• Murat Hüseyin inceoglu

FLORANSA : Rönesans'ın Başkenti

Dünyanın en bilindik destinasyonlarından birine yolculuğa çıkacağız bugün. Çok bilindik rotalar hakkında yazı yazmak her zaman zordur. Çünkü herkesin az çok bir fikri ve ön yargıları vardır. Bu noktada çerçeveyi genişletip Floransa'nın sanatına, dokusuna, bilimine ve tarihine dokunan bir yolculuk planladım sizler için umarım seversiniz.



SEYAHAT AZICIK AŞK GİBİYMİŞ

MERAKLA BEKLER

KOŞUŞTURMACAYLA GEÇİRİR

ÖZLEMLE HATIRLARMIŞSINIZ



İtalya'nın şüphesiz özlemle hatırlanacak çekim merkezlerinden birisi, dünya Rönesans'ının başkenti Floransa. Toscana'nın nüfusu 370.000'i bulan bir açık hava müzesi şeklindeki en büyük kenti. Tabii bu büyüklük tarih boyunca böyle değilmiş: Pisa, Lucca, Pistoia, Siena ve Bologna ile büyük rekabet içerisinde geçmiş yüzyıllar. Sonuçta kazananın Floransa olmasında öne çıkan tek neden Rönesans olmuş.



Aslında bu kelime ilk kez 1550 yılında Vasari adı verilen Floransalı bir mimar, bilim adamı, ressam tarafından kullanılmış. Kendisinden yüz yıl önceki dönemde yaşanan "orta çağın kilisenin katı idaresindeyken, sanatın sadece tanrıyı yüceltmek için yapıldığı ve bilimin yasak olduğu zamanlara başkaldıran bu hareketi" Rönesans yani "yeniden doğuş" diye nitelemiş. Bu iki yüzyıl sadece kentin değil dünyanın tarihini etkilemiş. Bugünkü dünyanın son şeklinde önemli izler bırakmış.



İlk kuruluşunda etrafı epeyce termal sular ile dolu olduğu için Romalılar lejyonerlerin dinlenebilmesi için burada epeyce kaplıca kurmuşlar. Şehir çevresi çiçeklerle bezeli olduğu için Fiorentia adıyla Ceasar tarafından kurulduğu rivayet ediliyor. Ancak kuruluşla ilgili başka rivayetlerde var tabi ki. Lejyonerler burada konuşlanarak Roma'dan hem uzak tutulmuş hem de gerektiğinde çabucak toparlanacak kadar da yakında bekletilmiş. Yani ne eksik olsun ne de yakın olsun tarzında bir Roma felsefesi diye nitelendirebiliriz.




Kente yukarıdan bakıldığında neredeyse hiç ağacın olmadığı taştan oyulmuş gibi duran Floransa'nın hikayesi oldukça uzun ve karışık. Roma imparatorluğunun batı parçası dağılınca tüm Toscana'da şehir devletleri kurulmuş. Neredeyse her şehir kendi başına bir devlet haline gelmiş. Floransalılar bankacılık ve dokumacılık ile uğraşan bir cumhuriyetken Medici ailesinin başa gelişiyle birlikte kaderinde ciddi bir değişim olmuş.



Rönesans dünyasında Floransa, Medici ailesi ile inanılmaz bir kader birliği yapmış. Nasıl yapmasın ki, 8. yüzyıldan itibaren Floransa’ya yerleşmiş olan Mediciler kentteki iş hayatının yarısını kontrol eder hale gelmişler. Üstelik, Mediciler asıl gücünü, Venedik, Roma, Pisa, Milano ve Avrupa’nın diğer önemli merkezlerinde kurdukları bankalarından almaktaymış. Pazarda herkes ambarındaki unu kadar konuştuğundan, ambarı ağzına kadar unla dolu Mediciler de 1434 yılında iktidarı öyle bir ele geçirmişler ki, üç asır boyunca onları iktidardan düşürmek için onlarca girişim olmasına ve zaman zaman bunların başarı kazanmasına karşın, yönetimden uzaklaşsalar da karşın bir şekilde yine başa geçmeyi başarmışlar. Sonuçta geriye doğru bakarsak "aile, üç papa (X. Leo, VII. Clement, XI. Leo), çok sayıda Floransa hükümdarı ve daha sonra Fransa kraliyet mensupları yetiştirmiş, ayrıca İtalyan Rönesansı'nı etkileyerek" tarihe dokunmuştur.



Medici finans imparatorluğu, borç yiğidin kamçısıdır düsturuyla kamçıya doymayan Avrupalı hükümdarlara, özellikle de Papaya borç verir. Bu sınırsız borç verme hali büyük bir siyasi itibar ve güç getirir aileye. O kadar güçlenir ki o günlerde şehrin para birimi olan "florin" bugün halen pek çok ülkede resmi parabirimi. Ancak gün gelir, hükümdarlar borçlarını ödeyemez, ailenin güç kaybettiğini gören kiliselerde geri ödeme yapmak istemezler ve sonuçta sermayeyi kediye yükleyen Medici imparatorluğu da iflas ediverir. Böylelikle Medicilerin ve Floransa'nın hikayesi de bitmiş olur.



Medicilerin Papaya bile borç vermesi, siyasetin ne denli tuhaf beraberlikler yarattığını göstermesi açısından hayli ilginçtir! Çünkü bir zamanlar Katolik Kilisesi tefeciliği yasaklamış ve tefecilerin cehennemde çürüyeceğini söylemiş böylelikle meydan Yahudilere kalmış. Yahudilerin tefeci piyasasındaki tekeli, Medicilerin bankacılıkla ilgilenmeye başladığı döneme dek sürmüş, sonra da “Zaman sana uymazsa sen zamana uy!” düsturundan hareket eden Mediciler Hıristiyanları para piyasasının hakimi hale getirmişler. Bu yeni ailenin getirdiği sermaye kontrolü ile "Yahudilere bağlı kalmadan bulunan sermaye" kilisenin ve kent idarecilerinin çok hoşuna gitmiş. Böylelikle Hırıstiyanlıktaki "tefecilik yapmama ve faiz ile iş yapmama düsturu" da unutulup gitmiş.



Bizim kent yolculuğumuz da pek çok gezgin gibi önce Piazzale Michalengelo ile başlayacak. Burası kentin güney tarafında kenti yukarıdan gören bir yer. İçerisinde Michalengelo'nun Davut heykelinin bir kopyası var. Heykel de pek etkileyici ve görkemli hani.



Aslında uzunca bir süre burada bulunan heykelin, kentin içerinde çok yer gezmesi nedeniyle "yerini bulamadığını" düşünülürmüş. Tarih boyunca beş kez yer değiştirmiş. Şimdilerde Academia adlı bir müzede ikamet ediyor. Meydandaki ise onun bir kopyası.



Heykelin yanında da sanatçının kendisinin Medicilerin mezarları için yaptığı "gece, gündüz, alacakaranlık ve şafak" adlı heykelleri duruyor. Ayrıca çok güzel bir Floransa manzarası var. Nehri, köprüleri ve katedralleri ile tablo gibi bir manzara sunan bir meydan burası. Ancak kentin hemen ağaçsız ve taştan silueti de adeta taştan oyulmuş bir kent hissi veriyor doğrusu.




Surlar içerisindeki Floransa'da doğal olarak otopark alanı düşünmemişler. Bizde bu kentin surlarının dışındaki merkez otoparklardan birine arabanızı bırakmanızı öneririm. Porta Romana bu durum için iyi bir seçim olabilir. Floransa adeta bir açık hava müzesi onu ve onun sanatçılarını anlamanın en iyi yolu kentin sokaklarında yürümek. Bizde şimdi sizlerle beraber tam bunu yapacağız, haydi yürümeye !



Yolumuz bizi Pitti Sarayı'na çıkaracak. Floransa'da bulunan Pitti sarayı bir banker olan Luca Pitti için yapılmış. Medici ailesinin saraylarına özenen aile hiç bir masraftan kaçınmadan yaptırmış sarayı. Fakat ne acıdır ki bu sarayın yapım maliyeti kendisini iflas ettirmiş ve saray yine Medici ailesi tarafından satın alınmış.



Tipik bir rönesans tarzı bina bu tarzda binaların dışı sade ve gösterişsiz, ancak içleri ve bahçeleri çok şatafatlı olurmuş. Saray şu anda bir sanat galerisi olarak kullanılıyor. Renk takıntılı aile üyeleri nedeniyle odalar biri birinden farklı renklerde döşenmiş size "kırmızı ve yeşil odanın" resmini aşağıda fikir verici olarak koyacağım. İnsan bu tip saraylara bakınca zengin soyluların her devirde kendine soyutlanmış bir dünya yarattığını daha iyi fark ediyor.




Boboli Bahçeleri, Medici'nin hanımı Eleonora di Teleodo için tasarlanmış ve Pitti Sarayı'nın arkasında yer alıyor. Sarayı ve bahçeleri gezmek için ayrı ayrı bilet almamız gerekiyor. Sarayın içerisinde bile üç müze var ancak saray ve bahçeleri çok gösterişli. Bahçeleri 2016 yılında gösterime giren Tom Hanks'in "inferno" ya da "cehennem" filmini izleyecek olursanız adlı filmde detaylı olarak görebilirsiniz. Film başından sonuna Floransa'da geçiyor bu nedenle kentte yazacağım pek çok noktayı da aynı film içerinde görerek kafanızda hareketli bir fikir oluşturabilirsiniz. Ancak filme bir eleştirim olacak film daha çok Dante üzerinden gidiyor. Oysa Floransa'yı daha çok Mediciler ve Vasari üzerinden okumak gerekir.




Ortaçağ kentlerinde çok az sayıda köprü varmış. Koca Paris’te sadece iki, Roma’da Tiber Nehri üzerinde ise topu topu üç köprü olduğu rivayet olunuyor. Floransa’nın en eski ve tek köprüsü de, Arno Nehri’nin en dar yerine Romalılar tarafından kurulmuş olan Ponte Vechio'dur. Adı da “Eski Köprü” anlamına gelir. 1944 yılında, Alman ordusu İtalya’dan geri çekilirken Nazi komutanının havaya uçurmaya kıyamayıp, iki tarafındaki ortaçağ kuleleriyle yakındaki binaları yıkarak geçilmez hale getirmekle yetindiği köprü işte bu köprüdür.



1345’te inşa edilen köprüde, başlangıçta sadece kasaplara yer verilir. Sonraları ise ayakkabıcıdan demirciye dek çeşit çeşit dükkânlar boy atar köprüde. Tarihler 1591’i gösterirken şehrin yöneticileri köprünün üzerinde sadece kuyumcuların olması gerektiği kararını almış. O gün bugündür Vecchio Köprüsü’nde kuyumcudan başka dükkân bulunmuyor.



Köprüde büstü dikili olan Cellini de zaten bir kuyumcu ustası. Vecchio Köprüsü’nün dört asırlık muhteşem ev sahipliğinin de katkısıyla olsa gerek, Floransa’nın kuyumculuktaki şöhreti hiç de yabana atılamayacak bir düzeye ulaşmıştır. Cellini heykelinin önünde üzeri kilitlerle dolu bir demir parmaklık var: Bir kilit asıyorsunuz ve bir daha geldiğinizde bulup açıyorsunuz. Bu "kilitte sizi Floransa'ya bağlıyor" gibi bir inanış var. Bu kilit efsanesi bir çok şehirde var, ama nedense bana hiç inandırıcı gelmez. Size buranın resmini koyacağım. Eğer aklınıza yattı ise giderken kilit götürün orada fiyatlar çok yüksek.



Vasari Koridoru'ndan yazı içerisinde tam olarak nerede bahsetmek gerek bilemedim ancak bir yerden başlayalım. "Signora meydanında Palazio Vechio ile Palazio Piti arasında" Medicilerin gözden ve suikastlardan uzak olmak için inşa ettirdikleri bir koridor. Binaların ve Ponte Vechio'nun da üstünden geçmekte. Vasari gibi büyük bir Rönesans sanatçısına yaptırınca da doğal olarak bir sanat eseri çıkmış ortaya. Duvarlarında resimlerin ve heykellerin süslediği olduğu bir galeri adeta. Ben resimlerini gördüm siz de ancak öyle görebilirsiniz çünkü ziyarete kapalı. Bir yol daha var Boboli bahçeleri bölümünde ismini yazdığım İnferno filminin bazı sahneleri de burada geçiyor. Belki buna göz atabilirsiniz.



Çok fazla insanın tepkisinden korkmanın ve sürekli saklanarak yaşamanın da bu aileye ciddi bedelleri olmuş tabii ki. Ailede özellikle kadın ve çocuklarda güneş görmemek ten dolayı mezardaki iskelet incelemelerinde çok ciddi D vitamini eksiklik bulguları saptanmış. Bunların bir çoğu kayıtlar kadar resimlerdeki kişilerin tuhaf görünüşleriyle de sabit. Tabii bunun bir kısmı da genişleyen sülaleden fazla mal sızmasını önlemek için sülale içi evliliklerin sıklaşması. Ee ne demişler fazla korku küpüne zarar.




Shakespeare’in, “Romeo ve Juliette”ine esin kaynağı olan iki asil aile arasındaki kanlı çatışmalar gerçekte Floransa’da geçer. Bu çekişme, XIII. yüzyıl ortalarında papa ile imparator arasındaki savaş sırasında patlak verir ve Romeo’nun ailesi papanın, Juliette’in ailesi ise imparatorun tarafını tutar. Başlangıçta basit bir kavga Floransa’dan tüm Kuzey İtalya kentlerine yayılır.



Shakespeare’in bu çatışmalardan üç buçuk asır sonra 1595’te kaleme aldığı oyununda dekor Verona’dır. Romeo ve Juliette’in aşkı, aileler arasındaki korkunç kin karşısında umutsuzdur, bu yüzden iki âşık peş peşe intihar eder!.. Kahramanlarının trajik sonu oyun yazarı Shakespeare’e hem zenginlik, hem de soyluluk unvanı getirir!.. İlginçtir, o dönemin muhafazakârları, tiyatroları, çevredeki genelevlere benzetecek kadar tiksindirici bulurlarmış!



Neyse konuyu dağıtmayalım, sıra ile yola devam edersek köprüyü karşıya doğru geçince önce karşımıza Uffizi Müzesi çıkar. Orijinal ismi “The palazzo degli uffizi” olan müze binasının geçmişi, 16.yy’a kadar uzanır. 1560 yılında Floransa’nın meşhur Medici ailesinden Toscana Dükü Cosimo, mimar Vasari’den bir saray yapmasını istemiştir. Mimarlığın yanı sıra, ressam ve tarihçi olan Giorgio Vassari; birbirine paralel iki uzun binadan oluşan ve birbirine bir koridorla bağlanan estetik ve kullanış açısından enfes bir saray yapmıştır. Bu arada Cosimo Medici ailesinin en etkin kişisi eğer merak ederseniz hakkında biraz daha bilgi edinmenizi öneririm.



Uffizi’nin yapılmakta olduğu dönemde Mediciler, resmi devlet işlerini görmek için burayı ve yaşamak için Pitti Sarayı’nı kullanmıştır. İkisi arasını da bağlayan Vasari koridoru ile dokunulmaz ve görünmez olmuşlar.



Dük Cosimo bu yeni sarayı, hem hakimlerin kullanacağı bir adalet sarayı, hem de idari işler için kullanılacak ofisler olarak düşünmüştür. “Uffizi” kelimesi de ofisler anlamına gelmektedir.



Yapım aşamasında ofis olarak kullanılması tasarlanmış olan bina; zaman içerisinde yeni Grand Dük I.Francesco tarafından, Medici ailesine ait bazı eserlerin sergilenmeye başlaması ile müze olma yolunda ilk adımını atmış.




Yıllar içerisinde pek çok sanat dalından eser toplanmış koleksiyonda. Ancak günümüzde Medici ailesinin koleksiyonunda ki antik eserler Arkeoloji müzesine, heykeller ise Bargello müzesine götürülmüştür. Geriye ise şu an Uffizi’yi dünyanın en popüler müzelerinden biri yapan resim koleksiyonu kalmış.



Wikipedia.org internet ansiklopedisine göre, yaz aylarında tahmini bekleme süresi beş saate kadar çıkan bir müzedir Uffizi. Floransa’ya giden bir çok ziyaretçinin, uzun kuyruklar yüzünden gezemeden döndüğü, bu dünyanın en yoğun ve popüler müzesinin biz gittiğimiz sıralardaki yoğunluk süresi 45 gün civarındaydı. Yani bugün bilet almak isteseniz en erken 45 gün sonrasına randevu alabiliyorsunuz. Bir detay da iki saatlik seanslar halinde bilet satılıyor bu nedenle almak isterseniz günün hangi saatinde orada olacağınızı da kafanızda kurup öyle başlayın. Tabii bilet bulabilirseniz. Ama umuyorum ki ben bir gün Floransa'ya tekrar gelip bu müzeyi gezme olanağı bulacağım. Ünlü bazı resimlerini yazı içerisine serpiştireceğim.



Bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Müzede bulunan pek çok ünlü resim var fakat bunlardan çok meşhurlarından birisi de "Urbino Venüsü". Resimde ki kişi güzellik sembolü olarak nitelenmiş ve o çağlarda güzel kadın tiplemesi sayılmış. Oldukça kilolu olduğunu hemen fark edebileceğiniz bu kişiye bakarak insanların "ideal" anlayışlarının zaman içerisinde ne kadar farklılaşabileceğine, doğru ve güzellik algılarının ne kadar farklılaşabileceğine dikkatinizi çekerim.




Müzenin iki binası arasındaki avluda o dönemde Mediciler için çalışmış olan bazı Rönesans insanlarının heykelleri var. Bu bölüm sizi çok etkileyecek sanırım. Yazı içerisinde sık sık Medici ailesinin ne denli entrikacı, korkak ve servet düşkünü olduklarından bahsettim. Şimdi ise başka bir parantez açmak istiyorum. Aile son derece sanat ve bilim meraklısı olduğu için devrinin pek çok sanat ve bilim insanlarına çok büyük servet harcamışlar. Büyük sanatçılar, büyük keşifler ve icatlara aracı olmuşlar. Aslında böyle bir amaçla yola çıkmasalar da Rönesans dediğimiz akıl ve aydınlanma hareketini başlatacak insanlara kol kanat gererek tarihin akışına etki etmişler. Tüm bunları bir arada toplayınca aile ilgili fikrim karışık. Kısaca fikrimi sanat ve bilim aşığı, entrikacı, tefeci, çıkarcı ve kontrolcü insanlar topluluğu gibi özetleyebilirim.



Uffici müzesinin iki bloğunun arasındaki heykellerin bazılarını yazı içerisine serpiştireceğim. Çok sayıda heykel var ancak oldukça önemli kişiler olduklarını hemen fark edeceksiniz. Sanırım bu heykel resimlerinde Vasari'yi atlamışım kendisi çok ilgi ve taktire değer birisidir mutlaka hakkında bir şeyler okuyun ve resimlerine bakın. Araya bir kaç resmini de koyacağım ama adamdaki resim dehası ve hele alegori denilen heykel resim karması çalışmaları müthiş.



Az ilerideki Signora Meydanı şehrin kalbi. Tahminimce Floransa insandan çok heykel barındıran bir şehir. Meydan bir çok heykel ve anıta ev sahipliği yaptığı gibi pek çok önemli kişilerin idamlarına da ev sahipliği yapmış. Rönesans öncesi heykelde sadece dini bakış açısı geçerli olduğu için bu meydanda gördüğünüz heykeller aklın önde tutulduğu ve "gerçekçilik akımı ölçüleriyle" yapılmış ilk örneklerdir. Kilise bastısından kurtulunca insan bedenin tümünü sergilemekten kaçınmayan çıplak heykel modasının pek çok örneğini hemen fark etmeniz mümkün.



Meydanda hemen dikkati çeken çeşm Fontana di Neptuno. Ammannati tarafından 1575 yılında Toscana devletçiklerinin deniz zaferlerini taçlandırmak amacıyla yapılmış. Dört atın çektiği istiridyeden bir arabanın içinde Neptün görülür. Yanında 1. Cosimo'nun at üzerindeki heykeli bulunur. Cosimo için Medicileri tefecilikten otoriter bir güce kavuşturan adam denilebilir. Paraya hükmeden herkes gibi biraz deli, biraz menfaatçi ama tamamen fırsatçı bir kişiymiş. Kimseye güvenmediği için Palazzo Vecchio'ya kadar karşıdaki Palazzo Pitti ‘den gizli bir yolu Vasari ye yaptırmıştır. Paranoyaklığı nedeniyle karısı da dahil pek çok kişiyi ortadan kaldırmıştır. Bir kuşak sonrasında gelen Lorenzo'da paranoya ve entrika konusunda pek farklı davranmamış.



Fatih'in İtalya seferini haber alır almaz, hemen ön tarafında Fatih'in arkasında kendi yüzünün yer aldığı altın paraları bastırmışlar. Fatih'e bir mektup yazım "Sizde ordu ve zeka, bizde güç ve para var birlikte dünyaya hükmedelim" konulu bir mektup yazmışlar. Ki bu mektup Topkapı müzesinde görülebilir. Eğer Fatih İtalya seferinden vazgeçip Kırım'a yönelmeseymiş dünya tarihi çok ilginç olabilirmiş. Bir heykelden nerelere vardık konuyu fazla da dallandırmadan Signora meydanına dönüyorum. (Yani şu ana kadar dallandırmamış oluyorum).



Meydanın her köşesinden ve binasından bir heykel sizi izliyor gibi geliyor insana. Yüzler ifadeler çok başka, nice olaylara, nice ustalara tanık olmuşlar burada. Düşünsenize Galileo Galilei, Leonardo da Vinci, Micalengelo, Vasari adımlamış bu kaldırmlarda. Amerigo Vespuci yola çıkma iznini burada almış. Her köşesinde bir tarih, bir tanıklık ve bir entrika var. Son bir dip not olarak Amerigo adının nasıl olup ta America'ya dönüştüğü, Cristobal Colon'un Colomb'a dönüştüğü kadar şaşırtıcı gelmiştir bana.



Meydanın bir köşesinde ünlü Davut heykelinin bir kopyası var. Michelangelo, üç yıllık bir çalışma sonucu, 1504 yılında tamamlar heykeli. Tüm dünyanın asırlardır hayranlıkla izlediği bu eser ortaya çıktığında, inanması zor ama, dâhi sanatçı sadece ve sadece yirmi dokuz yaşındadır!



Vecchio Sarayı’ndan fırlatılan masa yüzünden Davut heykelinin sol kolu kırılınca, sütten ağzı yanan Floransalılar yoğurdu üfleyerek yemeğe karar verirler. Davut’un orijinali, 1873 yılında, sırf bu heykel için yapılmış olan Galleria Accademia’da emniyet altına alınırken, meydanlar da Davut’suz mahzun kalmasın diye, mermer kopyası Signora Meydanı’na, bronz kopyası ise Michelangelo Meydanı’na yerleştirilir.



İnanışa göre, Davut Peygamberin güzel ve tok sesinin etkisiyle, yabani hayvanlar uysallaşır, uçan kuşlar yerlere düşer! Halk arasında, sesi gür ve tok olan erkekler için “dâvudi sesli” denmesinin nedeni de budur.



İşin ilginci, kötü dev Calut’u öldürmesi ile ünlenen Davut Peygamber, bu heykelinde, beklenebileceği gibi, bir ayağını devin kesik başının üzerine koymuş halde ifade edilmez. Çünkü, Davut Peygamberin, zaferini, acı kuvvetine değil, zekâsına ve masumiyetine borçlu olduğu vurgulanmak istenmiştir. Davut heykeli, asırlar boyunca Floransalılar için özgürlüğün sembolü olmuştur. Saldırgan düşmanlarla çevrili kent, kendini, çok güçlü düşmanları dize getiren Davut Peygamberle özdeşleştirmiştir.



Bu meydanda nereye baksanız bir sanat eseri var. Bu kente etki etmiş onlarca sanatçı var, ancak şunu unutmamak gerekir ki bu kent de sanatçılara etki etmiş. Hani doğru zamanda doğru yerde olmak denir ya işte öyle bir şey. Bir bilgi ve akıl patlamasına çanak tutmuş Floransa ve o akıllar da Floransa'ya ruh katmışlar.



Fakat meydanın en güzel köşesi Loggia dei Lanzi'nin altındaki heykellerle dolu kısım. 1382 yılında Orcagna tarafından tasarlanmış. Burada Cosimo'nun silahlı muhafızları yer alırmış. Hani bakanlık veya önemli binaların önünde polis noktası olur ya burayı öyle düşünün. Yer floransa olunca bu polis noktası da mini bir heykel müzesine dönüşüyor.



Buradaki en ünlü heykellerin başında Giambologna'nın yaptığı "Sabin kadınların kaçırılışı" heykeli. Bu en sağda yer almakta. En solda ise Cellini tarafından yapılmış "Perseus heykeli" var. Bu Cosimo'nun düşmanlarının başına gelenlerin anlatan bir eser. Arka sırada ise Roma imparatorlarına ait olduğu sanılan heykeller var. Alana giriş için iki Floransa aslanının arasından geçmeniz gerekli.



Meydana ana şeklini veren yapı Palacio Vechio yani eski saraydır. Zaten kente yukarıdan bakarken ilk fark edeceğiniz iki yapıdan birisi burası. Piti sarayından önce Medicilerin konutuyken günümüzde de belediye binası olarak kullanılmakta.



Medici zamanında yüksek çan kulesindeki çan çalınır ve halkın meydana dolması sağlanırdı. Bu şekilde şehrin yöneticisi (yani herhangi bir Medici) halka alınan kararları bildirirdi. Ana Salonu , Zambaklar odası, Taht salonu, Vasari salonuyla büyüleyici bir mekan. Umuyorum ki burayı gezme olanağınız olur. Çok etkileyici bir mekan.



Vasari salonu bir spor salonu büyüklüğünde ve neredeyse tüm duvarları resimle kaplı. Resimlerin tamamı Vasari ve ekibi tarafından yapılmış. İnsan bakınca böyle bir resmi bir insan nasıl tasarlar ve çizer diye düşünmeden edemiyor.Resim parçalar halinde ve devasa boyutta. Bu büyük boyuta karşın tek bir konu anlatıyor. Resim Milvian köprüsü savaşını tasvir ediyor ki burayı biraz açıklamak gerekli.



Milvian köprüsü savaşı 28 ekim 312 tarihinde Konstantin ve Maxentius arasında tutulan ve Tiber nehrinin en önemli geçiş noktalarından biri olan milvian köprüsü üzerinde tam bir katliama sahne olduğu eusebius gibi dönemin tarihçileri tarafından belirtilen savaş.

Bu savaşın tarihi olarak en önemli yanı Roma İmparatoru Dicletianus'un başlattığı dört alt konsüllü yönetim şeklinin daha 30 yılını bile dolduramadan sona ermiş olması. Ve son iki konsül arasından kazanan, Konstantin'in Hıristiyanlığa geçişini ve peşi sıra imparatorluğun yönetimini doğuya yani bugünkü İstanbul olacak Byzantion'a taşımasını hızlandırmış olmasıdır. Zira, Maxentius savaşı kazansaydı Hıristiyanlık bugün sahip olduğu önemin çok uzağında kalacak ve paganizm halen geçer akçe din olacaktı.


Bu savaştan sadece 150 yıl sonra Roma belki de istila Got ve Vandal kabileleri tarafından istila edilmeyecek. Belki de krallar Hıristiyan papa cenaplarının elinden taç giymeyecek ve tarihin akışı çok farklı seyredecekti kim bilir.



Signora Meydanı'ndan az ileride yeni Pazar olarak da adlandırılan Mercato Nuovo, Floransa’nın tarihi merkezinde yer alan bir kapalı küçük bir pazar. Geçmişte ipek ve hasır şapka gibi lüks ürünlerin satıldığı pazarda, günümüzde ağırlıklı olarak deri ve hediyelik eşya satışı yapılmakta. Burada bulunan Fontana del Porcellino adlı (Domuz Yavrusu Çeşmesi) domuz yavrusu heykelinin burnuna dokunulduğunda, Floransa’ya bir daha gelineceğine inanılırmış. Bu 16. yüzyıldan kalma bir gelenekmiş. Ben ilk Floransa'ya gittiğimde bu heykelin burnuna dokundum ve yıllar beni yine bu kente çıkardı. İkincide gidişimde de dokundum. Üçüncü bir kez gidersem size yazarım.


Ardından düz devam edince Piazza Republica denilen iki gösterişli kapısı bulunan meydanı geçerek katedrale doğru yürümeye devam edelim.



Artık birazda Duomo'dan bahsedelim. Asıl ismi Santa Maria del Fiore yani Çiçeklerin Aziz Meryem'i. Ortaçağ İtalya'sında bir merkezi otorite olmadığı, Papa'nın bile şehirleri bir arada tutamadığını biliyoruz. Floransa gene hepimizin bildiği gibi Rönesans'ın beşiği, o dönemde bir şehir devleti, paralı askerler tarafından savunulan küçük bir cumhuriyet. 15. yüzyıl başlarında nüfusu 50 bin kişiye ulaşan ve zengin bir şehirmiş. Zenginliğini de yün ticaretine borçluymuş . ''Agnus dei'' olarak bilinen ''Tanrı'nın koyunu'' bu şehri zenginleştiren yün tüccarlarının loncasının da arması olmuş.



1400'lerin başlarında Floransa'nın etrafında 6,5 metre yüksekliğinde, 8 kilometre uzunluğunda surlar varmış. 90 metre yüksekliğindeki çan kulesi ile birlikte Palazzo Vecchio tamamlanmış . Bu zengin şehre güzel bir katedralin yakışacağı fikri insanların aklında yer edince , daha önce orada bulunan Santa Reparata Kilisesi yıkılarak 1296 yılında katedralin temeli atılmış.



Konuyu detaylarla fazla dağıtmayayım, konseye çeşitli mimari projeler gelmiş. O zamanlarda projeler maket olarak yapılıyormuş. Maketler bazen o kadar büyük olurmuş ki içine girip gezilebilirmiş ve dışındaki tüm süslemelere kadar ayrıntı olurmuş. Konsey maketleri tek tek incelemiş. En beğenileni; Giovanni di Lapo Ghini isimli bir mimarın kuzey ülkelerindeki gibi klasik gotik tarzındaki projesi olmuş. Ancak o sırada Floransa'da, gotik mimariye kuzeyli barbarların Avrupa'yı baştan aşağı donattıkları payandalı çirkin binalar olarak bakılıyormuş . Bu ise uçan payandalar olmadan düşünüldüğü kadar büyük ve güzel bir katedral nasıl yapılacak sorusunu gündeme getirmiş?



Konseyin imdadına Neri di Fioravanti isimli mimarın maketi yetişmiş; İslam sanatının cami ve türbe mimarisinden bariz etkilendiği belli olan bir model çıkmış ortaya . Konseyin sevdiği bu model Floransa halkı arasında 1367 yılında yapılan bir referandum ile kabul edilmiş ve her yıl katedralin mimarları ile eski-yeni konsey üyeleri bu maketi katedral haline dönüştürecekleri adına yemin ederek 50 yıl geçirmişler.



Bu 50 yıllık gecikmenin çeşitli nedenleri var. Şehirler arasındaki savaşlar , Avrupa'nın belalısı veba salgınları gibi. Bir veba salgınında Floransa ahalisinin % 80'i ölmüş . Ama en önemli neden makette kolay gibi görünen bu kadar büyük bir kubbenin nasıl bir teknik ile inşa edileceğinin çözülmesiymiş. Çok ilginç ve sürükleyici bir hikayesi var bu bölümün. Ancak ben size daha fazla detaya girmek istemiyorum siz merak ederseniz okuyun derim.



Katedral meydanına ilk vardığınızda ilk bakışta 51 yılda tamamlanmış olması münasebetiyle ünlenmiş olan "cennetin kapıları" karşılıyor sizi (yuh yani bir kapı 51 yıl). Dışarıdan bakınca Vaftizhane, katedral ve kule muhteşem bir üçlü oluşturuyorlar. Tüm çağdaşlarının koyu renk ve sivri hatlarla boy gösterdiği bir devirde göz alıcı mermer süslemeleri ile "on numara" bir güzellik sergilemekte. Katedralin içi dışına göre oldukça sıradan ve bence para verip girmeye değmez. Ancak dış süslemeler, çatı ve Vaftizhane unutulmaz güzellikte.



Adam bir sayfa yapılışını ve dışını anlattı içine girmeyin dedi deyip bana gülebilirsiniz. Ancak çok katedral görmüş bir gezgin olarak size önerdiğim her noktanın arkasındayım. "Eğer bir yerler gezmeye ayıracak bir paranız varsa bunu Uffici müzesi, Vechio sarayı ve Vasari odası için harcayın."


Biraz yürüyünce Annunziata meydanına ulaşacaksınız. Burada bizleri 1. Ferdinand heykeli karşılayacak Heykel Sn.Stephan örgütü şövalyelerinin Trablusgarb kıyılarına yaptığı bir seferde bizim yani Türk korsanlardan yağmalanan bronz toplardan yapılmış. Hoş bir meydan.



Bir kaç cümle de Medicilerin dostları Michalengio'ya yaptırdıkları San Lorenzo kilisesine. Lorenzo gibi sanat düşkünü bir tefeci ve entrikacının nasıl olup da Saint yani Aziz olduğunu tam anlamasam da dışı tamamlanmamış olan bu kilisenin içerisinde Medici ailesi için ibadet ve mezarlık olarak tasarlanmış bir şapel bulunmakta. Ben yüksek çözünürlüklü fotoğraflarına bayıldım. Ama içine girmeye enerji kalmadı, siz isterseniz deneyin. Medici ailesinin mezar odalarında kendinizi bir İndiana Jones filminde sanabilirsiniz.



İnternetten aldığım tapınağın Vasari tarafından boyanmış kubbesi.

Resim: İnternetten tapınağın Vasari tarafından boyanmış kubbesi.


Son olarak dönüş yolunda Santa Croce Kilisesi'nin önündeki meydana ulaşıyoruz. Santa Croce kutsal haç anlamına gelmekte. Beyaz, İtalyan mermerinden neogotik tarzda bir ön cephesi var. Güzel görünümü, dünyanın en büyük Fransisken kilisesi olması gibi özelliklerinin yanı sıra Floransalı Galileo, Machiavelli, Michaelangelo gibi pek çok ünlüye de son uykularında ev sahipliği yapıyor. Kilisenin içine vakitiz uygunsa girmenizi öneririm çünkü Michalengelo'nun ve Galile'nin mezarlarının çok etkileyici bir görüntüsü var.



Galileo demişken, sırf “Dünya güneş etrafında dönüyor!” dediği için 1633’te Engizisyon karşısına çıkarılan ünlü İtalyan gökbilimci ve fizikçi yirmi gün süren davada, kendini pek savunmaz, diz çökerek davasında vazgeçmek zorunda kalır. Eğer inkâr etmemiş olsa, işkence görecek ve hatta kazığa bağlanıp diri diri yakılacaktır.



Bir söylentiye göre, Galileo doğrulurken ayağını yere vurur ve tepedeki lambaya bakar ve “Ama, gene de dünya dönüyor!” diye haykırır. Bir başka rivayete göre de, mahkeme salonundan çıkarken, avizenin sallandığını görür ve “yine de dönüyor!” der. Galileo’nun bunları söyleyip söylemediği pek belli değil ama Floransa yakınlarındaki evinde Engizisyon gözetiminde yaşamaya mahkûm edildiği, birkaç yıl sonra da kör olduğu biliniyor…


Üstte Galilei, altta Dante'nin mezarı. Eğer ilginizi çeker ise içeride görebilirsiniz.


Papa II.John Paul 1992’de, kilisenin Galilei’yi yargılamasının bir “yanlışlık” olduğunu söyler! Bu “yanlışlığın” kabulü için tam 359 yıl geçmesi gerekmiştir!



Kilisenin önünde büyük bir meydan var. Bu meydanda yılda bir kez orta çağ kıyafetli insanlar futbol ile rugby arası bir spor müsabakası yaparlarmış. Bu meydanın köşesinde göreceğimiz plaket meydanın 4 kasım 1333 ve 4 kasım 1969 da iki kez nehir taşkını sebebi ile sular altında kalmasının anısına çakılmış. (ikisi de 4 Kasım)



Şöyle bir kısa özetle kenti tanıtmaya çalıştım. Floransa ile ilgili bir bu kadar daha yazsam ve yetinmeyip üçüncü bir kez daha yazsam yine yetmez. Bu tarih ve sanat kokulu kentte size gezerken keşfedeceğiniz yada karıştırırken fark edeceğiniz bazı büyülü kelimeler ve anlatılmamış hikayeler bıraktım. Gezilerde genelde kentler sevilmez, küçük yerler hoşa gider, ancak ben Floransa'yı çok sevdim umarım siz de seversiniz!



İtalya yazılarında ilgili bölümlerden daha çok keyif almanız için oraya gitmeden okumanızı önerdiğim kişiler:

- Galileo Galilei (Pisa)

- Puccini (Lucca)

- Leonardo da Vinci (Vinci)

- Machiavelli (Floransa)

- Lorenzo Medici (Floransa)

-Vasari (Floransa)

- Dante (Floransa-Verona)

-Michalangelo (Floransa)

-Marco Polo (Venedik)

-Goethe (Malcesine)


0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör