• Murat Hüseyin inceoglu

24 Saatte OSLO: "SAKİN VE SADE"

Güncelleme tarihi: 24 Eki 2019

    Oslo' yu İzlanda yolculuğunun gidişinde bir Ağustos günü görme şansım oldu. İşin içinde İzlanda gibi bir yer olunca Oslo biraz ikinci planda kalsa da, tabi ki bu kendisini sevmediğim anlamına gelmiyor. Tek başına gidilecek kadar cazip olmasa da tam bizim yaptığımız gibi geçerken uğranılabilecek bir yer kategorisinde burası. Bence ülkenin en dikkate değer yeri Bergen ile Alesund arası bölümü. Ancak süre ve maddi konuları planlayarak tek bir Norveç gezisi planı içerisinde dört günlük bir gezi olarak düşünülebilir. Aktarma noktası olarak düşünecekseniz 1 en çok 2 gün yeterli.



    Oslo tipik bir İskandinav şehrinin tüm özelliklerini taşıyor. İmrenilecek bir düzende, medeniyetse en üst noktada fakat pahalılık meselesini merak ediyorsanız en kralı! (Evet, cümlenin sonu iyi bitmedi farkındayım). Hani şöyle gitsem buralara yerleşsem yaşasam diye düşünüp soğuk ve pahalılığı dert etmeyecekseniz çok beğeneceğiniz bir yer. Oldukça sakin bir şehir. Kent oldukça yeşil ve düzenli, her yer ağaçlık. Hatta yer yer tramvay yolları bile yeşil.



    Dünyanın pek çok araştırmasına göre standardı ve pahalılığı konusunda hep ilk beşte bulunan Oslo için pahalılıkla ile ilgili bir sürpriz yapıp o kadar da pahalı değilmiş demeyi inanın ben de çok isterdim. Fakat diyemiyorum çünkü Oslo çok pahalı. Sadece ekspres trenle kente 7 kişi gidip gelmenin 145 euro, pizzanın 20 euro- biranın 15-25 euro, kahvenin 7-10 euro olduğunu yazayım size yetsin.



     Oslo’da her şey gibi ulaşım da pahalı. Tek yön ulaşım bileti 75 dk için 35 NOK yani 25 tl. Biz bir günlük turistik gezi geçireceğimiz için günlük bilet aldık 108 NOK yani 75 tl ödedik. Bu da üç kez kullanıma karşılık geliyor. Eğer 4 ve üzeri kullanacaksanız günlük bilet daha hesaplı. Kent bol bol yürüyerek ve nadiren tramvay kullanarak gezilebilecek bir planda. Eğer ana istasyona yakın konaklarsanız ki ben bunu şiddetle öneririm. Sadece 12 ve 15 numaralı tramvaylar sizi anlatacağım tüm yerlere götürüp getirecektir. Her ne kadar küçük bir yer de olsa bu kentte geçirdiğiniz 24 saatte ayaklarınız şişmiş ve yeterince yıpranmış olacaksınız. Bu nedenle oteliniz ana istasyona yakın olsun.

      Genelde Oslo ile ilgili bir yazı hazırlanacaksa National Gallery, Oslo’nun olmazsa olmazı diye başlar. Norveç’in en büyük resim ve heykel koleksiyonuna sahip müzede Edward Munch’un “The Scream” eseri de dâhil pek çok eseri görme şansı yakalayabilirdiniz. Ancak Müze 2020 yılına kadar tadilatta umarım ileride siz ziyaret edebilirsiniz.

    Bizim kentte tam 24 saatlik ve bir gece konaklamalı bir planımız olduğundan bu yazıda Oslo’da bir gününüz olsa ne yapardınız sorusunun cevabını arayacağız beraberce.

Bizim Otelimiz Thon Hotel Astoria idi. İstasyona çok yakın son derece temiz ve kahvaltısı çok başarılı bir tesis. Eğer size de uygun görünürse kesinlikle öneririm.



    Karl Johans Gate

     Şehrin tartışmasız bir şekilde en turistik ve en işlek caddesi olan Karl Johans Gate, bir ucunda Royal Palace, diğer ucunda ise Central Station’ı barındıran oldukça önemli bir cadde. Eğer ana istasyona yakın kalıyorsanız zaten çok yakınınızda olacak. Parlamento binası ve Ulusal Tiyatro gibi görmek isteyebileceğiniz başka binalar da üzerinde yer aldığı için bu caddeye geziniz boyunca çok yüksek ihtimalle birkaç kez yolunuz düşecektir. Bunun dışında yeme içme konusunda da bu cadde üzerinde pek çok alternatif bulabilirsiniz. Alışveriş için burası biçilmiş kaftan denilse de fiyatlara bakınca o kaftanın bizim için dikilmediğini anlamak zor değil.



         Oslo Belediye Binası

     Kırmızı tuğlalı sosyalist bir düşüncenin eseriymiş gibi görünen bu bina önündeki meydanla birlikte kentin merkezini oluşturuyor. 2005 yılında düzenlenen ankette %30 oy alarak Oslo’da “”Yüzyılın Yapısı” seçilmiş. Onu seçen akla şaşırmadım desem yalan olur. Öyle ihtişamlı bir tarafı yok, hoş görünümde desek yeterli bence. Ancak sahip olduğu sanat eserleriyle ve ev sahipliği yaptığı Nobel Barış Ödülü töreniyle klasik belediye binası kalıplarını fazlasıyla aşan bir özelliği var. Nobel İsveç orjinli bir aile ancak barış ödülleri bu ülkede veriliyor çünkü Norveç devleti tarih boyunca hiçbir devlete savaş açmamış. İnsan İzlanda, İsveç ve Norveç’in bugünkü barışçıl ve hümanist yüzünü gördükçe şaşırıyor. Demek ki diyorum Vikingler olarak tarihte “yeterince kan içmek” sonuçta insanın kana susamışlığını doyuruyor. Bir doyum ve erme noktasına ulaşılıp geçmişten sıyrılmak mümkün olabilirmiş diyor insan.



     Neyse konumuza dönelim yapının inşasına 1931 yılında başlanmış. Patlak veren 2. Dünya Savaşı’nın getirdiği ekonomik zorluklar nedeniyle Oslo’nun ikonik idari merkezi ancak 1950’de tamamlanabilmiş. Hoş bir yapı ama görkemli falan hiç değil. Bahsetmedim ama sanırım siz anladınız bir otelden çıktık ve yürüyoruz. Yürümek sizin kaderiniz. Şikâyet yok yola devam.

      Aker Brygge & Tjuvholmen



     Aker Brygge ve civarı, Oslo halkı ve gezginler tarafından pek seviliyor, pek övülüyor. Aslına bakarsanız hem yaşam alanlarının, hem kafelerin, hem restoranların, hem butik ve mağazaların bulunduğu tam limanın kenarında kalan bir yer. Eskiden liman deposu olarak kullanılan konteynır dolu bir alanmış. Ancak Norveçliler buraya kocaman bir alışveriş merkezi ve rezidans dikmek yerine eski yeni sentezi barındıran bir açık hava çarşısı yapmak istemişler gibi geldi bana. Tabi ki böylesini alışveriş merkezlerine defalarca kez tercih ederim, çok elit gibi görünmesine karşın biraz zenginler mekanı havası uyandırıyor insanda. Ama görülmeye değer mi kesinlikle değer. Bu bölümde bazı resim ve heykel müzeleri de var ama zamanımız az olduğu için bunlar bizim ilgimizin dışında kaldı.



    En iyi kentsel dönüşüm proje ödüllerinden biri seçilip ödül almış bir yer. Görülmesi gereken insanda karmaşık hisler bırakan değişik bir yerleşim alanı. Eski binaları koruyarak kullanmaları eski yeni sentezi yaratmış ki ben bunu çok etkileyici buldum.




    Biz akşam yemeğini buradaki Olivia restoranda yedik. Yanlız biraz dikkat bu bölgede üç şubesi var. Bizim yediğimiz arka bölümde olandı. Alttaki resimler sizin ilginizi çekerse siz de deneyebilirsiniz. Servis ve yemek kalitesi bakımından kusursuz bir yerdi. Norveç somonu da yerel bira eşliğinde çok lezzetliydi. Ancak fiyat konusunda beklentinizi düşük tutmayın. Dört kişi 80 euro civarı kesin tutacaktır.





Oslo Opera House




     Güne başlamak için ideal bir nokta. Tüm kuzey ülkelerinin başkentlerinde vuku bulan sinir bozucu güzellik ve tasarıma sahip bir opera binası yapma geleneği Oslo’da da var. Konser dinleme vaktimiz olmasa da binanın hem dışını hem de içini gezmeyi planlıyorum. Görünüm olarak harika bir tasarıma sahip ve fotoğraflaması inanılmaz keyifli bir bina. Donmuş bir gölde buzları kırarak yükselmiş bir buz dağı hissi vermeye çalışmışlar.



    Vigeland Sculpture Park



    Oslo’nun belkide tek turistik noktası durumunda Vigeland Heykel Parkı. Gustav Vigeland’a ait çok sayıda heykelin sergilendiği bir açık hava müzesi gibi adeta.



    Oslo’nun en büyük parklarından biri olan Frogner Park’ın bir parçası olarak her ikisini bir arada gezebileceğiniz gibi, hazır oralara kadar gitmişken parkın en popüler heykeli olan muşmula suratlı “Angry Boy” heykelini görme şansınız olacak. Köprü üzerinde sol tarafta biraz dikkatle görmeniz mümkün olacak. Ancak küçüklük bakımından Brüksel'deki Manneken Pis heykeli gibi bir miktar şaşırabilirsiniz.



   Heykellerin hemen hepsi çıplak ve büyük. Yoğunluk olarak şaşırtıcı çoklukta olduklarını ve yemyeşil parkın içerisinde gerçek dışı göründüklerini düşündürdü bana. Ancak kente gelip de burayı görmemek önemli bir eksiklik olur. İçindeki parkın büyüklük ve huzur vericiliğinin de insanı kıskandıracak cinsten olduğunu belirmek gerekir.




   Unutmadan yazayım dünyanın tek bir sanatçı tarafından yapılan en büyük heykel parkı olmasının yanı sıra, gördüğüm en şaşırtıcı heykeller de bu parkta yer alıyor.



    Grünerlokka

    Burası kentin beyaz yakalılarının oturduğu bir kesim. Kişisel bir yorum yapacak olursam Grünerlokka şehrin biraz tekdüze evlerden oluşmuş ama zengin dükkan ve kafe içeren bir bölgesi diyebilirim. Mahallenin sokaklarında dolaşırken hoş dükkanlar ve kafeler var. Ortam Norveç'e yakışır sakinlik ve temizlikte. Ancak binaların tek tip oluşu bir miktar doğu bloğu ülkesi havası vermiyor değil.



    Akerselva nehrinin etrafını yeşil bir hat olarak bırakmışlar. Bölge aynı zamanda Oslo grafiti ve sokak sanatının da en iyi örnekleriyle dolu. Özellikle eski fabrikalar alanı olan ve yolun orta yerinde dev bir avize asılı olan Ingens Gate ilgiyi hak ediyor.





    Hem bu küçük sokak boyunca, hem de civarında bol bol boyalı duvar çalışması göreceksiniz. Eski fabrika binalarının renkli görüntüleri çok hoş ve farklı olmuş.

     Yine de şehrin içinden akarak Oslo’yu ikiye ayıran Akerselva kenarına indiğinizde hala şehir merkezinde, hatta başkentte olduğunuzu unutabilirsiniz. Nehir boyunca çevresinde yürüyebileceğiniz patikaları, minik şelaleleri ve eski köprüleri ile Akerselva, kahvenizi alıp mola vermek ya da yürüyüşe çıkmak için çok güzel görünüyor.




      Damstredet

    İskandinavya ülkeleri konu olduğunda gözünüzün önüne çatıları renkli, kısa kısa evler geliyorsa, o sevimli evlerin Oslo şehri genelinde çok nadir bir durum olduğunu göreceksiniz. İlle de böyle bir bölüm görmek ilginizi çekecekse size Damstredet’e gitmenizi öneririm. Burası kartpostallardan fırlamış gibi bir görüntüye sahip ama çok küçük bir bölüm. Sokak boyunca yer alan ahşap evlerin çoğu 18. yy sonlarında yapılmış ve dönem dönem yenilenseler bile o eski doku korunduğu için gerçekten inanılmaz sevimli bir görüntüye sahipler. Sempatik ama şehrin klasik Avrupai tarzıyla tezat oluşturuyor. Ancak çok uzun anlatılan ve vazife gibi her turistin gittiği bu yere bakınca Oslo’nun eski halinden çok küçük bir bukle görüyorsunuz. Peki, bunun büyük hali nasıl olurdu acaba diye düşünecek olursanız. Buyrun sizi Reykjavik’e alalım. Bu mahalleye bakınca orası Oslo’nun eski halinin yaşayan versiyonu gibi. Eğer bir gün görme olanağınız olursa bana hak vereceksiniz.


İnstens Gate

     Yaptığım araştırmalarda bu evleri en yoğun olarak görebileceğiniz yerlerin aslında Ingeborgs ve Danmarks gate adı verilen iki sokak olduğunu buldum. Gezi yazılarında çok fazla yer bulmamış olmalarına karşın bu iki sokakta eski Oslo hala hayatta gibi görünüyor. Ancak bizim buralara gidecek zamanımız olmadı.


İnstens Gate

     Son bir kaç cümle de tasarım butik olayı için, burada kendisine özgü kıyafet yapan pek çok butik var. İnceledim çok ilginç çalışmalar yapmışlar haklarını vermek lazım.

Son bir özet olarak Oslo “sakin ve sade” etkileyici klasik bir İskandinav başkenti. Görülesi ve kışları buralar pek soğuk ve karanlık olur demezseniz yaşanılası bir kent. Bir iş gününde kentteki sakinlik gerçekten şaşırtıcıydı. Eğer Fyord gezisi ile birlikte düşünüyorsanız veya bizim gibi İzlanda'ya geçecekseniz bir gün vakit geçirmek size çok iyi gelecek.


Aker Bryge

0 yorum