• Murat Hüseyin inceoglu

MALTA : Bölüm 3/4 Comino Adası, Popeye Village ve Yeme içme önerileri.

Güncelleme tarihi: 1 Oca 2020

     POPEYE VİLLAGE


     Bizim “Temel Reis” olarak tanıdığımız Popeye’ın 1980 yılında çekilen filmine ev sahipliği yapan Popeye Village (Temel Reis Köyü), film çekimi tamamlandıktan sonra, set içerisindeki yapıların korunmasıyla turistik bir cazibe merkezi haline dönüştürülmüş. Film setine giriş normalde 15 € fiyatlı. 15 dakikalık tekne turu, bir adet ücretsiz kartpostal, Temel Reis filminin belgeselini izlemek, film seti içerisindeki sahili ve su oyuncaklarını (trambolin vs.) kullanmak da bu ücrete dahil.

     Çok güzel bir koyda yapılmış son derece şirin ve sempatik bir yer. Kim yapmış bilmiyorum ama çok uğraşmış ve çok güzel yapmış ellerine sağlık diyorum. Biz tesisin içerisine girmedik ama karşısından yukarıdan izlemekte pek keyifliydi doğrusu. Comino adası dönüşü aynı koyun hemen karşısındaki iskeleden denize girdik. Çok güzel bir deneyim oldu hem su çok güzel ve berrak hem de ilginç bir manzara eşliğinde suya girmiş oluyorsunuz.



     Malta adasında kısıtlı denize girme imkanları nedeniyle insanlar burayı bir deniz tesisi olarak kullanıyorlar. Pek çok insan bir plaj kulübü gibi havlusuyla buraya geliyor. Arzu ederseniz bu şekilde kullanmanızda mümkün görünüyor. Ancak çok keyifli ve çok güzel bir yer, belirtmeden geçemeyeceğim.



    COMİNO ADASI ve BLUE LAGOON

    Comino Malta’daki üç adanın en küçüğü: Yüzölçümü 3,5 km2 olan bir ada, yani küçük ada derken abartmıyorum. Ada Malta standartlarına göre bile küçük. Adada var olan tek şey bir otel. Araba kullanımı yok, zaten resmi olarak yalnızca 5-10 kişi yaşıyormuş, onlar da otel çalışanları falan herhalde. Zamanında özellikle Osmanlı'dan korunmak için üzerine bir kale yapılmış başka da bir yapı yok zaten. Malta'nın iki büyük adasının arasına sıkışmış. Adaya Cirkewwa adlı yerleşimden kalkan feribot ya da küçük tur tekneleriyle 15 dakikalık bir yolculukla gidilebiliyor.



   Yukarıda Comino Adası hakkında yazdıklarımı okurken “e madem burada bir şey yok gitmeye de gerek yok” gibi yanlış bir düşünceye kapılmış olabilirsiniz. Bu adayı size önerme sebebim Blue Lagoon olarak adlandırılan bir deniz parçası. Burası Malta genelinde denize girmek için en popüler ve en turistik olan yer çünkü resmen Fiji’den fırlamış gibi bir denizi var. Zaten bir kare fotoğraf gördüğünüzde başka bir şey yazmaya gerek te kalmıyor.



    Denizin mavisi ve berraklığı inanılmaz. Adada bir tesis yok sadece kiralık şezlong ve şemsiyeler ve birkaç küçük yiyecek büfesi var o kadarBen size tedarikli gitmenizi öneririm. Ancak şemsiye ciddi sorun olabiliyor. Biz şanslıydık iki boş şemsiye bulduk umarım siz de boş şemsiye bulursunuz yoksa güneşte fela halde kızarabilirsiniz. Bu adada geçireceğiniz saatleri tüm ömrünüz boyunca unutamayacağınızı sanıyorum. Deniz gözlüğü, şapka, güneş kremi, havlu ve mayonuzu unutmayın ağlarsınız kahrınızdan. Eğer sizi zorlamazsa olabildiği kadar erken gidin daha güzel bir yer bulma şansınız artar.



    Özellikle hafta sonları inanılmaz kalabalık oluyormuş bu yüzden biz tercihimizi hafta içi kullandık öyleyken bile çok kalabalıktı. Çok isterseniz adada bulunduğunuz süre içerisinde iki kez bile gelinebilecek bir yer burası. Adaya ziyaretinizi kışın veya soğuk aylarda yapıyorsanız Comino’ya gelmenizi önermem. Çünkü bu adada yüzmekten başka yapılabilecek hiçbir şey yok. Ancak burada yüzmezseniz de bende gezi defterinizde çok önemli bir şey eksik kalacaktır sanırım.


MALTA ADASI YEME İÇME REHBERİ

    Adanın kendine has bir mutfağı aslında yok. Odun sıkıntısı kaynaklı bir mutfak mirası var. Eski zamanlarda ateş yakmakla ilgili problemler yaşadıklarından, yerel halk kısık ateşte pişen yemeklere alışmış. Ancak dış dünya ile tanıştıktan sonra İtalyan mutfağından, Akdeniz yemeklerinden bir hayli etkilenmiş ve adada açılan farklı ülke restoranları ile karışık bir yemek kültürü oluşmuş.



    Adada bulunduğumuz süre buyunca her gece farklı restoranlarda yedik. Onlar hakkında size izlenimlerimi aktarmak istiyorum. Ancak bunların hepsi Paceville bölgesinde çünkü bizim konaklamamız burada olduğu ve çok hareketli ve hoş bir bölge olması sebebiyle biz hep geceleri burada takıldık.

    İlk restoran İntercontinental Hotel restoranı Waterbiscuvit. Çok hoş bir tasarımı ve mükemmel yemekleri var. Sofradaki herkes siparişinden çok mutlu oldu diyebilirim. Şarap ve bira seçenekleri de oldukça başarılıydı. Yalnız çok kalabalık olduğu için oldukça bekledik. Girişte bunu bize belirttikleri için bir eleştiride bulunmuyorum ancak gündüzden yer ayırtmanızı öneririm. Otel müşterisi olmasanız dahi bir kez denemenizi öneriim. Dört kişi için alkol içeren bir yemeğin 120 euro civarında tutacağını belirteyim. Ayrıca bir konaklamamızı bu otelde gerşçekleştirdik.

    İkinci restoran Sciacca Grill burasıda Paceville de. Değişik bir tarzları var siz oturduğunuzda garson masanıza gelip ne içeceğinizi soruyor. Eğer siz artık acıktığınızı düşünüyorsanız sizi girişteki et bölümüne götürüyor. Orada güzel hazırlanmış değişik et türleri var onlardan seçiyorsunuz. Miktarına karar verdikten sonra onlarında önerileriyle beraber nasıl pişirileceğini seçiyorsunuz. Arzu ederseniz hangi baharatları koyacaklarını bile söylemeniz mümkün. Biz burada anguz eti yemiştik ve benim ömrümde yediğim en güzel etlerden biriydi. Sunuşta ortamda süper mutlaka deneyin. Fiyat kategorisi seçeceğiniz ete göre değişiyor. Size etin kilo fiyatını belirtiyorlar miktarı siz seçiyorsunuz. Ancak fikir vermesi için belirteyim 4 kişi için 130 eurodan aşağı olmaz.

   Üçüncü restoran Hugo’s pizza restoran. Aynı ismin bir burger ve bir de barı var karıştırmayın. Pizza ağırlıklı sipariş verdik ve yediklerimiz İtalya pizzalarını aratmayacak güzellikteydi. Restoranın dekorasyonunun da çok güzel olduğunu belirtmek gerekir. Fiyat olarak ilk ikisinden bir tık daha hesaplı olacaktır.

    Dördüncü restoran ise Fluid steak house yine aynı bölgede. Tarzı daha klasik restoran gibi olsa da ortalama üstü bir servis ve lezzeti var. Eğer amacınız daha çok bir açık havada uzun oturmak ve bir şeyler yemekse burayı. Çok özel bir et deneyimi ise Sciacca restoranını öneririm.

Paceville bölgesinde bir Hard Rock Cafe var. Eğer tarzını seviyoesanız veya tişörtleri ilginizi çekiyorsa atlamayın. Son olarak ta Costa Cafe bir kahve zinciri ve adada hemen her yerde var. Ortalama bir lezzeti olsa da uygun fiyat ve güzel mekan seçeneği ile molalarınızda değerlendirin derim.

    Malta’daki restoranların menülerinde sık sık karşınıza çıkacak bir şey olduğu için en başa yazıyorum, yemek istemeyecekler için de uyarı niteliğinde olsun. Bu yemek tavşan etinden yapılan yahni veya güveç benzeri bir şey. Genel olarak menülerde “fenek” sözcüğünü gördüğünüzde onun tavşan eti olacağını bilmenizde fayda var.

    Pastizzi ise açma, poğaça benzeri bir hamur işi. İçerisine peynir, tavuklu, dana eti gibi çeşitli şekillerde sunuluyor. Adada yaygın tüketilen bir yiyecek.

    Malta’da malta eriği diye bir şey yok. Meyvenin ana vatanının Çin ve Japonya olduğu düşünürse bizim neden Malta Eriği dediğimiz konusu ise iyice çetrefilleşiyor. Sanırım bir yanlış anlamanın yaygın yanlış kullanımı gibi. Bu toplumsal sorunumuza da böylelikle parmak basmış olayım.

   Malta öyle pekte yemek için ziyaret edilecek ülkelerden olmasa da gittiğimiz tüm restoranlardan memnun kaldık. Ancak öyle pek yerel bir şeylerde denemediğimizi belirtmek gerekir.

    Eğer tatil tarzınız gündüz biraz yüzmek, yarım günden biraz fazla bir bölüm gezmek akşamda güzel bir yemekle rahatlamak ise Malta adası aradığınız tatil rotası olabilir. Mayıs’tan Ekim’e kadar dada rahatlıkla hem yüzüp hem gezebilirsiniz. Öyle büyük kilometreler yapmayacağınız için çok ta yorulmazsınız. Araba kiralamazsanız pek çok yeri göremezsiniz mutlaka araba kiralayın. Ancak trafik akış yönünün soldan olduğunu unutmayın. Eğer bu konuda çekinceniz varsa dikkat.

    Son olarak yaz tatili olarak Malta’yı seçtiyseniz 4-5 gün, kış tatili olarak 3 gün yeterli olacaktır. Sarı ile mavinin karışımı manzaralar sunan Malta size güze anılar ve hoş bir yaz tatili vaat edebilir.



0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör