• Murat Hüseyin inceoglu

İZLANDA Bölüm: 5 "Doğu ve Myvatn"

Güncelleme tarihi: 5 Mar

    Rüya ülkesinde beşinci gün. Dün oldukça fazla biraz fazla yol yaptık, eğer bizim planımızı uygularsanız hayli yorulmuş olacaksınız. Bir önceki gün daha çok buz temalı yerler gördük. Bugün yolumuz biraz daha kısa ve ateş temalı bir gün olacak. Klasikleştiği üzere bugün planımızda iki şelale var. Bunun dışında bir mağara, bir krater, bir göl ve özellikle de ateşin şekillendirdiği toprak görselleri var. Bu da ne demek diyecek olursanız aşağıda anlatmaya çalışacağım ama konunun özeti şu İzlanda’da sıradan bir gün daha. Bugünkü rotamız Seydisfyordur kasabasından Myvatn gölüne kadar 160km'lik kesim olacak.



     EGİLSTADİR

    Ülkenin doğusunun en büyük yeri olan bir kasaba burası, aynı zamanda bir çekim merkezi. İhtiyacınız olan market veya elektronik eşyaları gibi ihtiyaçlarını bulabileceğiniz bir yer. Büyükçe bir göl kıyısında konumlanmış 2200 kişilik bir yerleşim. Aslında burada hiciv değil de saptama yapmak adına böyle giriş yapmaya çalıştım. Burası acayip ıssız bir ülke olduğu için bu kadar küçük bir yer bile en büyük yerleşim oluveriyor. Buradan ayrılıp kuzeye yönelmeden yakıt ve market alışverişinizi tamamlamanızı öneririm. Göl kıyısı biraz ilgiye değer eğer vakit ayırabilirseniz görmenizi öneririm. Çok yakındaki Hengifoss şelalesine yoğun program nedeniyle gidemedik. Resimlerine bir bakın eğer ilginizi çekerse programlaya bilirsiniz. Ancak şunu unutmayın gitmek için hafif meyilli 1.2km yol yürümeniz ve sonra bu yolu geri dönmelisiniz. Sonuçta bu ülkede 1000 şelale var, gezmekle bitmez siz ilginize göre iyi seçim yapmalısınız.


Konu İzlanda olurda koyunlar olmazmı? Onlar adanın her yerinde.

    Kuzeye doğru yol üzerinde manzaralar bazen Ay yüzeyi gibi, bazen Mars gibi olacak. Bazen üç dört kraterin arasından geçeceksiniz. Sanki bu dünyada değilmişsiniz gibi hissedeceksiniz.


   


       DETTİFOSS – SELFOSS



     Binlerce yıldır devasa Vatnajökull buzulundan ve Bárdarbunga volkanından eriyerek gelen sular İzlanda’nın kuzeyine doğru aktığı yatağını dövdükçe dövmüş ve devasa 25 km’lik Jökulsargljufur adında bir vadi oluşmuş. İsimlere pek takılmayın sizi çok yorar bu anlatım ortamın iyi anlaşılabilmesi için. Dettifoss şelalesi işte bu vadi üzerinde. 100 metre genişliği, 45 metre yüksekliği ve 400 m3/sn’lik debisi ile Avrupa’nın en güçlü şelalesi unvanına sahip.



     Çok farklı ve etkileyici bir ortamda bulunmasına karşın bulunduğunuz yerden aşağı doğru akışı nedeniyle en büyük unvanını tam yansıtamayan bir görüntüsü olduğunu düşünüyorum. Arabayı park ettiğiniz yerden 600 metre kadar bir patikadan gidiyorsunuz. Yürüyüş yolu ve ortam kayalıklardan oluşan çok değişik bir patika. İnsan dünyanın geri kalanından hakikaten farklı bir yerde olduğunu net bir biçimde hissediyor. Her şeyden çok uzakta, yalnız ve hepsinden çok farkı bir dünya görünümü veriyor.



    Biz güneşli bir havada oradaydık. Havaya sıçrayan sular sebebiyle aynı anda üç gökkuşağı gördük. Bu gerçekten inanılmaz bir görüntüydü. Dökülen sulara dikkatli baktığınızda gözünüzde bir ilizyon oluşturuyor. Şelalenin sesi de inanılmaz. Burayı sakın atlamayın ama size bir uyarım olacak. Eğer güneyden geliyorsanız ilk Dettifoss tabelası 864 numaralı yol ve bu 40km toprak. Buradan dönmeyip 20 km daha ilerleyin 862 numaralı yol asfalt ve oldukça bakımlı. Yani şelalenin batı yakasını öneririm. Kişisel fikrime gör bu kesim daha güzel zaten.



    Dettifoss ile aynı vadi üzerinde, sadece 500 metre kadar yukarısında ise Selfoss yer alıyor. Aynı nehrin üstünde olmasına karşın U şeklindeki yapısı nedeniyle Dettifoss kadar büyük ve ihtişamlı görünmüyor. Ancak kanaatimce Selfoss’unda ilgiyi hak ettiğini düşünüyorum. Buraya kadar gelmişken her ikisi de mutlaka görülmeli.



    Bu noktadan itibaren Myvatn gölü çevresine ulaşmış oluyorsunuz. Aşağıda yazdığım veya bir sonraki yazının ilk bölümünde yazdığım yerler çok yakın ve göl çevresinde. Alttaki kroki size takip için bir ip ucu oluşturacaktır.



    HYVERİR ATEŞ TOPRAKLARI



    Hverir isminde jeotermal bir yere geldik. Buraya aynı zamanda Namajfall bölgesi de deniyor. İzlanda’nın geri kalan birçok yeri gibi burası da sanki bu dünyaya ait değilmiş, sanki başka bir gezegen gibi. Oradan buradan fışkırmış kaynayan çamur bacaları, sanki birisi 500 yumurta haşlamış gini yoğun kükürt kokusu, çok acayip toprak renkleri, metrelerce uzunluğunda çatlaklar ve her bir taraftan tüten yoğun sülfür kokulu buhar. Sanki ateş size yer altında bekliyorum, her an yüzeye çıkıveririm der gibi. Ama toprağın renkleri bütün bu fikirleri hızla sizden alacak. Turuncu, mavi, beyaz, sarı inanılmaz toprak renkleri. Kaynayan çamur ocakları, sanki bir fabrika bacasıymış gibi fışkıran kükürt ve su buharlarının şekillendirdiği ortam gerçekten bu dünyadan değilmiş gibi.




     Bu sadece benim fikrim değil mars projesinde çalışan insanlar araç ve insan eğitimleri için özel izinle burada çalışıyorlarmış. Lav dünyada pek çok yerde görebileceğiniz bir şey ancak ateşten yanmış hverir topraklarının bir benzeri belki dünyada 2-3 tanedir. Unutulmazın dibi olacak hem sülfür kokusuyla, sıcağıyla, buharıyla, renkleriyle inanılmaz olacak.



     GRJOTAGJA MAĞARASI



     Öyle çok büyük ve derin bir mağara hayal etmeyin. Ufak bir yer ama volkanik yapı ve mavi algler işbirliği ile yine gerçek ötesi görüntü kulübüne aday bir nokta. Bir an, bir bakış ama çok güzel. Su sıcakmış eskiden girenler olmuş okudum ama volkanik aktiviteler nedeniyle suyun aniden ısınması ve haşlanmış tavuk olmanız ihtimaline karşın girmemeniz tabelalarla belirtilmiş. Yok ben gireceğim diyorsanız mayonuzu hazırlayın.



    Game of Thrones izleyenler burayı hemen tanıyacaklar çünkü burası Jon Snow’un niyeti bozup Ygritte ile ‘aşk yaptığı’ mağaraymış. Etkileyici bir mağara içini gezdikten sonra yanından yukarı tırmanın. Yer kabuğunun bir bisküvi gibi nasıl kırıldığına şahit olun.



     DİMMUBORGGIR

     Bölgenin en önemli yerlerinden bir tanesi Dimmuborgir. Bizim Myvatn bölgesine gelme sebeplerimizden biri de Dimmuborgir’ı görmek aslında. Norveç’li black metal grubu Dimmu Borgir adını buradan almış. Dimmu İzlanda dilinde “karanlık, koyu, kara” anlamına geliyor. “İç daraltıcı” gibi de bir anlamı varmış. Borgir ise şehir ya da kale demek. Almancadaki borg gibi. Yani Dimmuborgir; kara kale, karanlık şehir anlamına gelmekte. Bölge adını sıra dışı şekillenmiş lav kayalarından alıyor. Bu kara kayalar aslında yükselmemişler. Volkanik aktiviteler nedeniyle bölge olduğu gibi çökmüş ve daha sert olan lav bacaları ayakta kalmış. Burası sanki eciş bücüş binalardan oluşan ürkütücü bir hayalet kasaba gibi ya da daha doğru bir benzetme ile Yüzüklerin Efendisindeki Mordor Ülkesi gibi görünüyor. Gözleriniz bu ürkütücü ve fantastik yerde Lord Sauron’u arar mı bilmiyorum ama adalılar burada elflerin ve trollerin yaşadığına inanıyorlar. Hani oraları görmüş biri olarak burada ne yaşar derseniz insan yaşamaz derim.



    Biraz hayal gücünüz varsa manzaranın içini doldurmakta zorlanmazsınız. Sanki Venüs’e ya da Mars’a gelmişsiniz de eski bir medeniyetin kalıntılarına bakıyormuşsunuz gibi. Burada kilise denen bir kaya var, geçmişte kilise olarak da kullanılmış. Birde resmini koyduğum hole var. Yürümekten yorulmazsanız hayli değişik manzaralar göreceksiniz. Unutulmaz kıvamda iç karartıcı bir yer. Adalılar kelimeyi tam yerinde kullanmışlar yani.



    HYVERFJALL KRATERİ

     Burası bir yanardağ krateri. 420 metre yükseklikteki volkan en son 2500 yıl önce patlamış ve bacasının çapı 1 km civarında. Bacaya çıkan bir patika var ve ulaştığınızda manzara müthiş olacak. Yukarıdan Myvatn gölünü görmek mümkün. Tırmandığınız miktar gözünüzü korkutmasın çok değil ama yürüyüş çok miktarda var. İzlanda'ya gelmeden spora başlamanız iyi olur. Çünkü buradaki noktaları yürümeden görmek imkansız.


     MYVATYN GÖLÜ

     Göl de volkanik çökme, buzul erimesi ve akarsuların önünün kesilmesi ile oluşmuş. Bu tür göllere Ötrofik deniyormuş. Mineral olarak oldukça zengin ve çevresindeki bitki örtüsü için oldukça yararlı imiş. Dolayısıyla İzlanda’da pek yaygın olmayan ağaçlara burada da rastlayacaksınız. Evet, işte normal görüntüler göreceğimiz bir yere geldik sonunda diyorsanız sizi şöyle alalım.



   Gölün içerisinde Hofdi Klasar adı verilen yapılar var. Bunlar göl tabanı çökerken çökmeyen lav bacalarıymış. Yanı soyut bir heykel sanatçısı gölün içine heykel dikmiş gibi. Burası modern sanat akımına ilham veren bir yer olmuş olabilir. Göl oldukça büyük ve içerisinde adalar görünüyor. Ayrıca bu küçük yarımadada küçük bir koruluk var ki içinde düzenlenmiş yürüyüş yollarında yüzümesi keyifli.



     Biz bu noktadan sonra Hlid cottage tesisinde konakladık. Burası hem kiralık evleri olan hem de bir hosteli olan bir tesis. Bizim cottagemiz göl manzaralıydı. Eğer şanslı olsaydık kuzey ışıklarını evin balkonundan dahi izlemek mümkün. Sımsıcak , güzel bir yer. Ancak bu bölgede 8-10 kadar volkan olması nedeniyle sularında sülfür kokusu var. Biz pek problem etmedik ama sizin için çok sorun olursa su getirmenizi öneririm. Bu bölgede yakıt alabilirsiniz, küçük bir markette var. Ancak konaklamanızda mutfaklı bir yerler seçin çünkü öyle dışarıda yemek yiyebileceğiniz bir yer bulmanız çok zor. Özelikle yaz aylarında geliyorsanız aylar öncesinden yerinizi ayırtın. Çünkü gerçekten çok az yerleşim var.

Bu göl kıyısında bir kaç gezilecek nokta var onları da bir sonraki gün gezdiğimiz için altıncı yazıda anlattım. İlginizi çekerse bizimle gezmeye devam. Son iki resim gündüz ve gün batımı evimizin balkonundan manzara.




0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör