• Murat Hüseyin inceoglu

İZLANDA Bölüm: 2 "Altın Çember"

Güncelleme tarihi: 5 Mar

     Altın çember, başkente yakın gezilecek yerlerin daire şeklinde (aslında yamuk şeklinde) gezilerek akşama dönülmesi planına verilen bir tur cinsi. Aslında paketlenmiş bu tür turlara pek sıcak bakmasam da gezilecek yerlerin ilginçliği nedeniyle programa aldım. Sabah yola çıkmadan bir market alışverişi yaparak başlamanızı öneririm. Başkentten ayrıldıktan sonra Akuyeri’ye kadar beş gün boyunca Selfoss, Vik, Höfn ve Egistadir dışında büyük market bulamzsınız. Bu nedenle ihtiyaç olabilecek şeyleri alarak başlayacağız altın çember turuna. Özellikle öğle yemekleri için biz ton balıklı ekmek ve market gıdası yedik gezi boyunca. Bugünkü programımızda kıtalararası yarıktan oluşan milli park, bir göl, üç şelale, bir gayser, bir tarihi kilise ve bir krater gölü olacak. Anlayacağınız İzlanda’da sıradan bir gün işte.



     THİNGVELLİR MİLLİ PARKI (Þingvellir)

     Burası ilginç bir yer; kıtalar arası fay hattının şekillendirdiği sıra dışı, mantık ötesi bir yer. Bölge ise İzlanda tarihi için çok önemli. Althing isimli dünyanın en eski meclisi olan İzlanda parlamentosunun kuruluş yeri Thingvellir Ulusal Parkının sınırları içinde. Kayıtlara göre İzlanda’ya ilk yerleşim 874 yılında başlamış ve Althing Meclisi 930 yılında bu alanda kurulmuş. 1844 yılında ise başkent Reykjavik’e taşınmış.



     Burası, dünyanın en eski parlamento alanını içinde barındırıyor olması nedeniyle tarihi bir önem taşıyor olmasının yanı sıra, doğal güzellikleri açısından da kalbinizi çalacak dev bir park. Park derken öyle şehir parkı gibi falan düşünmeyin tabi ki, içinde kocaman bir gölün, adamın aklını alan doğa şekillerinin, şelalelerin, bir adet kilisenin ve kanyonların olduğu bir alandan bahsediyoruz. Kuzey Amerika ve Avrasya tektonik levhalarının kesişim noktası İzlanda’dan da geçiyor. İzlanda’da bu kadar çok volkanik aktivite olmasının sebebi de bu zaten. Thingveillir ise bu iki levhanın birbirinden ayrılma noktasının en çok gözlemlenebilir olduğu yerlerden birisi. Bir alan düşünün, batısındaki ve doğusundaki plakalar birbirinden her yıl 2 cm uzaklaşıyor.



     Oluşan vadinin bir kısmında, kuzeydeki Langjökull buzulundan gelen sular Öxará nehrini oluşturuyor ve bu nehir vadinin hemen güneyinde, Thingvallavatn isimli bir göl meydana getiriyor. Ulusal Parkın sınırları bu vadiler ve göl ile sınırlı.



     Bahsedilen göl İzlanda’nın en büyük doğal gölü durumunda. Kuzeydeki Langjökull buzulundan eriyen sular 30 ile 100 yıl arasında bir sürede toprağın altından bölgeye kadar filtrelenerek geliyor. Dolayısıyla gölün suyu o kadar berrak ve temiz ki, hem içilebilir hem de su altında metrelerce uzaklığı rahatça görebilirsiniz.




     Thingvellir kilisesi. İzlandalılar paganlıktan hıristiyanlığa yine bu bölgede 1000 yıllında geçmişler ve bu daha önce bahsettiğimiz gibi İzlanda Meclisi Althing burada kurulduğu için bu geçiş kararı da burada olmuş. 1000 yılının yaz mevsiminde meclis birbirine karşı iki gruba ayrılmış; Hıristiyanlar ve Paganlar. İki taraf tüm tartışmalar sonunda tüm İzlandalıların hangi dini takip etmesi gerektiğine karar vermesi için ehil bir kişiyi görevlendirmişler; bir rahip düşünmek ve doğru kararı vermek için bir gün bir gece toplumdan uzakta meditasyon yapmış. Meclise döndüğünde, kendisi pagan olmasına rağmen İzlandalıların Hristiyanlığı takip etmeleri gerektiğini ve isteyen paganların inançlarını daha kapalı bir şekilde uygulayabileceğini ve paganlıktan kalan bazı geleneklerin devam edebileceğini belirtmiş. Kararın ardından paganlıkla ilgili tüm put ve semboller Godafoss şelalesinden aşağı atılmış. Zaten bu yüzden adanın kuzeyindeki bu şelaleye God-a-foss yani tanrıların şelalesi denmekteymiş. Beş gün sabrederseniz Godafoss şelalesini göreceksiniz, yada bölüm 6'dan resimlerine bakabilirsiniz ha gayret az kaldı. Gerçi arada o kadar çok şey göreceksiniz ki kafanız patates gibi olacak ve siz oraya vardığınızda bu hikâyeyi hatırlamayabilirsiniz. Hıristiyanlığa geçme kararından sonra bu din İzlanda’da çok hızlı bir şekilde yayılmış ve hemen kısa bir süre sonra bu kararın alındığı Althing’in karşısına bu kilise inşa edilmiş. 2000 yılında ise binlerce kişinin katılımıyla Hristiyanlığa geçişin 1000. yılı 2 gün süren bir festival ile kutlanmış.



     Parkta görmeye değer bir başka şey ise Öxará nehri üzerindeki Öxarárfoss. Bu birbirinden ayrılan tektonik levhaların batıda kalan kısmı biraz daha yüksekte. Bu şelale de batıdan gelen nehrin kırığa dökülmesi ile oluşmuş. Parkın bir kaç giriş noktası var başkente en yakın noktasındaki girişten yaklaşık 1 km yürüme yolu var. Eğer bu size çok gelirse girişi, yarığı, Silfrayı ve gölü gezer arabaya dönüp. ilerideki 2 veya 3 numaralı parklara giderseniz bu yol oldukça kısalır. Nasıl olsa park parasını günlük ödüyorsunuz.



     Silfra dünyanın en ilginç dalış noktalarından bir tanesi. Yukarıda da bahsettiğim gibi Kuzey Amerika ve Avrasya tektonik levhaları her yıl birbirinden uzaklaşmakta ve bu yarık tam olarak bu ayrılma noktasında . Su çok berrak ve temiz ancak oldukça soğuk. Yıl boyunca su sıcaklığı 2 ile 4 derece arasında değişiyor. Derinlik ise en fazla 18 metre. Dünyada dalış için en iyi noktalardan birini oluşturuyor. Yaklaşık 300 Euro veren gönüllüler 2 derecelik suya özel kıyafetlerle girebiliyorlar. Gerisi size kalmış. Ben sadece elimi soktum ısı inanılır gibi değildi. Aslında giderken ayaklarımı sokma fikri vardı ama elimi sokunca bu fikirden hemen vazgeçtim.


internet resmi

   Son olarak size kıtalar arası yarıktan bahsetmedim sanırım. Ama burasının bahsedilebilir bir tarafı yok ancak görünce anlaşılabilir şeylerden bir tanesi. Bu arada, Game of Thrones’da bir takım sahnelerin burada çekildiğini belirteyim. Kuzey duvarı denilen yapının bu yarığın makyajlanmış hali olduğunu farkedeceksiniz. “Winter is coming” deyince buraya uğramamak olmazmış tabi.



     Böyle kabaca özetleyebilecek bir yer Thingvellir. Burada 2-3 saat kalıp, 2-3 km yürüdükten sonra ayrılırsınız diye düşünün.



         BRUARFOSS

    Bruarfoss, rengini görünce “benim burayı görmem lazım!” şeklinde haykırmak isteyeceğiniz inanılmaz güzel renge sahip minik bir şelale. Etrafı özel mülklerle çevrili bir alan olduğu ve geri kalan noktalarda da enteresan bir toprak dokusuna ve doğaya sahip olduğu için bulması ve gitmesi çok zor. İyice çalışmanız ve gidiş geliş 3 kilometre yürümeniz gerekir. Resimlerine bakın eğer arzu ederseniz değerlendirin.


internet resmi

     GEYSİR “STROKKUR”



     Bizim için Golden Circle’ın en heyecan verici noktalarından biri olan gayzerler, volkanik bölgelerde belirli aralıklarla sıcak su ve buhar fışkırtan sıcak yeraltı su kaynakları olarak tanımlanabilir. Dilimizde de gayzer olarak bildiğimiz sıcak su ya da sıcak buhar fışkırtan kaynarcaların adını aldığı yer işte burası. Geysa İzlanda dilinde fışkırmak anlamına geliyor. Adanın Haukadalur vadisi adeta kaynayan topraklar ülkesi bu bölge 10 bin yıldan beri aktif durumdaymış.



     Her köşeden dumanlar yükseliyor ve sıcak su kaynıyor. Normalde en büyükleri olan Geysir bu aralar aktif değil. Şu an bölgede tek faal olan Strokkur. Her 6-8 dakikada bir ortalama 20 m. yükseğe fışkıran bu kızgın sıcak su bacası görülmeye değer. İlk gördüğünüz anda paniğe kapılabilirsiniz, çünkü yukarı fışkıran sıcak suyun üstünüze geleceğini zannedebilirsiniz (genelde herkes öyle zannedip çığlığı basıyor) ancak sıcak su soğuk hava koşulları ile bir araya geldiğinde su yukarı fışkırdığı gibi buharlaştığı için yere hiç su düşmüyor.





Bu gezi noktalarının her birinde araba park etmek, tuvalet, yemek ve kahve imkanı var. Ancak yemek fiyatları üzer sizi bence siz hazırlığınızı yapın marketten beslenin.


    GULLFOSS

     Burası Altın Çember (Golden Circle) rotasının bir diğer ana duraklarından ve her zaman akılda kalabilecek güzellikte bir şelale. Gullfoss, iki kademeden oluşuyor ve yaklaşık 32 metre yükseklikten, kocaman bir yarık şeklinde kanyona yukarıdan dökülüyor. Güneşli bir günde hayatınızda gördüğünüz en güzel gökkuşağı oluşumuna da burada şahit olabilirsiniz! Zaten adı da “Golden Falls” anlamına geliyor.



    Gullfoss’a ait efsaneleşmiş bir hikâye var, onu da anlatmadan geçmeyelim. Sigridur Tomasdottir, Gullfoss yakınlarındaki çiftliklerden birinde yaşayan, yüksek eğitim almamış olmasına rağmen kendini çok geliştirmiş ve eğitmiş biri olarak bilinen bir genç bir hanım. Gullfoss’a gelen ziyaretçilere adeta bir rehber edasıyla şelaleye giden ilk patikayı yaratan insan olarak da İzlanda’nın tarihine geçmiş. Fakat asıl akılda kalan yönü yatırımcıların Gullfoss’u bir enerji kaynağına dönüştürmek üzere satın almak istemesi üzerine gösterdiği direniş ile İzlanda’nın ilk kadın çevreci aktivisti unvanını almış olması. Bu sayede burası bir enerji santrali değil şelale olarak kalmış. Şelaleye, görüntüye, suyun sesine hasta olacaksınız. Islaklık ve neme dikkat suya hazırlıklı olun.




     FAXA FOSS

Faxa, yani genel olarak tüm turistlerin uğradığı Golden Circle rotasının içinde yer almasa da, güzergâhınız içinde olduğu için bu turu gerçekleştirirken mutlaka uğramanızı önerdiğim bir şelale. Girişte 800 isk para alıyorlar.



Arabadan inince hemen manzara platformuna ulaşıyorsunuz. Manavgat şelalesini andırır bir tarafı var ama büyüklük olarak altın şelaleden küçük. Ancak rengi ve görüntüsü bizim pek hoşumuza gitti.



     KERİO KRATER GÖLÜ

    Eğer hayatınızda daha önceden hiç krater görmemiş birisi iseniz, ilk görüşte nutkunuzun tutulduğu yerlerden birisi olabilir. Kraterin tepesinden aşağıdaki baktığınızda bacanın iç çeperinin yeşilimsi ve kiremit rengi ile dipteki gölün koyu maviliği görülmeye değer. Yaklaşık 3000 yaşındaki bu krater böylesine canlı renkleriyle gezimize renk katan noktalardan birisi olacak.



    Şahane rengiyle 55 metre derinliğindeki bir çukurun içinde yer alan bu göl, dev bir stadyum havasında. Size aslında Biraz tuhaf gelebilir ama sanırım özel arazi içerisinde kaldığından Kerid’i görebilmek için 400 isk civarı bir ücret ödememiz gerekiyor. Oradan bolca kerid kırmızı taşı toplayın sonra arkadaşlarınıza dağıtırsınız. Hem çok güzeller hem de sayı sınırı yok arzu ettiğiniz kadar alabilirsiniz.


    SKALHOLD CATEDRAL

     Burasıda adanın en eski kiliselerinden birisi. Şimdi burada ne işimiz var derseniz ona da görünce siz karar verin. Farklı iklim, farklı kültür her şey bu ülkeyi farklı yapıyor.



    Aslında İzlandalılar dindar olmadıkları için sanırım dünyanın en sade ve naif kiliselerini yapmışlar. Stalhold katedralinin büyük beyaz bina değil de solundaki hobbit evi gibi görünen çim bina olduğunu atlamayın. Sert esen rüzgara karşın renklerde ortamda çok güzeldi.



     SELFOSS KASABASI

     Burası bizim konaklama yerimiz 6000 nüfuslu oldukça büyük bir yerleşim. Şaka yaptığımı sanıyorsanız ülkeyi görünce ne kadar ciddi olduğumu anlamış olacaksınız. Her türlü yeme olanağı bulunan oldukça gelişkin bir yer.



     Buradaki evimiz BSG apartments oldu. Güzel üç odalı bir İzlanda evinde kaldık. Her şey çok güzel ve hesaplı oldu. Ülkenin soğuk olmasından mütevellit sanırım evde minik mazgal tarzı açılabilir pencereler vardı. Bu biraz havalandırma sorunu yaratsa da otelden çok daha rahat ve mutfağı oldukça kullanışlı. Sabah yola çıkmadan market ve yakıt işini unutmayın. Burası İzlanda güzellikler ve ıssızlıklar ülkesi.

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör