• Murat Hüseyin inceoglu

BAKÜ "Kafkasların Paris'i"

Bakü yolculuğu yıllardır kafamda kurduğum bir hedef rotaydı. Kafkasların Paris'i nitelemesini bir çok kez duymuştum ancak en az Paris kadar alımlı ve Avrupai bir yerleşim bulacağımı düşünmemiştim doğrusu.

Türk kültürü sebebiyle bize benzeyen ve doğudaki eşsiz konumu nedeniyle benzemeyen pek çok nokta barındıran görkemli ve alımlı bir kente yolculuğa davetlisiniz.



Azerbaycan adı anlamı üzerine en yaygın kabule göre Pers dilindeki azer yani ateş kelimesi ile badcan muhafızları kelimesinin birleşiminden oluşmuştur. Başkentte ve bu ülkede biraz vakit geçiren herkesin hemen fark edeceği gibi her yerden fışkıran doğalgaz ve petrol nedeniyle bu ülkedekilere "Ateş muhafızları" denilmesi pek makul görünüyor.



Azerbaycan’ın başkenti Bakü, sadece başkenti değil ülkenin neredeyse kalbi konumunda. Nüfusu 10 milyon olan ülkenin çevre yerleşimleriyle birlikte 3 milyonu Bakü'de yaşıyor. Sonra ki büyük iki kentinin 320 bin nüfuslu olduğuna bakınca kentsel nüfusun neredeyse tamamı burada yaşamakta. Bakü'de yaşamayan insanlar kırsalda yaşıyor da diyebiliriz.



Bakü Azerbaycan'ın doğusunda uzunca bir yarım adanın güney kısmında Hazar Denizi kıyısında hilal gibi bir körfezde bulunuyor.


Bakü Edebiyat Müzesi, Nizami Pakın'da

Bakü, isminin “rüzgarların şehri” anlamına gelen, Farsça “bad küpe” kelimelerinden aldığı düşünülüyor.Yılın büyük kısmında rüzgarlarıyla meşhur olması nedeniyle bu isim pek yakışmış doğrusu. Bizim orada bulunduğumuz iki günde olan çok sert rüzgarın oralılar tarafından çok sıradan kabul görmesi bu durumun sadece ansiklopedik bir bilgi olmadığını gösterdi. Hani bazı gün yağmur gelmeden önce çok sert bir rüzgar çıkarda herkes bir yerlere koşuşturur ya o tarz bir esintide insanlar "evet bizim buralar biraz rüzgarlıdır" tadında dolaşıyorlar.


Filarmoni Parkı çok güzel bir yer atlamayın, İçeri şeher metro durğına yakın.

Hazar içinse coğrafi ve hidrolojik özelliklerinden ötürü deniz mi veya göl mü olduğu konusu tarih boyunca çok tartışıla gelmiş. Geniş yüzölçümü ve güney kısmında bir kilometreyi bulan derinliğinden dolayı Hazar'dan genellikle "deniz" olarak söz edilir. Öte yandan okyanuslarla bağlantısı olmayan bir su kütlesi olduğu için "göl” diyenlerde de çok fazla. Ben de genel kabul deniz üzere "Deniz" kabulü ile devam ediyorum.


Bakü tarih müzesi sadece binası için bile ziyarete değer

Hazar Denizi, dünya deniz seviyesinin yaklaşık 28 metre altında. Bu bilgi beni ilk duyduğumda çok şaşırtmıştı doğrusu. Ancak bir coğrafi haritaya bakacak olursanız Bakü'nün bulunduğu yarım adanın ve denizin karşı tarafındaki bazı Türki cumhuriyetlerin oldukça kahverengi olduğunu fark edeceksiniz. Burada yaklaşık 3 milyon kilometrekarelik bir alan denizden alçak bir havza oluşturuyor. Bu da çevre suların Hazar'a akmasını sağlamış. Kıyılarında yaşayan eski insanlar, büyüklüğüne ve sularının tuzluluğuna bakarak Hazar Denizi’ni muhtemelen bir okyanus olarak algılamışlardı. Yaklaşık 371.000 km2’lik bir yüzey alanına sahip ve tuz oranı ortalama deniz suyu tuzluluğunun yaklaşık üçte biri kadar. Ancak gölün kuzeyi oldukça tatlı güneyi tuzlu yapıda.



Neyse lafı fazla dolandırmadan kentten bahsedeyim. Eski binaların çoğu Bakü’den çıkarılan ‘Aglay’ denilen sarı kumtaşından yapılmış. Bu görüntüsü ile bana biraz Malta çağrışımı yaptı doğrusu. Yazılanlara göre eskiden Bakü belirgin İran izleri taşıyan bir yerleşim iken kentte petrol ve doğalgaz çıkarılması yaygınlaşınca Avrupa'ya ve özellikle Paris'e imrenen zenginler denize yakın kesimlerde evlerini yıktırıp Avrupalı mimarlara Paris tarzı binalar yaptırmışlar. Bu nedenle ilk bakışta binaların süslü ön cepheleri ile Neo-klasik ve Gotik mimarisinin sentezi sonucu Paris izlenimi edinmek mümkün. Ancak petrol zenginliğinin neticesinde kente yapılan büyük ölçekli ikonik yapılar da bir Hong Hong, Taipei veya Dubai havası da katmış. Eskiden "Kafkasların Paris'i" diye anılan kent şimdilerde turizm tanıtımlarında "Next Dubai" diye anılıyor. Bu alımlı hoş sentez ile de övgüleri hak ediyor doğrusu.



Gezilecek yerleri anlatmak için nasıl bir yol izlemek gerektiğinde zorlandım doğrusu. Bu nedenle aşağı yukarı bizim gezdiğimiz biçimde anlatmak ve yazı sonuna örnek planımızı koymak uygun olur diye düşünüyorum. Arzu ederseniz ayak izlerimizi takip eder ya da kendiniz bir karışım yapabilirsiniz.



Ben üç günlük bir program ayarladım ve bu kent için bunun tam yeterli olduğunu düşünüyorum. Ancak kentin hakkını vermek için iki gün biraz eksik olacaktır, biraz gevşek gezmek ve çok güzel mekanları denemek için de dört gün gezmek kötü bir fikir sayılmaz.



Bakü Bulvarı

Aslında buraya bir nevi kordon boyu diyebiliriz. Ancak klasik kıyı şehirlerinden bir temel farkı var. İçerişehir olarak adlandırılan eski kentin Hazar Denizi’ne açık bölgesinde de duvarlar varmış. Duvarlar yıkılmış, çıkan taşlar sur dışındaki Bakü’nün inşasında kullanılmış. Bu taşların satışından elde edilen gelirle yollar düzenlenmiş, dolgular yapılmış ve Bakü Bulvarı inşa edilmiş (1909).



Bu yeniden inşa edilen 2500 metre uzunluğundaki bulvar günümüzde pek çok anıt, heykel ve oturma alanları içeren devasa bir park görünümünde. İçerisinde Park Bulvar adı verilen bir alışveriş merkezi bile var. Çevresinde bulunan Hilal Binası, Alev kuleleri, Deniz Mall gibi ikonik yapılarla çok alımlı bir deniz kıyısı alanı. Kentliler rüzgarsız günlerde özellikle iş çıkışı saatlerde burayı dolduruyorlar. Hazar denizi güzel kokmuyor, yani en azından deniz gibi kokmuyor. Ancak kente bir su kenarı yerleşimi alımlılığını sağlıyor doğrusu.



Kesinlikle kentleşme için örnek sayılacak bu 110 yaşındaki projeyi saygıyla karşılıyorum. Kente geldiğinizde illaki buraya bir inin ve bir kısmını yürüyün. Gördüğünüz manzara size bunun karşılığını verecek.



Mini Venedik

Mini kelimesini özellikle vurgulamak istiyorum. Burası Bakü Bulvarının içerisine renk katması için yapılmış gondolların bulunduğu bir havuz alanı. Burayı Vendik ile kıyaslamak biraz ayıp kaçar sanıyorum.



Havuzların ortasında değişik tarzda hizmet veren iki restoran var ve oldukça yüksek puanlılar. Eğer beklentinizi düşük tutarsanız Alev kulelerinin görkemi mini Venedik alanı ile birleşince güzel manzaralar sunmakta. Burada gondola binmek mümkün ama illaki gondol merakınız varsa bunu Venedik için saklayın derim ben.



Halı Müzesi

Azerbaycan’ın halı dokuma geleneği, Herodot’da dahil olmak üzere pek çok antik yazarın eserlerinde kendisine yer bulmuş. Aslında Türk ırkının halı dokumacılığı yeteneğini ülkemizden de biliyoruz. İran ve Türk sentezi olan Azeri halıcılığı da dünyada nam salmış. Azeriler de bu ünü taçlandırmak için katlanmış bir halı biçiminde halı müzesi yapmaya karar vermişler.



Azerbaycan halı sanatının en güzel örneklerini görebileceğiniz bu müze halıcı ve ressam Letif Kerimov tarafından 1967 yılında kurulmuş. Müze içerisinde çok sayıda halı sergilenmekte. Halılar bilinen hikayeleriyle birlikte güzel bir görsellik ile etkileyici biçimde sunulmuş. Etkileyicilik o düzeyde ki burayı gezince ülkemizde de bu tip müze yapılması gerektiği konusunda hepimiz hem fikir olduk.



Müze bu modern binasına 2019 yılında taşınmış. Müzede halının dışında 10 binden fazla seramik, kentin eski tarihi ile ilintili metal eserler, az sayıda Tunç Çağına ait mücevherler de sergileniyor. Ancak bu paralel sergiler müzenin bir halı müzesi olduğunu unutturmayacak düzeyde az tutulmuş.



Halılar tarihsel gelişimi ve değişim temasıyla dokuma sıklığı, desen, kompozisyon, renk uyumu ve bölgeleri gibi özelliklere göre sergilenmiş. Ayrıca ipekli işlemeler, ulusal giysiler ve nakışlar da görülmekte.



Sonuç olarak Azerbaycan Halı Müzesi, Bakü gezilecek yerler listenizde mutlaka olsun. Etkileyici güzellikte bir iki saat geçireceğiniz bir müze.



Deniz Mall

Bir alışveriş merkezi olması sebebiyle ilgi çekici bir durumu yok, ama mimari tasarımı ile kente bir artı katmış. Avustralya Sydney opera binası gibi bir teki yaratmış kent siluetinde. Belki bir kahve içmeye girersiniz belki dışından bakarsınız, ancak bu mimarı değer taşıyan yapıya bir yaklaşmanızı öneririm. AVM tasarımlarının sıradanlaştığı ülkemizde yeni ufuklar açabilecek heyecan verici bir yapı.



Eğer bir kahve molası vermek isterseniz içine girmeden arka tarafına dolaşın ve Cofiemania adlı yerde oturun. Güzel bir mekan ve iyi kahvesi var.



İçeri Şehir (İçeri Şeher)

Kentin tarihini 2000 yıl geriye götüren eski merkezini oluşturan bölümü. Denize yakın olan kısım dışında tamamı surlar ile çevrili durumda. Oldukça iyi korunmuş ve UNESCO dünya mirası listesinde 2003 yılından beri. Sanki biraz Kıbrıs havası da verdi bana.



Şirvanşahlar sultanlığına 1300-1500 yılları arasında başkentlik yapmış bir yer. Çok da küçük olmayan bu bölge dar sokaklar, tarihi binalar, bolca hediyelik dükkanlar ile dolu. Bunun dışında öne çıkan noktalar da yok değil.



Şirvanşahlar sarayı, kız kulesi, minyatür kitap müzesi, açık hava müzesi hemen ilk planda sayılabilecek yerler. Ayrıca surların hemen dışında Filarmoni parkı var. Burada havuzlu bir bölüm var ki hayli fotojenik olan bu kısmı da atlamamanızı öneririm. Kısaca içeri şehir içerisindeki bölümlerin bazılarına değinmek istiyorum.

Kız Kulesi - ‘Qız Qalası’

İstanbul ile Bakü’nün benzer noktalarından birisi burası.Hazar Denizi kıyısında bir kaya üzerinde eskiden deniz feneri veya gözlem kulesi olarak yapıldığı düşünülen silindirik formda inşa edilmiş bir yapı. Bir zamanlar Hazar Denizinin içinde olduğunu yazan da var kıyısında olduğunu yazanda. Şu an bulunduğu yer dolgu çalışmaları ile biraz içeride kalmış.



Yerden 28 metre yani yaklaşık 9 katlı bina yüksekliğindeki yapının 12. yüzyılda inşa edildiği düşünülüyor. Hangi amaçla yapıldığı tam bilinmeyen kulenin mimarisine bakarak kulenin Zerdüşt dаhmаsı, ateş perestlik tapınağı veya Sümerler ile ilgili olduğunu yazanlar da var. Bir ilginç bilgi de Bakü denizden 28 metre aşağıda ve kız kalesi de 28 metre yükseklikte. Bu durum bilinçli bir hesap ile mi olmuş, yoksa tesadüf mü ilgi çekici bir bilinmez gibi duruyor.



‘Qız Qalası’ yani ‘Kız Kulesi’ ile ilgili bizim İstanbul'daki kız kulesi gibi bir zengin prensesin fakir oğlanla evlendirilmeyip buraya hapsedilmesi ve sonra intihar etmesiyle ilgili benzer bir hikaye de yazıla geliyor. Ancak bunu reddeden kız adının kız gibi güzel manasından geldiği belirtilen yazılar da okudum. Sonuçta burası şehrin en önemli simge yapılarından biri.



İçerisinde bazı eserler sergileniyor. Bu sergi bazı video görselleri ile desteklenmiş. Çatısından 360 derecelik bir Bakü manzarası görmek mümkün. Ancak size tavsiyem buraya giriş ücreti vermemeniz yönünde. Benzer manzarayı Bakü bulvarı ve seyir terası ziyaretlerinizde yeterince göreceksiniz. Buna karşın eskiden kentin öne çıkan simgesel yapısı olan bu yeri atlamayın. Ateş kuleleri yapıldıktan sonra biraz simge yapı özelliğini kaybetmiş olsa da yüzyıllara meydan okuyan önemli bir ziyaret noktası olmaya devam ediyor.



Şirvanşahlar Sarayı

İçerişehir denince kız kulesi ile birlikte ilk akla gelen yer diyebiliriz. Aslında bir saray kompleksi olarak yapılmış ve iki yüzyıl boyunca Bakü’yü başkent olarak kullanan Şirvanşah hanedanının evi ve devlet merkezi olmuş. Daha yakın zaman saraylara göre küçük ve sade. Ancak yapıldığı yıllar düşünülürse devrinin büyük eserlerinden sayılabilir. Şirvanşahlar Hanedanı’nın şahı İbrahim Halilullah dönemi olan 15. yüzyılda yapılmış.



Devletin çökmesinden sonra Şirvanşahlar Sarayı, geçmişte hastane ve kışla gibi değişik amaçlarla da kullanılagelmiş. Günümüzde müze olarak hizmet veren bu yerde eski zaman şahlarına ait özel eşyaların yanı sıra vitraylar, halı gibi el yapımı eserler sergileniyor. İçerisinde ana saray binası, divanhane, mezar tonozları, cami, ve hem felsefeci hem de düşünür olan Seyid Yahya Baküvi’nin türbesi gibi bölümler yer almakta.



Ancak asıl bahsedilmesi gereken görkemli vitraylarla süslü saray odasını görmek için Moskova'ya gitmeniz gerektiği Sovyet döneminde gözden kaçan bir kaç parça dışında tüm vitraylar buradan götürülmüş. Geldiğimiz yüzyılda halen böyle şeyleri okuyor olmak çok üzücü. Nihayetinde çok görkemli olmayan ancak fotojenik güzel bir nokta, atlamamanızı öneririm.



Minyatür Kitap Müzesi

Bir hayalin gerçekleşmesi hep heyecan verici olmuştur. Burası da böyle yerlerden birisi. Dünyanın ilk ve tek minyatür kitap müzesi burada yer alıyor. Minyatür Kitap Müzesi’nde 66 ülkeden kitaplar sergileniyor. Konsepti bozmamak adına sadece 7,5 cm den küçük kitapların yer aldığı çılgın bir müze.



Bu çılgın fikir Guinness Rekorlar Kitabı’na da girmiş. Burayı ziyaret ederseniz bu belge de duvarda asılı olarak duruyor.



Müze'nin hikayesi ise Azerbaycanın meşhur ressamı Tahir Salahovun kız kardeşi Filolog Zarife Salahova’nın her gittiği ülkeden minyatür kitap toplamasıyla başlıyor. Salahova, bu uğurda büyük paralar vermekten de kaçınmamış.Belli bir üne ulaştıktan sonra kendi imkanlarını Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı’nın desteği ile birleştirerek bu çılgın müzeyi tamamlamış. Kendisi ile müzede tanıştık, Türkçeyi çok akıcı konuşmasa da sohbet sever birisi, bu da bizim için hoş bir deneyim oldu.



Müzenin en minik kitabı 0,75x0,75 milimetre ebadındaki Dört Mevsim Çiçekleri" adlı bir Japon kitabı. Tabi ki bu yirmi iki sayfalık minik eseri ancak bir mikroskop yardımı ile okuyabilirsiniz. Yanımızda mikroskop mu getireceğiz diye düşünüyorsanız merak etmeyin müze size bu konuda yardımcı oluyor.



Hayatınızda sanıyorum bu kadar çok küçük kitapla ilk kez karşılaşacaksınız. Renkli minik çocuk kitapları ise çok şirin. Girişin ücretsiz olduğu müzede, isterseniz hediyelik minyatür kitap da satın alabilirsiniz.



İçeri Şehir'in öne çıkan noktaları tabiki bunlardan ibaret değil. Sokaklarında dolaşırken pek çok hazine önünüze çıkacak. Siz yeter ki meraklı gözlerle bakmaya devam edin.



Ara sokakların birinde, tarihi 11. yüzyıla dayanan Muhammad Cami karşınıza çıkacak. Cami 1723’te Rus-Pers Savaşı sırasındaki Rus bombardımanında gördüğü hasar nedeniyle “hasarlı kule” anlamına gelen Siniggala adıyla da biliniyor. 19. yüzyılın ortalarına kadar restore edilmeden hasarlı bir şekilde kalan tarihi cami dikkate değer diğer bir nokta.



İçeri Şehir’de yürürken ilginç dış tasarımı ile yerel ressam Ali Shamsi’nin Atölyesi (Ali Shamsi Studio) sizi içeri davet edecek adeta. Bu kent Rus etkisiyle de olsa sanat tutkunları için çok özel bir çok değer barındırıyor.Ressam ve çalışanlar ile tanıştık çok mütevazi çok tatlı insanlar. Sırf onların sıcaklığı için bile atlamayın burayı.




Fervvareler Meydanı,Nizami bulvarı ve Targovi Bölgesi

Fevvareler Meydanı Bakü’nün buluşma noktası ya da bizim Taksim Meydanı’nın Bakü versiyonu diyebiliriz. Şehir merkezinde yürüdüğünüzde, her caddenin sonunda buraya gelecek olmanızdan dolayı görmemeniz neredeyse imkânsız. Başka bir değişle kalabalığı takip edin sizi buraya çıkaracak.



Türlü türlü çeşmeleri bulunan oldukça yeşil ve oldukça büyük bir meydan. Araç trafiğine kapalı ve insanda hoş bir his uyandıran bir parke deseni ile döşeli. İnsanların klasik buluşma mekanı burası. Durum böyle olunca da çevresi kafe ve restoranlarla dolu. Ancak ağaçlar meydanın ne denli büyük olduğunu tam olarak anlamanıza engel oluyor.



Çeşmeler meydanına kentin merkezi gözüyle bakarsak çok naif, güzel ve yeşil bir merkez olduğundan söz edebiliriz. Bu meydana geldiğinizde hemen yanındaki İçeri Şehrin hemen üst tarafında Nizami Parkı'nı da atlamayın. Parkın bir kıyısında bulunan Nizami Edebiyat Müzesi oldukça alımlı ve görülmeye değer bir yapı. Müzenin içerisini gezmek sizin ilgi ve zamanıza bağlı.



Nizami Caddesi içinse Bakü'nün İstiklal Caddesi diyebiliriz. Çevresi tarihi binalar ile çevrili. Daha çok dükkan ve kaffeleri barındıran 3 kilometreden uzun bir cadde. En hareketli bölümü meydana yakın olan 1 kilometrelik kısmı. Özellikle akşam avizelerle özel tasarlanmış ışıklandırması ile görülmeye değer. Bu nedenle hem gündüz hem gece gelmenizi öneririm.



Caddede bulunan çok sayıda dükkan Türk markalarından oluşması nedeniyle zamann zaman kendinizi İstanbul'da gezermiş gibi hissedeceksiniz. Ancak böylesi bir alışveriş caddesinde bile üç tiyatro bulunması bir zamanlar ülkenin bulunduğu doğu blokunun izlerini fark etmenizi sağlayacak.



Targovi Bölgesi ise çeşmeler meydanının denizle arasında kalan bölüm. Tamamen kafe ve restoranlarla dolu ve bir o kadar da hareketli. Türk, Fransız, Amerikan zincir kaffeleri ile yerel pek çok mekanın yan yana sıralandığı birkaç sokaktan oluşan bir bölge. İçeri şehir geziniz öncesi bir kahve içmek isterseniz oldukça uygun bir seçim olacaktır. Restoranların en yoğun olduğu yer Azerbaycan'ın kuruluşunda çok önemli bir rol oynamış olan yazar Memmed Emin Resulzade'den adını alan caddedir. (İsmi Azerbaycan dilinde yazıldığı gibi aktatdım)



İlk bir buçuk günü merkezde geçirdikten sonra üçüncü günü kentin biraz dışında geçirmenin daha doğru olacağını düşündüm. Bu nedenle sıradaki bölümde biraz kent merkezinin dış kesimleri ve çevresindeki yerlere değinip sonra tekrar merkeze geri döneceğiz.



Gobustan Milli Parkı (Qobustan)

Gobustan Milli Parkı insanın dünyada ne kadar derin kökleri olduğunu hatırlatan yerlerden. Taş Devri ve erken tarım dönemi insanlarının yaşamına dair kanıtların yoğunlaştığı mağara ve kayalıklardan oluşan bir yaşam alanı. Azerbaycanlı arkeolog İshaq Caferzade tarafından 1939’da bulunan tarih öncesi yerleşim yerinde, 6 binden fazla petroglif olarak isimlendirilen kaya resimleri yer alıyor.



Resimler İspanya'daki Altamira mağarası kadar renkli ve detaylı değil ama onlardan daha eski tarihe ait oldukları bulunmuş. Düşününce insanlar çağlar öncesi zamanda burada yaşamışlar ve o insanların bizim şimdi kendimizi ait hissettiğimiz milliyet ve ülke kavramları ile hiç bir bağlantıları yokmuş. Böyle düşününce çağımızın çok önem verilen ve uğrunda can verilen bazı fikirlerinin ne kadar anlamsızlaştığını fark ediyor insan.



Azericesi "qobu" anlamına gelen bir dağ geçidini ve bir kaç kayalık platoyu kapsayan genişçe bir bölge. Hazar, kapalı sistem bir iç deniz bu nedenle buzul çağları ve yağış değişiklikleri burasının kıyı kenar çizgisini çok etkilemiş. Burada insanların yoğun olarak yaşadıkları zamanda şimdikinden daha sulak ve kıyıya çok yakın bir konumda olduğu bulunmuş. O zamanlar zengin flora ve bitki örtüsüne sahip bu bölge, son Buzul Çağı’na dek iskân edilmiş mağaraları, yerleşim alanları ve mezarlık kalıntılarını içeriyor. Bakü’ye 64 km uzaklıktaki dağlık alan 2007’de UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınmış. Dünya kültür mirası kelimesinin gerçekten bir anlam bulduğu yerlerden birisi.



Millî Parkın girişinde bir müze var. Müze, bölgenin oluşum ve yaşam süreçlerini çok iyi anlamanızı sağlayan görseller içeriyor. Bunun dışında güzel hazırlanmış maket modeller de var. Bu bakımdan buraya girmeyi ihmal etmeyin diyorum.



Böyle yazıyorum çünkü kayalık alan ve petroglif denilen resimlerin bulunduğu bölüm girişten 2 kilometre uzakta. Ana giriş ve müze binası yan yana yani önce durup müzeyi gezip, sonra araca binip devam ederek diğer alana ulaşıyorsunuz. Buraya araç kiralayarak veya toplu taşıma ile Kobustan köyüne gidip oradan taksi ile gidilebilir. Ancak şehirden uzaklık ve şehir dışı görülecek başka alternatif rotaların olması sebebiyle bir gün araç kiralamak veya günlük bir tur ile gelmek makul bir seçenek gibi görünüyor.



Alanda bulunan taşlara oyulmuş resimlerin bazıları mükemmel şekilde korunmuş. Bazıları o dönemki hayatı çok güzel betimler tarzdayken bazıları bir çocuk resmini ya da karikatür çizimini andırıyor. Bu sözlerimi olumsuz bir yorumdan ziyade betimleme gibi düşünmenizi istiyorum.



Kayalarda belli belirsiz olan bazı çizimlerde ceylan, boğa, domuz, yılan, kertenkele gibi bir çok hayvan figürü var. Bu bakımdan biraz Göbekli Tepeyi de andırıyor. Ancak aralarındaki fark; buradaki insanların evleri sayılabilecek dağınık yerleşimleri kapsarken, Göbekli Tepenin büyük bir anıt yapı şeklinde olması.



Oldukça büyük bir alan. Bu bakımdan sıcak bir yaz günü gezmek zor olabilir. Gezinizi bahara denk getirin ve bence burayı atlamayın. İnsanın yeryüzündeki var oluş tarihinin basamaklarından birisini görmüş olacaksınız.



Çamur Volkanları

Çamur Volkanları, Kobustan köyünün arkasındaki tepede yer alan ilginç bir jeolojik oluşum. Çamur volkanlarını ilk kez İzlanda'da gördüğümde başka bir gezegende olduğum hissine kapılmıştım. Buradakiler onlardan biraz daha büyükler. Kobustan müzesinden 13 kilometre daha ilerideler.



Gezegenimiz üzerinde tahmini 700 çamur volkanının yaklaşık 400’ünün Gobustan civarında bulunduğu yazılmış. Burada yeraltından çıkan balçıklar, üzerine çıkabileceğiniz küçük tepeler oluşturmuş. Oldukça fotojenik bir alan ancak daha önce böylesi bir şey görmemiş olanları sülfür kokusuna karşı uyarayım. Bir süre pişmiş yumurta görmek istemeyebilirsiniz. Çamurun cilde iyi geldiği düşünüldüğünden insanlar genelde ciltlerine sürüyorlar. Yine İzlanda deneyimime dayanarak sülfürlü suyun insanın cildini çok yumuşatıcı bir etkisi var. Bu deneyim buradaki çamurları meşhur etmiş.



Çamur volkanlarına ulaşmak için araç şart. Biz araç değiştirip eski model arabalarla buraya gittik ki size de bunu öneririm. Yol normal bir arabanın gidebileceği bir bozuk yol ancak sık sık kavşaklar var ve her hangi bir tabela yok. Ayrıca yerel şoförler de offroad ralli tadında gidiyorlar ki bu müthiş değişik bir deneyim. Onların 20 dakikada gittiği yolu siz bir saate zor gidersiniz. Herhangi bir kontrol veya kapı yok, giriş ücretsiz. Ancak bulmak zor bu yol kıyısında duran yerel insanların arabasına binin kendiniz gitmeyin. İnanın yolculukta volkankanlar kadar inanılmaz bir deneyim olacak.



Son söz olarak doğal birer anıt statüsünde olan bu volkanlar adeta minyatür birer yanardağ gibi. Tepelerinde oluşan havuzlarda çamur kaynıyor. Bu bakımdan çok fotojenikler. Böylesi şeyler ilginizi çekerse buraya vakit ayırmanızı öneririm.



Bibiheybet Camii

Artık dönüş yoluna geçtik şimdiki durağımız eski bir cami. İslam dinine ait, “en güzel cami örnekleri” arasında sayılan bu cami, Şirvanşahlar döneminde yapılmış, 1936’da Bolşevikler tarafından yıkılarak, 1997’de şu anki haline getirilmiş.



Cami Şirvan tarzı mimarisini ve üç kubbesiyle dikkat çekiyor. Dışarıdan bakıldığında sarı soluk taş rengi nedeniyle sıradan bir cami gibi gelse de içerisindeki süslemeler farklılığını gözler önüne seriyor. Özellikle içeride kullanılan yeşil renk camiye çok etkileyicilik katmış.



Bibiheybet camisinde bulunan mezar Hz Muhammed soyundan geldiğine inanılan bir imamın kızına ait yani bir bakıma peygamber torunu. Buraya kaçıp buraya geldikten sonra ona yardım eden Hala (Bibi) adı verilen kişi ile yan yana yatıyor burada. Caminin adının anlamı da heybetli hala anlamını taşıyor.



Mezara dua eden veya çevresinde tavaf edenler görürseniz şaşırmayın. Girişteki tabelada şöyle yazıyor: "Burada Muhammed'in soyundan, altıncı imam Cafer Sadık'ın torunu, yedinci imam Musa el-Kazım'ın kızı, sekizinci imam Ali er-Rıza'nın kız kardeşi gömülüdür.".



İlk Petrol Kuyusu ve Petrol kuyuları

Bibiheyet caminin hemen yakınında Bakü Su Sporları binasını ve onun otoparkında dünyanın ilk petrol kuyusunu görmeniz mümkün.



Doğal sebeplerle yer yüzüne sızanlar dışında ticari amaçla açılmış ilk petrol kuyusu burası (1846). Aslında 1803 yılında ki denemelerde petrol bulunmuş ancak üretim ve çıkartımın nasıl yapılacağı üzerine planlamaların tamamlanması 40 yılı almış.



Petrol konusunda her zaman kafam karışık oldu. Bir tarafım dünyanın ısınması ve kirlenmesine yol açtığı için keşke olmasaydı derken diğer tarafım da petro kimya endüstrisinin hayatımıza sağladığı kolaylıklar olmadan hayatımız nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyor. Bir atasözü uyduracak olsak "Ne plastikle, ne plastiksiz olmuyor".

Buradan anayola çıkmayıp yan yoldan tekrar bibiheyet yönüne denize paralel gidecek olursanız petrol kuleleri denizinin içerisine düşeceksiniz. Eğer bir petrol kulesi görmek ilginizi çekerse burayı atlamayın.



Bayrak Meydanı ve Kristal Salon

Bayrak Meydanı: Bakü bulvarının güney ucunda denizin doldurulmasıyla kazanılan bir alana yapıldığı zaman dünyanın en büyüğü olan meydan daha büyük bir bayrak dikilmesi nedeniyle yenilenmeye alınmış. İllaki en büyük bizde olsun diye düşünmüşler.



Kristal Salon: Eurovizyon şarkı yarışması için planlanmış 25.000 kişilik konser salonu. Yarışma sonrasında da pek çok aktivite için kullanılmış alımlı bir yer. Buraları yoldan geçerken de görmenizin yeterli olacağını düşünüyorum, durmanıza gerek yok. Buradan kentin kuzeyine devam ederken bir kahve molası vermenizi öneririm. Mekanları yazının sonunda belirteceğim ancak lokasyon olarak üç alternatifiniz var. Deniz mall, Targovo bölgesi ya da benim seçtiğim Port Bakü AVM.



Azerbaycan Ateşgah Müzesi

Azerbaycan Ateşgah Müzesi Dünya üzerinde bulunan 3 Mecusi tapınağından biridir. Ateşgah yani ateş mabedi 4000 yıllık geçmişi bulunan bir ibadet yeridir. Bakü'nün kuzeyinde merkeze 25 kilometre mesafede bulunmaktadır. Aslında buranın dini mabet olması fikri bana çok makul geliyor. Düşünsenize sönmeyen ve sebebi belli olmayan bir alev var. Böyle bir şeye tanrısallık fikri yüklemek çok kolay olmuştur o dönemde.



Ebediyen sönmeyecek bir ateş olarak adlandırılan yerin doğal gazı bir ara endüstriyel kullanımla kesilse de sonradan yeniden doğalgaz akışı sağlanmış. Ateşgah mabedi, ilk kez 1713 yılında inşa edilmiş. Tam olarak son haline kavuşması, 1810 yılında Tacir Kançanagaran sayesinde gerçekleşmiş.



Bakü Ateşgahı, Hindistan’dan kuzeye giden yollar üzerinde Hazar Denizi havzasında ticaret yapan Hint Yarımadası’ndaki Zerdüştler için bir hac ve felsefe merkezi olmuştur. İnançlarının dört kutsal unsuru şöyledir: Ateshi (ateş), badi (hava), abi (su) ve heki (yeryüzü).



Ateşgah, mimari özellikleri bakımından pek çok yapıya benzetilebilecek sıradan bir görünüme sahip. Ancak Ateşgah mabedinin tam ortasında sürekli yanmakta olan ateş buraya çok farklı bir hava vermiş doğrusu.



Ateşgah’ta yanan ateşin kenarlarında küçük odacıklar bulunmakta ve her odanın ateşe bakan bir pençesi bulunmaktadır. Zerdüştler tarafından bu odalar çilehane olarak adlandırılmaktadır.



Ateşgah’a geçmişte Zerdüştler hac için gelerek, küçük odalarda konaklayıp, ateşi izler, çeşitli işkenceleri yaparak ibadet ederlermiş. Azerbaycan’ın İslamlaşması ile beraber Zerdüştler Hindistan’a göç etmişlerdir. Şimdilerde Ateşgah’ a ait odalar müze haline getirilmiştir. Özellikle 21 Mart Nevruz günü Hindistan’dan gelen Zerdüştler tarafından Ateşgah ziyaret edilmektedir. İnsanın çok değişik hislere kapıldığı farklı bir mekan buraya mutlaka vakit ayırın derim.



Bu noktadan sonra Yanardağ adı verilen bir bayırın kenarında yer alan ve sürekli yanmakta olan ateş olan bölgeye yönelin. Ancak bu ateşin çevresinde bir yapı veya anlamlı bir mekan bulunmadığını göz önünde bulundurmanızı rica ediyorum.




Yüzyıllardır yanan bir doğalgaz alevi var. Bu bakımdan Olimpos'taki yanar taşa benziyor. Ancak minik müzemsi bir yer var ve orada termal kamera ile ısı fotoğrafınız çekmeniz mümkün. Böylesi bir şey her zaman kısmet olmaz bu nedenle atlamayın, hoş bir anı olarak kalır.



Haydar Aliyev Kültür Merkezi

İnsana gerçek üstü bir dünyada olma hissi yaratan bir mekan. Bilbao Gugenheim müzesi gibi çılgın bir mimari örneği. Mimarisi için Azerbaycan mitolojisinde yer alan Hazar Denizi’nin yükselişini yansıttığını yazanı da gördüm, Haydar Aliyev'in imzasına benziyor diyeni de. Bu görkemli yapı içerisinde, konser salonu, konferans salonu, kütüphane ve müze, sanat galerileri bulunmakta.



Maliyeti 150 milyon dolar olan ve yapımında tamamen beyaz renk kullanılan bu yapıda sizinde hemen fark edeceğiniz üzere hiç köşe kullanılmamış. Tamamen yumuşak kıvrımlarla dolu beyaz bir akış tercih edilmiş. Hakikaten insanda bir sınırsızlık hissi uyandırıyor.

İçinde kültürel sergiler, ülkedeki kültür varlıkları ile ilgili sunumlar, milli müzik aletlerinin bulunduğu ve klasik arabaları içeren bölümler de mevcut. Şartlarınız el verirse mutlaka zaman ayrılması gereken bir yer. Bahçedeki çok sayıda futuristik heykeller ve "I love Bakü" yazısı da kaçırılmaması gereken yerlerden.



Alev Kuleleri

Burayı Bakü gezisinin neresinde yazmak gerekli karar vermek zor. Çünkü gezilecek her yerden görünen içerisinde otel, iş merkezi bulunan devasa bir yapı.



Ateş ülkesinin ateş sembolü olarak tasarlanmış. 400 milyon dolar olan maliyeti ilk duyduğumda çok abartılı bulduğumu belirtmeliyim. Ancak binanın kente kattığı imajın değeri ne kadardır bilemiyorum. Paris deyince aklınıza nasıl Eifel kulesi gelirse Bakü deyince de aklınıza Alev Kuleleri gelecek. 2013 yılında en iyi turizm kompleksi ödülünü almış. Bulutlu günlerde gri, açık gökyüzünde parlak mavi görünen muhteşem bir görüntüsü var. Geceleri ise 10.000 led lamba ile aydınlatılan muhteşem görünüşlü bir anıt. Lambaların titrek görüntüsü bir alev etkisi bırakıyor.





Bakü dağ üstü parkı ve seyir terası

Bakü'nün en güzel manzaralarından birini sunan mutlaka çıkılması gereken bir alan. Hemen alev kulelerinin yakınında yer alıyor. Şehitlik, şehitler anıtı, seyir terası, bir cami ve büyük ölçekli parkı kapsayan bir yer. Mini Venedik'in hemen arkasındaki Mugam merkezinden oradan funikular ile kolayca ulaşılmakta. Ancak biz gittiğimizde funikular çalışmıyordu ve kızımla yürüyerek çıktık. Gayet iddialı sayıda merdiven çıkıyorsunuz eğer böyle bir çekinceniz varsa bir daha düşünün derim.



Petrolden gelen para iyi bir şehir planlamasıyla birleşince oraya çok güzel bir silueti çıkmış. Hele Karabağ savaşı kazanıldıktan sonra giderek artan yatırımlarla bir uzak doğu kenti görüntüsü kazanmış. Buraya mutlaka zaman ayırın; ateş kulelerinin gölgesi altında kanatlanmış bir kentin güzel görseli sizi fazlasıyla tatmin edecek. Yukarıda çok rüzgarlı bir hava sizi bekliyor olacak saç bandı, toka hazırlığınızı yapın.



Bakü Türk Şehitliği

Başkentin en güzel manzaralı yerine kurulmuş, körfeze bakan bir şehitlik. 1918’de Osmanlı Devleti ile anlaşma yapan Azerbaycan, Bolşevik birlikleri ve Ermeni çeteleri işgaline karşı Osmanlı hükümetinden yardım istemiş. Bakü ve Azerbaycan’ın diğer illerinin bu işgalden kurtarılması için 10 binin üzerinde asker gönderilmiş.



Eylül 1918’de, 30 saat süren şiddetli muharebeler sonrasında Bakü kurtarılmış. Bakü’de halkın coşkuyla karşıladığı Osmanlı askerleri, kentte geçit töreni düzenlemiş. Bakü’nün kurtuluşu için yapılan mücadelede 1130 şehit verilmiş. Kentte dört şehitlik var birisi burası sonunda sembolik bir ateş yanan anıtta mevcut.



Sizlere Bakü'yü özetlemeye çalıştım. Yazının sonuna bizim gezi planımızı da ekleyeceğim belki sizler için ışık tutucu olabilir. Yüzlerce güzel mekan içeren bu kente yemek ve kaffe mekanı sekmekte çok zorlandım doğrusu. Bosna ve Lviv'den sonra bu kadar zorlandığım üçüncü rota burası oldu.



Yemekler ve mekanlar hakkında da bir şeyler yazmadan geçmemek lazım. Öncelikle Azerbaycan yemekleri çok güzel kesinlikle deneyin. Gidip de kendinizi sakın dönere vermeyin. Yemeklerden mekanların içerisinde bahsedeceğim. Bir çok mekan denedik ama çok özellikli dört yer yazacağım size.



Mari Vanna

Hilton otelin hemen arkasında bir Rus restoranı. Ancak Azeri, Rus başta olmak üzere pek çok çeşit yemeği bulmanız mümkün. Çok değişik objelerle donatılmış sıra dışı mekan. Küçük küçük bölümler şeklinde planlanmış.



Her bölümün biri birinden farklı olması için çaba görterilmiş. Eski eşyalar, danteller, kavanozlar , porselen tabaklar gibi bir çok süs eşyası yer alıyor. İngilizce veya Türkçe kolalylıkla iletişim kurabilirsiniz.



Burada bulunduğumuz süre içerisinde gittiğimiz en pahalı yerdi ancak mutlaka gitmenizi öneririm. Değişik ortamı ve lezzetli yemekleri ile ilgiyi hak ediyor. Restoran hizmeti yanında kafe olarakta yararlana bilirsiniz.



Akşam yemeği için gidecekseniz mutlaka yer ayırtmanızı öneririm. Çünkü çok aşırı büyük değil ve kentte hayli meşhur.



Lezzet ve sunum olarakta bu ilgiyi hak ediyor doğursu. Yediğimiz her yemekten mutlu olduk. Son gelen napolyon tatlısı da hoş bir son oldu.




Şirvanşah Musey Restoran

Burası kentin kült yerlerinden çok büyük ve etkileyici bir mekan. Eskiden bir hamam olarak hizmet veren binanın arkasındaki sokağı da içine almışlar. Biri birinin içine geçmiş bölümleri olan iki katlı işletme.



İnternette yazan bazı turistik olduğu ve bu nedenle gidilmemesi yolundaki yazılara kesinlikle itibar etmeyin. Evet tesis turistik bir mekan ancak son derece güzel objelerle süslenmiş insana ülkenin yerel havasını harika yansıtan çok güzel bir mekan.



Yemekleri oldukça güzel ve çeşitli, fiyatları da oldukça makul. Sempatik garsonları var. Düşbere çorbası,bal kabağı çorbası, Shah pilavı gibi bir çok yerel yemek denedik ve hepsi çok başarılıydı. Ancak salata istediğinizde özel bir açıklama getirmezseniz marul, domater, salatalık bir tabak içerisinde bütün halde getiriyorlar. Bunu da ilginç bir anekdot olarak belirmiş olayım.






Burada yemeklerin içeriğine iliştin detaylı bir tarifte bulunmayacağım ancak pilav kelimesi Azaerbaycan'da ülkemizde taşıdığı anlamı tam olarak karşılamıyor bunu belirtmiş olayım. Bizim bildiğimiz pirinç kompozizasyonun yanında mutlaka bir et ile servis ediliyor. Yani pilav (plov) komple bir yemek gibi düşünülmeli. Ancak shah plov bir tür hamur içerisinde pişirilen kestane , kuru kayısı, et ve üzüm ile pişirilen büyük ve harika bir yemek. Ancak hazırlanması bir saat sürüyor erken sipriş edin ve kendinizi önden çok doyurmayın çok büyük bir yemek.



Ayrıca aralıklı canlı yerel müzik var yani hem sohbetinizi yapıp vem aralıkla müzik dinleme şansınız var. Mini bir dans gösterisi bile sergilediler. Ortam on numara beş yıldız mutlaka uğrayın yemek yerkende restoranın içini bir turlayın. Görevlilerden yardım istemeye çekinmeyin hepsi çok yardımcı ve güler yüzlü. Bu mekan kentin olmazsa olmazlarından bence sakın kaçırmayın.




Nergis Restoran

Çeşmeler meydanında yer altında yerleşimli bir mekan. Fiyatları üstte yazdığğım iki mekandan bir tık daha ucuz ancak lezzet ve güleryüz konusunda kesinlikle onlardan geri kalmaz kesinlikle.



Yer altı yerleşimi ve dekorasyonu biraz daha sade olması dışında tüm yediklerimizden oldukça memnun kaldı. Garson arkadaş bizim damak tadımıza göre bizim en seveceğimiz türden yemekler seçmemize inanılmaz yardımcı oldu.



Qala Divari

Burayı kahvaltı mekanı olarak denedik. İçeri şehrin Nizami parkı tarafında duvarın hemen kıyısında. Qutap adı verilen gözleme benzeri yiyecekleri, sıcacık tava ekmeği ile öne çıkan çok hoş bir mekan biz kahvaltı yaptık yemek için de düşünebilirsiniz.



Bal çok güzeldi, servis edilen her şey çok güzeldi ancak kahvaltınızda otlu, bal kabaklı, peynirli qutap mutlaka olsun.



Ülkede bulunduğumuz süre içerinde oturduğumuz küçük büyük hiç bir kafe verestorandan mutsuz olmadık. Bunlar içerisinde Central cafe, Paul gibi avrupa tarzı olanlarda dahil olmak üzere hepsi çok güzeldi. Bakü yeme içme olarak çok güzel olanaklar sunuyor.



Buraya gelmeden önce beklentiniz bir doğu kentine gezi yapmaksa çok ışıltılı ve güzel bir kente yolculuk yaptığınızı bilmenizi istiyorum. Bakü beklentinizi ve standartlarınızı yükseltecek oldukça güzel bir şehir tadını çıkarın. İyi gezmeler.






Bakü gezi planı

Birinci gün (Varış günü)

28 Mayıs Meydanı

Bakü Bulvarı boyunca akşam yürüyüşü

Akşam yemeği : Mari Vanna restaurant





İkinci gün

Sabah

Filarmoni parkı

Mini Venedik

Halı Müzesi

Mugam Merkezi

Seyit terası,Türk Şehitliğini ziyareti.

Deniz Mall AVM

Kahve Molası : Coffemania


Şair ve yazar Nizami bu ülkede milli kahraman gibi kabul ediliyor.

Öğleden Sonra

İçerişehir’i keşif

- Kız Kulesi

- Açık Hava Müzesi

- Şirvanşahlar Sarayı

- Minyatür Kitap Müzesi

Çeşme (Fevvareler) Meydanı