Ancak aracın şoförü bugün bile tam bilinmeyen sebepten ötürü planlanan güzergâhını değiştirdi ve Latin Köprüsü adı verilen köprüye yöneldi. Orada beklemekte olan suikastçı. Kalabalığa doğru ilerleyip silahını ateşledi. Kurşunlardan biri ünlü Avusturya-Macaristan Arşidükü Franz Ferdinand’ın boynuna girip çıktı ve eşi Sophie’nin vücuduna saplandı. Sonuçta Ferdinand’ın önümü birinci dünya savaşı ve Osmanlı imparatorluğunun çöküşü ile sonuçlanan süreci başlatır.



    Hünkâr Cami (Fatih Cami, İmparator Camisi, Careva Džamija), şehirdeki ünlü camilerden birisi. 15. yüzyılda inşa edilen yapı tarihi boyunca birkaç kez zarar görse de yenilenme çalışmaları ile günümüze kadar gelmiş. İkinci Dünya Savaşı ve Saraybosna savaş günlerinin en çok etkilediği yapılardan biri olsa da halen ayakta. Fatih Sultan Mehmet’e hediye olarak inşa edilmesi nedeniyle “Fatih Cami” adıyla da bilinir. Hünkâr Cami’ni diğerlerinden ayıran en temel özellik Osmanlı’nın Bosna fethinden sonra Saraybosna’da yapılan ilk cami olmasıymış. Osmanlı bayrağı minberde çekiliymiş. Evliya Çelebi’nin ünlü eseri “Seyahatname”de Hünkâr Camii’nin mimarisinden ve ziyaretçi sayısının çok olmasından bahsedilmekteymiş.


Bizim konakladığımız otel tavsiye ederim.

     Nehir boyu yürümeye devam ettikçe görkemi ve belirgin mağribi ve Osmanlı tarzı ile dikkat çeken bir bina göreceksiniz. 19. yüzyılın sonlarında yapılmış bu bina önceleri Belediye binasıymış. II. Dünya Savaşı’ndan sonra kütüphaneye dönüştürülen bu bina günümüzde halen Milli Kütüphane olarak kullanılıyormuş. Binanın 1992 yılında bombalanması sonucu içindeki koleksiyonların büyük bir kısmı yanmış. O dönemden sonra yapılan onarımlarla ancak 2014 yılında tekrar hizmete girebilmiş.



    Hemen karşısında yer alan mekânın öyküsü ilginç. Anlatılana göre 1800’lü yılların ortalarında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imar faaliyetlerinin bir ayağı olarak Miljacka Nehri’nin kıyısına bir belediye binası yapmak istiyor. Belediye binası için karar verilen yerde bir ev bulunmakta ve evin sahibi tüm ısrarlara rağmen evi yıktırmam diye diretmekte. İlk kimin aklına gelmiştir bilinmez evin bire bir aynısının nehrin diğer karşısına yapılması karşılığında adam ikna ediliyor. Binanın adı Inat Kuća, yani bildiğimiz inat evi. Inat Kuća hem böyle bir hikâyenin baş aktörü olarak hem de güzel bir iç mimariye sahip bir yerel restoran. Unutmazsak evdeki Bir zamanlar diğer tarafta duruyordum, ama inadına bu yakaya taşındım.tabelasını dikkatinizden kaçırmamanızı öneririm.



    Buradan çıkışta Sarajevska Bira Fabrikası ziyaret edebilirsiniz. Burası Osmanlı zamanında yapılmış bir tesis. Biz tarihinin özetlendiği minik müzesini ziyaret ettik. Buradan alınan biletle yandaki restoranında birer bira ikram ediyorlar. Ancak biraları o kadar güzel ki bizim tadına bakmamızla akşam yemeğini burada yeme fikrine ulaşmamız çok ani oldu. Yemek yazısında detaylandıracağım ancak yemek istemezseniz bile mutlaka bir siyah birasını içmenizi öneririm hiç pişman olmazsınız.




   Kentin kuzey tarafına doğru yürürseniz Velliki parkı’na ulaşmış olacaksınız. Bu park eski Osmanlılara ait mezarları barındırıyor. Ama bizi buraya çeken özellik ise Ölü Çocuklar Anıtı. Saraybosna’da geçirdiğiniz zamanın bir kısmında mutlaka hüzünlü faaliyetlere Yapmak zorunda kalacaksınız. Çünkü savaş, kan ve gözyaşı bu kentin her köşesine işlenmiş. Neyse ki güzel Bosna çarşıları, börekleri ve yemekleri sizi bu hüzünlü havadan mutlaka çıkaracaktır. Bu parkta Saraybosna kuşatması sırasında (1992-1995) ölen 1600 çocuk anısına hazırlanmış. Kenarda çocukların ve anne babalarının isimlerinin yazılı olduğu sütunlar var. Ortada beton zemin üzerinde ölen çocukların hayattaki arkadaşlarının ayak izleri var. İnsanın boğazında düğümlenme hissi bırakan bir mekân. Ama gerçeklerden kaçmak veya görmezden gelmek bir şey değiştirmez. Tüm dünyanın gerçekleri görmezden gelmesi nedeniyle Saraybosna’da 1600’ü çocuk 11500 insanın öldüğünü unutmamamız gerekir. Batının iyi yönlerini beğenip övgüler dizerken Müslüman bir ülkede doğmasalar muhtemelen ölmeyecek olan o çocukları atlamak olmaz diye düşünüyorum.




   Yönümüzü Mareşal Tito bulvarına çevirince soğuk savaş zamanında sosyalist kafa ile yapılmış soğuk dış cepheli soğuk yüzlü binalar çevreleyecek bizleri. Burası çok dinli, çok kültürlü bir yer her şeyden biraz var. Biraz Rusya, biraz Anadolu, biraz Avusturya derken tam bir kültür karmaşası oluyor insan.



   Vječna Vatra/ Sönmeyen ateş Mareşal Tito Caddesi ve Ferhadija Caddesi’nin kesişim noktasında bulunan bir anıt. Sonsuz Ateş, ilk defa İkinci Dünya Savaşı’nda hayatını kaybedenlerin anısına 6 Nisan 1946 tarihinde yanmış. Kuşatma zamanında yakıt kıtlığı nedeniyle söndürülen ateş, sonraki yıllarda hep yanmış. Bir sarhoş saldırısında kısa bir süre sönse de turistlerin yardımı ile tekrar yakılmış ve sonsuza kadar da yanması planlanıyormuş.

İkinci durağımız bir Pazar yeri adı Markele pazarı adını sanırım hiç duymadınız. Bayağı bildiğiniz Pazar ama ünü Sırp saldırılarından geliyor. İlki 5 Şubat 1994'te Markale Pazarı'nda Sırp Cumhuriyeti Ordusu tarafından düzenlenen saldırıda 68 kişi öldü ve 144 kişi yaralandı.

Sırp Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Radovan Karaciç, olaydan sonra düzenlediği basın toplantısında, Sırp tarafının bombalama eyleminde hiçbir sorumluluğu olmadığını iddia ederek, "Bu katliam, Müslüman liderliğinin soğukkanlı bir cinayetidir" dedi.



    Öte yandan NATO, Sırp güçlerine yönelik bir ültimatom yayınlamış ve bu ültimatomda Sırpların Saraybosna’dan ağır silahlarını çekmesi ya da bu silahları BM kontrolüne bırakması gerektiğini ifade etmiştir. NATO, Sırp güçleri eğer Saraybosna’dan 20 kilometre dışarıya çekilmezse ve ağır silahlarını BM kontrolüne bırakmazsa hava saldırılarına başlayacağı konusunda uyarmıştır. Sırplar ültimatomun şartlara çok kısa sürede olsa uymak zorunda kaldı. Fakat birkaç hafta sonra kuşatma yeniden sıkılaştı.


Binalardaki mermi izleri

    28 Ağustos 1995'te Saraybosna'daki Markale pazarına Sırp Cumhuriyeti Ordusu tarafından atılan bombanın patlaması sonucu 37 kişi öldü, 90 kişi de yaralandı. 30 Ağustos 1995'te, en son UNPROFOR askeri de Bosna Sırp topraklarından ayrılır ayrılmaz NATO uçakları Sırp Cumhuriyeti’nde seçilmiş bazı hedeflere bir dizi hassas vuruş yaptılar. Bosna Sırp askeri birliklerine yönelik NATO bombardımanı için gerekçe olarak Sırpların Markale'deki silahsız Boşnaklara karşı saldırısı ve Srebrenitza katliamı gösterildi. Hırvat, Boşnak ve NATO operasyonları karşısında uzun süre dayanamayan Sırp birlikleri, Ekim ayında teslim oldu. İmzalanan Dayton antlaşması sonucunda 29 Şubat 1995’te kuşatma tamamen sona erdi.



    Bugün pazar yerinde halen havan topu izi camekan içerisinde sergileniyor. İçerisine kırmızı reçine doldurulmuş bu top izlerine Saraybosna’nın gülleri deniliyor. Bunlar “dünyanın ölüm kokan kanlı çiçekleri”. Bugün bu topraklarda yaşayan pek çok insan bunu eski yaraları deşmek gibi düşünse de pek çoğu 1992-1995 yıllarının unutulmaması gerektiğini düşünüyor.



     Buradan tekrar sönmeyen ateşe geri yürür ve öbür yöne girerseniz Avusturya tasarımı olan Ferhadiya (ferhadiye okunan) yürüyüş yolundayız. Sağlı sollu Avrupai dükkânlar ve binalar var. Hareketli bir yer. Burası tam bir orta Avrupa kafası ile tasarlanmış binalarla dolu bir alışveriş caddesi. Kentin Avusturya hakimiyeti sırasında tasarlanmış.



   Cadde üzerinde ilk durak Aliya İzzetbegoviç Meydanı Küçük bir şehir içi parkı. Ancak onu diğerlerinden ayıran çok güzel bir özelliği var. Bu parkta zemine çizilmiş kareler üzerinde büyük taşlarla satranç oynanıyor. Yaşlı yaşlı amcaları satranç oynayıp birbirlerini kızdırırken görmek çok keyifli olsa gerek. Kendinize güveniyorsanız sıradaki maç için siz de bir adım ileri çıkabilirsiniz. Amcalar gerçekten çok hararetli ve tarışmalı maçlar yapıyorlar. Bu alanda yerel ürünlerin satıldığı mini bir pazar da var. Biz buradan aldığımız bal ve reçelleri çok beğenmiştik.



   Halen ruhunuzda bir miktar tebessüm kaldıysa onu da Srebrenitsa Gelerisinde bırakabilirsiniz. Galeri 11.07.1995 yılında Sırpların Boşnaklara karşı gerçekleştirmiş olduğu soykırımın anısına 12 Temmuz 2012 tarihinde açılmış. Bina özellikle Saraybosna’da izlerini çok göreceğiniz TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) destekleriyle hazırlanıp açılmış. Galeride Srebrenitsa’dan kalma belgesel videolarını, dönemi bizzat yaşayanların sesli anlatımlarını, hayatını kaybeden insanların resimlerini, eşyalarını ve hatta kemiklerinin görüntüleri göreceksiniz. Kamenica’da ortaya çıkarılan toplu mezar, kurbanların ellerine bağlamış alüminyum tel, yollara saçılmış iskeletlerin başlarında ağlayan kadınlar, duvar yazıları; “United Nothing”, “I’m your best friend, I kill you for nothing”, dönemin siyasilerinin insanı hayretler içinde bırakan açıklamaları… Srebrenitsa 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan en büyük katliam. Srebrenitsa Galerisi mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer konumunda.


Kafa yani kahve bu kentin olmazsa olmazı

    Bu noktada sonra hüzünlü şeyleri geride bırakıp ferhadije caddesinde yürümeye devam edeceğiz. Ferhadije camisi, katolik İsa’nın kalbi kilisesi, Sırp Ortodoks kilisesi çok kültürlüğe katkı yaparken alışveriş veya Bosna kahvesi molalarımız olacak. Kahvenin, özellikle “Boşnak kahvesi” nin ise burada ayrı bir önemi varmış. Kahverengi bakır cezvelerde, bembeyaz kulpsuz fincanlarla sunulan Boşnak kahvelerinin yanında “kıtlama” şeker veya lokum veriliyormuş. Cezvedeki kahveyi istediğiniz kıvama getirip fincanınıza boşaltarak içebiliyormuşsunuz. Bu kahve, bildiğimiz Türk kahvesine oldukça benziyor; fakat biraz daha yoğun ve akıcı bir kıvama sahip olduğunu söyleniyor.



   Bu caddenin bir noktasına ulaştığınızda Baş çarşıya varırsınız. Bu noktada yerdeki çizgi size kültürler arası geçiş yaptığınızı söyleyecek. Yanı Avusturya Bosna'sından Osmanlı Bosna'sına geçmek üzeresiniz. Tarihte yolculuğa ikinci bölümde devam edeceğiz.



Saraybosna'nın gülleri için reçine doldurulmuş havan mermisi çukurları.

   Özellikle yemek konusunu merak ediyorsanız onun içinde bir yazı hazırladım. Bu kentte lezzet konusu çok öne çıkıyor. Bir kaç kilo alıp dönebilirsiniz belirtmiş olayım.

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page