• Murat Hüseyin inceoglu

Güney İtalya 2 NAPOLİ

Güncelleme tarihi: 5 Mar

"GÜNLERDEN PİZZA"

    Roma İmparatorluğunun önemli merkezlerinden olan şehir. O dönemdeki adı Neopolis yani yeni kent. Aslına bakarsanız yeni adı da aynı ismin bir türevi. Önce İspanyolların, ardından Bourbon Hanedanlığının ve son olarak da Napolyon dönemindeki Fransa’nın hâkimiyeti altında kalmış.

    1860’ta İtalya İmparatorluğu’na katılana kadar tarihte az bilinen devletlerden olan Kingdom of two Sicilies’e, Palermo ile birlikte başkentlik yapmış. Bu yüzden hala Güney İtalya’nın kültürel başkenti ve başlangıç noktası olarak görülüyor.

    İkinci Dünya Savaşı sırasında da İtalya’daki en çok bombalamaya maruz kalan şehir olmuş. İtalya’da kuzeydekiler güneydekileri, güneydekiler kuzeydekileri sevmezler. Napoli şehri ise belki de kuzeydeki İtalyanların en sevmediği şehir, onlara göre tembel ve yavaş insanların şehri.

    Napoliler de ülkeleriyle çok barışık değil tabi; İtalya’yı gezince fark edeceğiniz üzere kuzeyle güney arasında büyük kültürel farklar var. Aslında sadece 150 yıl önce birleştiklerini düşününce çok da garip değil.


Vezüv hemen kentin yanında, tehtidkar bir şekilde duruyor.

     Burası, 1990 İtalya Dünya Kupası’nda, Napoli’deki çeyrek final maçında Maradona’nın “Kendi ülkenizde yılın 364 günü yabancı gibi yaşıyorsunuz; oysa ben 365 gün Napoliliyim” demesi üzerine İtalya karşısında Arjantin’i destekleyen insanların şehri. Zaten Maradona da futbolla yatıp kalkan bu şehrin en büyük kahramanı, hatta adına küçük bir “şapel” bile var.


Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi :)

    Peki, Napoli nasıl bir yer? Napoli İtalya, bir kere steril Batı Avrupa şehirlerine hiç benzemiyor. Çoğu yabancı ve hatta İtalyan için pis, bakımsız, rüşvetçi, kanunsuz. Dünyaca ünlü Camorra mafyasına da ev sahipliği yapıyor. Yolda gezerken sizi rahatsız eden insanlar değil daha çok kirlilik ve düzensizlik oluyor. Ama iş detaylara girince değişiyor. Kiralık arabamızı yol kenarına park etmek istediğimizde sorduğumuz otel görevlisi bize parkomatların mafya tarafından söküldüğünü. Eğer güzel kiralık arabamızı yok kıyısına bırakırsak parçalayıp sökeceklerini belirtince mafyanın yaşamdaki izlerini de görmüş oluyorsunuz.


Direksiyonu kilitlenmiş bir araç

   Çamaşır iplerinde asılı donlar, sokaklarda çöp dağları, vuruk çizik içindeki arabalar ve onlarca işporta tezgâhı. Açıkçası biz Türklerin de Napoli’ye uyum sağlama ve onu sevme konusunda avantajlı olduğumuz bir gerçek.


    Şehrin kendisi gibi mimarisi de kaotik. Ortaçağ kalelerinden Antik Roma kalıntılarına her türlü mimari dönemi görmek mümkün. Eski şehir kısmında genel olarak Rönesans ve Barok stil hâkim. Sıvası dökük evlerle dolu İspanyol Mahallesi’nden, lüks restoranların olduğu ve insanların koşuya çıktığı nezih Chiaia’ya varmak 5 dakika bile sürmüyor. Kentin nüfusu 1 milyon ve ülkenin önde gelen kentlerinden. Banliyöleri ile beraber 2 milyon kişi burada Vezüv’ün yanardağının gölgesinde yaşıyor. Bereketi ve yıkımlarıyla yanardağ hayatın bir parçası bu kentte.


     Napoli, aynı sakinlerinin dediği gibi “la città dalle mille contraddizioni”, yani 1000 çelişkinin şehri. Zaten böyle kendine has kültürü olan şehirleri fotoğraflaması da her zaman daha zevkli olmaz mı? Belki de insanları buraya çeken de bu karmaşadır kim bilir?


     Napoli mutfağı büyük ölçüde yoksul işçi sınıfının izlerini taşıyor. Ünlü İtalyan lahmacunu pizza da, aslında Napoli menşeli ve işçi sınıfı tarafından oldukça sık tüketilen bir yiyecek. Fakir Napoli sofralarından dünya mutfağına transferinin de ilginç bir öyküsü var:

    1889 yılında Napoli’yi ziyaret eden İtalyan Kraliçesi Margherita Teresa Giovanna’yı onurlandırmak üzere kendisine Napolili şef Raffaele Esposito tarafından hazırlanan domates, mozarella ve fesleğenden oluşan, İtalyan bayrağına atfedilen pizza sunuluyor. Kraliçe pizzaya bayılıyor ve şef Esposito’ya pizzayı ne kadar beğendiğine dair bir mektup gönderiyor. Pizza da “Margherita” adını alarak dünya mutfağına girmiş oluyor. Bu pizzanın bir diğer adı da Pizza Napolitana.



     Napoli pizzanın ana vatanı yani bu kent doğumlu ve geleneksel İtalyan pizzalarından farklı tarzda. Bizim bildiğimizden farklı olarak ne yapıyorlar diye soracak olursanız, kesin sınırlarla farklı diyebilirim. E hani pizza evrensel değil miydi zaten.


    Ama değilmiş. Bir kere pizza bizim lahmacun kıvamında çıtır çıtır. Öyle dilim almak diye bir şey yok. Elle sarıp yiyiorsunuz ki içinde halen daha sıvı halde bulunan domates suyu ve üzerinde yüzen mozerallalar kaçmasın.

     L’Antic Pizzeria Da Michele, Napoli’de çok güzel pizza yapan pizzacılardan bir tanesi ancak dünyaca üne kavuşmuş çünkü Julia Roberts, Ye, Dua Et, Sev (Eat, Pray and Love) filminde bu pizzacıda pizza yemiş.


    Pizza deyince burası pizzanın anavatanı. O kadar çok meşhur pizzacı var ki şaşarsınız. En meşhurları her daim kalabalık. Lüksten çok lezzet öne çıkarılmış gibi bir görüntüleri var. Size öğle ve akşam her iki öğünde de pizza yemenenizi tavsiye ediyorum.


    İçecek olarak; Limoncello isimli sapsarı limon likörü Napoli’de çok ünlü. En iyi limoncello ve daha fazlası için eski şehrin göbeğindeki Limoné’yi mutlaka ziyaret etmeye çalışacağım. Ücretsiz tadım yapmak da mümkün.

     Ayrıca limon için Napoli’nin en popüler meyvesi diyebiliriz. Her köşe başında bir limonatacı var. Pizza gibi kahve konusunda da İtalya’nın en iyisi deniyor. İçtiğimiz kahveler iyiydi ama en iyi kavramı bana biraz abartı geldi.


    Gezilebilecek yerlerden de bu noktada birkaç satır söz etmemek haksızlık olur.

    NAPOLİ ULUSAL ARKEOLOJİ MÜZESİ

   Ben arkeoloji seven bir insanım, hele böyle içesin de Pompei kalıntıları, orada bulunan insanların taşlaşmış kalıpları ve eşsiz freskler söz konusu olunca hiç dayanamam doğrusu. Bu fresklerin Zeugma’dakilere benzer tarafları yok değil. Ancak bir kırmızı noktalı bölüm var ki insanın Romalıların cinsellik takıntılarının ne boyuta geldiğine insanın şaşırmaması mümkün değil hani. On numara beş yıldız bir müze iki üç saatinizi ayırmanıza değecektir. Sonrasında bir pizza molası verip devam edersiniz. Pizzacı önerim en ünlülerden bir tanesi Sorbillo. Ancak yaz aylarında 13-17 arasında siesta yaptıklarını unutmayın üzülürsünüz.



    CASTEL DEL OVO

   Sihirli bir yumurtanın üzerine inşa edildiğine inanılan sahilde yer alıyor ve Napoli’nin en eski kalesi. Günümüzde sergi ve konserlerin düzenlendiği ve şehir müzesi olarak kullanılan kale, 1282’de inşa edilmiş. Kale gümüş, bronz eserlerin yanı sıra tablo ve 15. yüzyıla ait freskleri barındırıyor. Biz içini gezmedik ancak güzel manzaraları nedeniyle önüne kadar gittik ki bu noktadan Vezüv'ün görüntüsü çok etkileyici hakikaten.



     CASTEL NUOVO

    Castel Nuovo yeni kale demek aslında. Normanlar zamanında yapılmış. Genelde bu naif kavim hakkında pek çok kişinin pek bilgisi olan olduğunu sanmıyorum. İçine girmeden önünden yürüyüp geçtik ama hoş bir kale. Birkaç değişik çağ sanatını bir arada taşıyan değişik bir çalışma. Ama sonuçta kale işte.



    PİAZZA PLESBİCİTO

    Burası tarihi Napoli’nin merkezi (modern merkez istsyonun orası). Vatikan’dan esinlenerek yapılmış gösterişli, fotojenik bir meydan. Gençlerin buluşma noktasıymış ama buluşmak için hayli büyük bir meydan seçmişler. Çok gösterişli ve güzel bu alan dünyaca ünlü şarkıcı ve grupların konserlerine ev sahipliği yapıyor. Meydan iki bina ile çevrili ki ben bunlardan aşağıda bahsedeceğim.



      BAZİLİCA FRANCESCO Dİ PAOLA

   Roma’da Pantheon’u görüp buraya gelenlerin hemen anlayabileceği üzere kilise Pantheon’nun bir kopyası. Kilisenin uzun kanatları Plebiscito Meydanı’nı sarıyor, dışarıdan güzel gözüken kilisenin içi oldukça boş.


Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi :)

    PALAZZO REALE NAPOLİ

    Çok güzel resimleri ve süslemeleri olan kısmen galeri kısmen milli kütüphane konumunda olan bina. Biz sadece dışından görmekle yetindik.



    GALERİA UMBERTO

    Kraliyet Sarayı’nın yakınında 56 metre yüksekliğinde ve tam ortasında tamamen camdan bir kubbeye sahip bir yer. Haç şeklinde tasarlanan alışveriş merkezinin zemini ise mozaiklerle kaplı. 1891’de tamamlanan alışveriş merkezinin içinde mağazalar ve kafeler var.

Tam buraya geldiğimizde yağmur bastırdı. Bizde kendimizi galeriye attık. Bir miktar kaffe de oturduktan sonra opera söyleyen iki tenor burada bir gösteri yaptı ki sesleri gerçekten inanılmazdı.


    VİA TOLEDO

   Toledo Caddesi Napoli’nin İstiklal Caddesi diyebileceğimiz bu cadde çok kalabalık. Kafeler, mağazalar, dondurmacılar oldukça kalabalık ve hareketli. Plesbicito meydanından devam edin yaklaşık bir kilometre size hoş vakit geçirtecektir.



    GESU NUOVO KİLİSESİ

   Dış cephesi eşi benzeri olmayan türden, diğer kiliseler gibi düz değil, duvardan dışarı doğru çıkan ufak piramitlerden oluşuyor. Bu piramitlerin üzerinde de küçük semboller var. Hal böyle olunca yapının Masonlara ait bir kilise olduğuna dair bir efsane almış gitmiş. Bence bu bir Cizvit kilisesi ve bunlar ilumunatti gibi derin bağlantıları olan entrikacı bir tarikat. Burada her türlü söylenti olması normal yani.



    Efendim bu piramit şekilleri kiliseyi negatif güçlerden koruyormuş, hatta İkinci Dünya Savaşı sırasında kilisenin dibine düşen bir bomba da patlamamış.

     2010 yılında bilim adamları bu sembollerin Aramice (İsa’nın da konuştuğu antik dil) harfler olduğunu ve hepsinin bir notaya karşılık geldiğini bulmuşlar. Hepsini soldan sağa okuyunca ortaya bir saatlik bir beste çıkmış. Bu besteyi youtube ta bulabilirsiniz. Bu arada kilisenin baktığı ve ismini verdiği meydan, gece üniversite öğrencilerinin ve turistlerin buluşma noktalarından biri. İlginç bir dış cephesi var.


Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi

     PİZZERİA BRANDİ

    Burası Pizza Napoliten veya meşhur adıyla Pizza Margeritanın doğduğu dükkân. Tapınak kıvamında bir pizza dükkânı. Zor seçimler bunlar, çok zor. Birisinde yiyececeksiniz ama bakalım hangisi. Napoli bu bakımdan gerçekten zor olacak hepsi güzel.



     SCANAPOLİ (VİA MADDALONİ- VİA CROCE)

    Scannapoli Caddesi ise Napoli eski şehrinin en önemli ve canlı caddesi. Eski Napoli merkezini ortadan ikiye bölüyor. Capcanlı daracık sıkışık fıkışık sokaklarda bir çok ilgi çekici mekan, dükkanlar, kafe ve restoranlar ile diğer tarihi binalar sıralanıyor.



     VİA GREGORİO ARMAMİNİE

    Bu uzun isimli sokakta pek çok değişik şey var. Lakabı Noel Sokağı; bunun sebebi de çoğu dükkânın Noel’le ilgili eşyalara satması. Bu kadar merkezi bir yerde olunca haliyle sürüsüyle hediyelik eşya satan dükkân da var.



     VİA TRİBUNALLİ

    Dünyadaki diğer metropollerle kıyaslandığı zaman, Napoli’nin öyle bir altyapısı var ki çok hızlı bir şekilde sizi bir anda yerelleştiriyor. Bir anda kendinizi turistik bölgeler yerine daracık sokaklarda dolaşırken buluyorsunuz. Via dei Tribunali, Napoli’deki bir diğer eski sokak ve 1000 yıldan daha eski yıllara dayanan kemerlere sahip.



    PATİCERİA CAPPARELLİ

    Tatlılarıyla meşhur bir pastane. Pizza yemekten patlama noktasına gelmediyseniz mutlaka denemelisiniz.

     LİMONÉ

    Burası limonçello fabrikası. Burada fiyatların çok makul olduğu, ürün çeşitliliğinin fazla olduğu ve lezzetli olduğunu yazabilirim. Tam pastanenin karşı çaprazına düşüyor. Biraz bakınmak gerekiyor.



     Bir de bizim gezmediğimiz ama uzaktan göredüğümüz Chiaia bölgesi var. Şehrin bu kısmında zenginler oturuyor. Lüks villalar, pahalı arabalar ve en önemlisi parklar var. Napoli’de çok yeşillik görmedim, yeşil alanların neredeyse tamamının zenginlerin oturduğu semtte olması da beni şaşırtmıyor doğrusu. Okuduklarımdan öğrendiğime göre şehrin tepelerindeki gösterişli maalikâneler mafya üyelerine aitmiş.

     Gidiş dönüş bileti kişi başı 45 euro olmasa ve euro bu fiyatta olmasaydı bir Capri adası veya Procida adası turu yapabilirdik. Güzel yerler ama maliyetlere değmez.

     Aslında kentte görülecek başka çok yer var ama ben bir tam günün yeterli olacağını düşünüyorum.


Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi

      Şehir ve müze temalı, bol yürüyüşlü ve bol yemekli bir planımız var. İçerisinde yüzme olmayan ancak öte yandan oldukça kültür ve unutulmaz pizzalar tatma olanağı olan dolu dolu bir gün. Napoli tezatlıklar kenti bir güzel bir çirkin yüzü var. Bu iki yüzlü madalyonun size hangi yüzü görünecek bakalım.

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör