• Murat Hüseyin inceoglu

Kuzey İspanya 2 "Escorial & Segovia"

"Üç Kral"


Bölge : CASTİLLA & LEON


      Alınacak yol : Gün içerisinde üç parça halinde 226 km araba ile gidilecek. Yaya olarak iç mekanlarla beraber 4 km kadar yol alınacak. Yani anlaşılan biraz hırpalayıcı olacak :)



     Bugünü planlarken asıl amacım İspanya'nın Hıristiyan tarafının tarihini iyice anlamanız, çok etkileyici güzellikte iki ayrı gezi yerinde farklı tatlar ve tarzlara şahit olmanız oldu. Gezi günümüzün adı üç kral, ancak bu meşhur film ile bir ilgisi yok. Günümüzün içerisinde üç kral ve üç hikaye saklı. Ve eminim ki bu üç farklı karakter, üç farklı zaman ve üç farklı kültür krallarının hikayeleri sizde iz bırakacak. Antik Roma'dan, İspanya'nın kuruluşundan ve İspanyol Hanedan kültüründen hikayelerimiz ve bu hikayeleri süsleyen mekanlarımız olacak. İki yerleşim, üç kral, üç hikaye haydi yola...



   ESCORiAL "Royal Monistery"

    Escorial Kutsal Roma Germen İmparatoru ve İspanya kralı olan 1. Carlos'un ölümü ile tahta çıkan ve babasının aksine vaktinin tümünü İspanya'da geçirmesi nedeniyle ilk büyük İspanyol kralı sayılan Habsburg hanedanından 2. Felipe tarafından yaptırılmış. Bu kral Madrid'i başkent yaptıktan sonra burayı bir kraliyet sarayı olmasının yanı sıra, kendisi, ailesi ve soyundan gelecekler için bir kraliyet mezarlığı, bir anıt olması niyetiyle de planlamış.



     2. Felipe'nin yaptırdığı bu El Escorial'ın saray alanı dönem Avrupasında rastlanamayacak düzeyde geniş tutulmuş. Klasik ve yalın bir İtalyan Rönesans tarzı olan yapının inşasına 1563 yılında başlanmış ve 21 yıl süren çalışmalardan sonra 1584 yılında tamamlanmış. Dışından çok sade olan görünümü nedeniyle "süssüz saray" unvanı almış. Saray, dışarıdan bakınca etkileyici büyüklüğü yanında köşelerindeki kulelerle dikkati çeken kare şeklinde bir bina görünümünde. Bu büyük yapının yapımı sırasında eş zamanlı olarak Madrid'de bir başka kraliyet sarayı olmadığına yani burasının 300 yıl boyunca asıl saray olduğuna dikkatinizi çekerim.



    2. Felipe'nin buranın yerini özel olarak seçtiği belirtiliyor. Ancak karşıdan görünümü hoş bir yerde olsa da kralın Madrid'in 55 km dışında oturması bana biraz tuhaf geldi. Felipe İspanya kralı olmasına karşın aynı zamanda Hollanda, Belçika, Napoli, Sicilya ve Almanya kralı konumunda olması nedeniyle Kutsal Roma Germen İmparatoru sayılıyor. Buradaki paradoksa dikkatinizi çekerim: Fransa ve İngiltere dışında bilinen bütün Avrupa'nın kralı konumundaki kişiden söz ediyoruz. Amerika kıtasındaki bilinen tüm yerlerin de kralısınız. Babanız 1. Carlos, Şarlken adı altında tüm batıya nam salmış olacak, ancak siz Zaragoza, Toledo, Barselona, Granada gibi öne çıkan kentlerden kaçınıp Madrid'i başkent yapacak ve sarayınızı da onun 55 km dışına yapacaksınız. Resmi yazılarda bu yönde net bir şey okumasam da sanırım biraz paranoyak bir kralımız var.



     İlk olarak tipik İspanyol karakteri taşıyan hoş görünümü. İçerisi oldukça büyük, kraliyet ailesi için ayrılmış yaşam bölümleri çok sade döşenmiş. Kralın evinden çok bir anıt mezar havası veriyor. İlginç olarak kral ve kraliçenin odalarından katedrale açılan direkt kapı var, yani ayine geç kalmak gibi bir problemleri yok. İnanın bana bu durum çok tuhaf geldi. Katedralde tuvalete sıkışmış birisi yanlışlıkla şak diye kraliçenin odasına girebilir. Tabii nöbetçiler onu öldürmezse. 2. Felipe'nin yatağı öldüğü 1598'den beri aynı yerde durmaktaymış.



    Ancak Katedral çok güzel ve çok büyük yapılmış. Pek çok güzel katedral gördük şimdiye kadar ancak kraliyet ailesi ve saray mensupları için bu denli büyük bir yapının ne denli bir israf olduğunu düşünmeden edemiyor insan.



     Katedralin altında Kraliyet Panteonu var. Burada 1. Carlos'tan itibaren tüm İspanya kral ve kraliçelerinin mezarları var ve çok etkileyici bir mekan. Bitişik düzen olarak kraliyet ailesine mensup çocukların gömülü olduğu bir bölüm de mevcut.



   Ama benim favorim Kraliyet Kütüphanesi. Kral buranın bir halk kütüphanesi olmasını istemiş ve yayınladığı bir emirle ülkede basılan her kitaptan bir tane de buraya koyulmasını sağlamış. Çok büyük ama müthiş bir yer. Hani görenleriniz için söyleyeyim Vatikan'daki Sistine Şapeli ile boy ölçüşebilecek güzellikte. Tabii kentin dışındaki bu sarayın kütüphanesinden hangi halk yararlanmıştır bilinmez ama bizim için güzel bir görsel şölen olacağı kesin.



     Toplantı salonları ve resim koleksiyonları çok etkileyici. İçinde bir mimarlık müzesi bile var. Ayrıca sarayın içerisinde 1700'den itibaren iktidara gecen Bourbon Hanedanı bölümleri de var. Bu Fransız kökenli aile daha barok ve şaşalı bir tarz sevmesi nedeniyle farklılık hemen göze çarpıyor.



    Özet olarak Escorial kompleksi saray, ev, katedral, kütüphane, panteon ve müze kısımları ile çok güzel bir yer. Sanırım üç saatten biraz fazla zamanınızı alacak. Bizim şimdiki Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin (!) beş yüz yıl önceki hali diyebiliriz. Aynı güç tutkusu, aynı israf, aynı abartı.


    SEGOViA

    Hiç kuşku yok ki Segovia İspanya'nın en güzel tarihi kentlerinden birisi. Antik İspanya zamanında 50.000 nüfuslu bir kentmiş. Romalılar zamanında da nüfusu 50.000 iken halen nüfusun aynı olduğunu belirteyim sizde ne kadar değişime uğradığını tahmin ediverin artık. Ama kente ruhunu katan iki kral, iki hikaye ve iki tarihi dönemeç var.



     Bunlardan birincisi Roma dönemine ait. Roma MÖ 200'den itibaren İber yarımadasını işgal etmiş ve aldığı topraklara Hispania adını vermiş. Ancak Numentia'nın başına gelenler buralarda direncin artmasına ve sürekli isyanlara sebep olmuş. Bu durum 150 yıl kadar sürmüş. İsyanın merkezi iyi surlar ile çevrili, sarp bir kale olan Segobiah olmuş. Roma Jül Sezar'dan sonra çalkantılarla sarsılıp, nihayet Augustus'un altında birleştikten sonra genç ve zeki imparator, azametli ordusunu alıp Hispania'ya yürümüş. Augustus Pireneleri aşıp yarımadaya girmiş ve uygun gördüğü bir yere kendi adına bir kent kurulmasını istemiş. Yarım adadaki tüm isyancı liderlere anlaşmak istediğini kenti tamamlayınca gelip görüşeceği haberini salmış. Kent kurulmuş ve adı da Sezar Agusta olmuş. Kent günümüzde de halen var ve bizde gezimizin sonlarında ziyaret edeceğiz. Adı halen aynı fakat ufak bir telaffuz farkı ile Zaragoza olarak anılıyor. Neyse lafı uzatmayalım Augustus önce güneye gidip Barcelona ile uzlaşıyor ve daha güneyinde komutanın adına Valencia adlı kenti kuruyor. Sonra kuzeyli isyancılarla uzlaşıyor. Yazılanlarda bir yanlış anlaşılma yok; Augustus çok iyi bir asker olmasının yanında çok zeki bir diplomat. Yüz elli yılda pek çok savaşla sağlanamayan tüm düzeni hiç savaşmadan tamamen sağlamış.


Segovia'dan vitrin manzaraları.

     Sıra Segobiah kentine gelince ordusunu kentin uzağına yerleştirip kentin kralı ile boş bir arazide buluşmuş. Rivayete göre ona bir kağıt uzatıp buraya şartlarını yaz ben hepsini kabul ediyorum, ben de bu kağıda yazacağım sen de bunları edeceksin demiş. Ancak öyle yazalım ki kimse kalbi kırık ayrılmasın diye eklemiş. Tam olarak böyle mi olmuş bilinmez ancak bir anlaşma olmuş. Segobiah kralı, Roma'ya tam entegrasyonu, ailesiyle ilgili bazı ayrıcalıkları alarak kabul etmiş. Ancak bir şartı daha olmuş Agustus'tan. Anlaşmanın geçerli olması için kentinin yüz yıllardır çektiği su sorunun çözülmesini istemiş. Kentin iki yanı nehirle çevrili olmasına rağmen nehir suyu bulanık ve çok alçak bir kotta bulunuyor olduğundan yüz yıllar boyunca kötü kalitede ve az miktarda su en önemli sorunmuş.



     Agustus "De Architectura" adlı Roma mimarisinin ana ilkelerini açıklayan kitabın yazarı baş mimar Pollio Marcus Vitruvius'u bu işle görevlendirmiş. Emrine 10.000 işçi, çok bonkör davranıp 40.000 altın ve dört ay zaman vermiş. Roma takvimine göre dört ay 110 gün kadar süre ettiğinden Vitruvius'un çok bol zamanı olduğunu tahmin edebilirsiniz! Mimarımız hızla nehirlerden birinin dağlardan geçtiği yere sarnıç sistemi planlamış ve suyu dinlendirerek arıtan bir plan geliştirmiş. Bu kısmın inşaatı sürerken 28 km'lik kanalın yapımını başlatmış. Ancak problem sadece kanal yapmakla çözülemeyecek kadar zormuş. Kentin yüksekte bir kale içinde olması nedeniyle dağlardan getirdiği suyu kente büyük bir vadiden geçirerek sokması gerekiyormuş. Yaklaşık doksan günü olan mimar 768 metrelik boşluğu 10 katlı bina yani 30 metre yüksekliğinde bir kemer ile bağlamış. Çok kısıtlı zaman olması ve 28 km'lik kanal inşaatı nedeniyle sınırlı sayıda işçi ihtiyacını aşmak için projesi kendi tasarımı olan sıkıştırmalı kilit taşı sistemi adı verilen hiç harç kullanılmayan bir sistem geliştirmiş. Taş ustalarıyla 9 milyon taşı adeta bir boz yap gibi dizerek bir şaheser çıkarmış ortaya. Elli yıl öncesine kadar tüm Segovia'nın su ihtiyacı bu kemerden gelirmiş. Halen çalışır durumda iken korumak için suyunu kesmişler. Bu yapı dünya kültür mirası listesinde ancak benim kişisel görüşüm bu sıfatın onu tam olarak tanımlamadığı yönünde. Gözlerinizi kapatın ve hayal edin: Yaklaşık 750 metre bir boşluğu, on katlı bina yüksekliğinde bir yapıyı sadece doksan günde yapacaksınız. Yapı öyle kusursuz ve estetik olacak ki tam 2000 yıl hiç tamirat görmeden ayakta kalacak. Süre sonunda Agustus tüm Hispania'yı Roma'ya bağlayan seferinden hiç savaş yapmadan ve tam bir zaferle dönerken uğramış kente. Rivayete göre yapılan işi görünce Vitrivius'un elini öptüğü ve ona Malta adasını hediye ettiği belirtilir. Kentin anahtarını alıp Roma'nın yolunu tutmuş.



     Segovia'nın girişinde karşılayacak bu su kemeri bizi. Kendisi kentin ruhu konumunda ve tam merkezinde. Biz çok su kemeri gördük, ohoo hele filanca yerde çok güzel bir kemer var diyorsanız, bende size Fatsalı deyimiyle "az durun" bekleyin öyle söyleyin diyorum. Hani sonradan sözlerinizi yalayıp yutmak zorunda kalmayasınız.



     Plaza Major verilen her kentte bulunan ana meydan güzel, genişçe, kafelerle dolu bir yer. Hemen dibinde katedral meydanı var ki meydanda neogotik tarzda yapılmış çok güzel bir katedral. Açıksa gezersiniz çünkü bazı günler kapalı oluyor. İçi güzel ama daha güzellerini göreceksiniz o yüzden olmazsa üzülmeyin. Ancak dıştan görüntüsü de çok hoş.



    Yine dar caddelerden ilerleyip kale kentin ucunda adeta bir gemi pruvası gibi duran Alcazar Kalesi'ne varacaksınız. Bu kale Walt Disney'e ilham kaynağı olmuş ve Disneyland amblemindeki Sindirella'nın kalesi figürü buradan esinlenerek çizilmiş. Bu kalenin içerisinde gezmelisiniz çünkü burada da bizim için bir kral ve bir hikaye gizli.



    Alcazar kalesi diyeceğim ama çok saçma bir durum olacak çünkü alcazar zaten kale demek bu nedenle biz Alcazar de Segovia olan adına burada kale olarak devam edelim. Kalenin önemini anlamak için Endülüs Emevi Devleti haritasına bir göz atmanızı istiyorum. Yedi yüz yıl süren Emeviler döneminde adanın kuzey ve doğu kısımlarında hep bir Hıristiyan kısım varlığını korumuş. İlerleyen günlerde biz daha kuzeye gittikçe hikayenin bir kısmını tamamlamak üzere hızlıca bir giriş yapacak olursak. Emevilere karşı direniş Kuzeyde Asturias krallığı ve Castilla Leon devleti, doğuda ise Aragon Devleti ile olmuş. Basklılar bu savaşın içinde genelde olmamışlar. İspanya krallığı bu parçalı yapı içerisinde iken Castilla Leon kralı İspanya kralı sayılırmış. Kral kızı İsabella'nın tahtın varisi olarak açıklanması ile Portekiz kralının oğlu ile evlenmesinin uygun olduğu bildirilir kendisine. Fakat o bunu istemez ve kaçar. Yarım akıllı kardeşi ve babası ile savaşa tutuşur. Güç durumdayken kendisine yardım eden Aragon devleti veliahttı Fernando ile arasında başlayan yakınlaşma savaşın hararetli günlerinde bu sarayda bir evliliğe dönüşür (1469). Kadere bakın ki İsabella ve Fernando, evlendikleri bu kalede minik kentlerini yönetirken İsabella'nın babası ölür ve yarım akıllı ablasının da yenilmesi ile İsabella İspanya kraliçesi oluverir. Altı ay içerisinde Aragon kralının da dünyadan göçüvermesi Fernando'yu Aragon ve Navarra kralı yapar ki bu iki genç insan hiçte ummadıkları bir şekilde Birleşik İspanya Kralı ve kraliçesi oluverirler. Sahip oldukları kraliyet kalkanlarını birleştirir ve tahtlarının arkasına asarlar. İsabella; Asturias, Castilla Leon, Fernando; Aragon, Navarra ve Catalunia kalkanlarını getirir. Bu isimler size bir şey ifade ediyor mu bilmem ama bugünkü İspanya bayrağına bakacak olursanız bu beş kalkanın halen orada olduğunu göreceksiniz. Bir aksilik olmazsa bu saraydaki, taht odasında ilk asıldıkları yerde durduklarını da göreceksiniz. Artık krallık birleşmiş, güç birleşmiştir. Zaman içinde zayıflayan ve hizipleşen Emevi yönetimine karşı bir Reqocnista yani yeniden diriliş hareketi başlatılır. Bir dizi savaş sonunda 1492 yılında Gırnata alınmış tüm İspanya bu çiftin idaresine girmiştir diyeceğim ama sadece öyle olmamıştır. Eş zamanlı olarak Colomb'un Amerika kıtasını keşfetmesiyle bu çift evliliklerinin 25 yılında İspanya ve Amerika'nın tahtına da çıkmış olurlar. Doğunun Osmanlı'nın yükselme devri yaşadığı bu dönemde, batı bu çift sayesinde yeni dünyanın kaynaklarına erişme şansı bulur. Hiç şüphesiz ki İspanyolların yeni kıtada yaptıkları vahşeti görmezden gelmemekle beraber yeni kıtanın zengin kaynaklarının İspanya'ya akışı, İngiltere'nin yarışa katılması, Portekizliler, Hollandalılar derken köle ticareti ile Afrikalıların da içine karıştığı bir tarihi zinciri başlattıklarını saptamak gerekir. Bugün ABD diye bir ülke varsa hem Fernando hem de İsabella'nın babalarına baş kaldırmalarının sonucudur. Fernando'nun amcası Belçika ve Holanda kralı veliaht bırakmadan ölünce taht hakkı bu çiftin torunları 1.Carlos'a (yani Şarlken'e) geçer ve İspanya'da Habsburg devri başlar. İsabella ölür, Fernando henüz çocuk olan Carlos'a (Almanlar Büyük Karl diyorlar) büyüyene kadar naiplik yapar. Bu hikaye ile ilgili konuşulacak çok detay var ancak birazını da ileriki günlere sakladım.



    Lafı biraz uzattım ama bu kalenin önemini, tanıklıklarını ve sonuçlarını güzelce toparlayabildiğimi düşünüyorum. Kaleyi gezmek ve 150 basamak çıkarak kulesini görmek çok güzel olacak. Orta çağ tarzı döşenmiş basit ama güzel bir mekan. Ama tarihsel değeri çok büyük.



    Böylelikle "üç kral" üzerine kurgulu günümüzün sonuna geldik.Ancak yolun sonuna gelmedik arabaya yaklaşık 1.5 km yürüme yolumuz var. Alışveriş ve dükkanlara bakarak yokuş aşağı inmek daha kolay olur sanırım.



Buradan 110 km sonra Valladolid'teyiz. Umarım gördükleriniz sizi çok mutlu edecek.



     Bugünden ne bekleyebilirsiniz: Bu tarih üzerine kurgulu bir gün olacak. Çok etkileyici Escorial'i gezerken güzel bir saray görmeyi umabilir, Segovia'da Roma'nın büyüklüğüne bir kez daha şaşırabilirsiniz. Segovia'nın pek çok dükkanından kendinize şapka ve türlü hediyeler almayı umabilirsiniz. Meydanlardaki kafeler soluklanmak için güzel görünüyor. Burada geleneksel tatlıları ponche ve yemasın dışında çikolatalarını da denemek isteyebilirsiniz. Segovia mutfağı denince ilk akla gelenler kuzu etini denemek isteyebilirsiniz ki buralılar hayvanların yetiştirilme koşullarından başlayıp et kalitesi, baharatlar ve odun fırını bizim farkımız diye çok övünürlermiş. Tandır şeklinde yapılmış etin lezzeti çok güzel ve ilginç bir servis seremonisi var denemenizi öneririm. Kuzu ve domuz etinden de yapıyorlar görüntüler sizi yanıltmasın.




     Kısacası saraylı, kaleli, yemeli, yürümeli sıcak ve yorucu bir gezi günü sizleri bekliyor olacak. Benim hazırlarken çok keyif aldığım bir gün oldu. Çok yazdım ama umarım sıkmamışımdır. Darısı gezmenin başına.



0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

CORDOBA